YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Yavuz’un Kavgası – I. Selim’in Saltanat Mücadelesi

Yavuz’un Kavgası – I. Selim’in Saltanat Mücadelesi

Yazar:

Kategori: Tarih

ISBN: 978-975-08-2643-6

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 11.2013

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 21.00 TL   Etiket Fiyatı : 30.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 248
Boyut : 16.5 x 24 cm
Tekrar Baskı : 2. Baskı / 11.2020

H. Erdem Çıpa’nın elinizdeki çalışması tarihçiliğimizde “Yavuz” lakabıyla anılagelmiş olan I. Selim’in padişahlığıyla sonuçlanan tartışmalı saltanat mücadelesini incelerken, bu âsi şehzadeye taht kavgasını kazandıran birincil askeri ve siyasi gücün “merkezdeki” (İstanbul) yeniçerilerden ziyade “taşradaki” (Rumeli) beyler ve idari amirlerden müteşekkil olduğunu vurguluyor.

Gerek siyasi bir aktör olarak Selim’in sosyal, siyasi ve askeri şahıs ve toplulukları harekete geçirmek için uyguladığı stratejiler, gerekse Selim’e destek olanların toplumsal bileşiminin irdelendiği bu çalışmada 15. ve 16. yüzyılda İslamî ilke ve söylemlere dayalı bir siyasi oluşum olan Osmanlı devletinde bir hükümdarın saltanatının nasıl teşekkül ettiği ile ilgili önemli ipuçları sunuluyor.

GİRİŞ

Bir yandan tarih boyunca farklı Türk devletlerince hükümranlık kavramının genel olarak nasıl algılandığı ve uygulandığı sorusuna cevap ararken, öte yandan Osmanlı İmparatorluğu bağlamında saltanatın hangi veraset usulüne göre el değiştirdiğini irdeleyen makalesinde Türklerde saltanata giden yolun müesses ve değişmez kurallarla belirlenmediğine işaret eden Halil İnalcık, veliaht tayini ve büyük ya da küçük oğulların tercih edilmesi gibi temayüllerin zaman zaman ortaya çıktığını teslim etmekle birlikte, yeni sultanın meşruiyetini sağlayan nihai ölçütün takdir-i ilahi olduğunu vurgular. Taht kavgalarının son aşamasının genellikle savaş olduğunu da hatırlatan İnalcık, saltanat mücadelesi veren hanedan mensupları arasındaki askeri çatışmanın sonucunun bilhassa Osmanlı yönetici sınıfınca takdir-i ilahinin en somut ifadesi olarak algılandığını vurgularken, “II. Bayezid’le Selim, Kanuni Süleyman’la Mustafa bir harp için karşı karşıya geldikleri zaman kendi ihtiyarlarına değil, mücerred bir kuvvete, Tanrı’nın ve devletin iradesine tâbi oldukları inancında idiler” der. İnalcık’a göre “Osmanlı şehzadelerinin acıklı akıbeti” işte tam da bu yüzden “daima iradeleri dışında ilahi bir kanunun mukadder neticesi gibi tevekkülle karşılanmıştır.”
II. Bayezid (s. 1481-1512) tahttan indirildikten sonra ömrünün geri kalanını geçirmesi için gönderildiği Dimetoka (Didymotichon, Yunanistan) yolunda esrarlı bir şekilde ölürken en küçük oğlu Şehzade Selim’in (s. 1512-1520) payına düşenin padişahlık olduğu düşünülürse, Bayezid için kaderin bu cilvesini takdir-i ilahi olarak tevekkülle kabullenmenin pek de kolay olmayacağı aşikardır. II. Bayezid ve Selim ile birlikte saltanat mücadelesine girişen Şehzade Ahmed (ö. 1513) ve Şehzade Korkud’un (ö. 1513) takdir-i ilahinin kendi çıkarları doğrultusunda tahakkuk etmesi için ellerinden geleni yaptıklarına ise şüphe yoktur. Söz konusu süreç içerisinde şehzadelerin bir yandan payitahtta ve Anadolu ve Rumeli vilayetlerinde bulunan çeşitli sosyal grupların ve siyasi zümrelerin askeri ve siyasi desteğini almaya çalışırken, öte yandan da babaları Bayezid’in hükümranlığına ve yaklaşık otuz yıldır süregelen saltanatının meşruiyetine karşı çıktıkları unutulmamalıdır. Bayezid’in saltanatının bilhassa son iki yılındaki kanlı taht mücadelesi çerçevesinde bazı kritik şahısların ve grupların desteğini almayı başaran Şehzade Selim, sadece tahta geçmekle kalmamış, kısa süren saltanatı süresince de imparatorluğun ne derece ve hangi yönde genişleyeceğini belirlemiştir.
Elinizdeki çalışmanın konusu I. Selim’in Osmanlı tahtına benzersiz olduğu kadar tartışmalı bir şekilde geçmesidir. Söz konusu süreç Selim’in yaşça en küçük ve babası tarafından hemen hiç desteklenmeyen şehzade olmasının yanısıra, Bayezid’in saltanatının büyük bir bölümünde payitahtta devlet adamları arasında çok az sayıda destekçisinin bulunması nedeniyle benzersizdir. Bu süreci tartışmalı kılan ise Selim’in meşru bir Osmanlı padişahı olan babasını zorla tahttan indirdikten sonra ölümünde oynamış olması muhtemel rolün yanısıra, iç ve dış siyasette izlemiş olduğu amansız ve mütecaviz politikalardır. Şahsiyetinin bazı sıradışı boyutlarını bir kenara bırakacak olursak, ilerki dönemlerde Selim’in “Yavuz” olarak anılmasının temel nedeni de izlediği genel siyasetin bu niteliğidir.
Osmanlı tarihinin bu sayfasını konu alan çalışmaların meydana getirdiği, münhasıran Osmanlı hanedanına odaklanmış ve genelde Tevari?-i Al-i Osman olarak anılan eserlere dayanan başat tarihsel anlatı, I. Selim’in padişahlığa yükselişini tarihsel olarak önceden belirlenmiş ve engellenemez bir süreç olarak betimler. Bu yaklaşımın Osmanlı tarihyazımında süregelen hakimiyeti dahi, konunun mümkün olan en geniş kaynak yelpazesine dayanılarak titizlikle yeniden gözden geçirilmesi gerektiğinin bir işareti olarak değerlendirilmelidir. Elinizdeki çalışmanın amacı Osmanlı ve Venedik arşiv belgelerini, şimdiye dek az çalışılmış, ihmal edilmiş ya da bilinmeyen bazı anonim tarihleri ve münhasıran I. Selim’e ve saltanatına odaklanmış tarihsel anlatılar olan Selîmnâme’lerin oluşturduğu külliyatı eşzamanlı olarak değerlendirmek suretiyle bu padişahın tahta geçiş mücadelesini yeniden ele almaktır.
Bunun için de Birinci Bölüm’de II. Bayezid’in saltanatının son yıllarındaki saltanat mücadelesi bir kez daha irdelenirken, I. Selim’in tahta geçişi ile ilgili birbirinden farklı, birbirini tamamlayan, birbiriyle rekabet eden ve zaman zaman da birbiriyle açıkça çelişen tarihsel anlatıları göz önünde bulunduran daha kapsayıcı bir öykü oluşturulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak ortaya çıkan revizyonist tarihsel anlatı, Şehzade Selim’in padişahlığa yükselişiyle sonuçlanan sürecin daha iyi anlaşılabilmesi için üzerinde hassasiyetle durulması gereken bazı ana temalara da vurgu yapmaktadır. Tahta yeni bir padişahın geçmesini gerekli kılan siyasi koşullar, genel olarak Osmanlı-Safevî çekişmesinin ve özel olarak da Şahkulu isyanının saltanat mücadelesinin akışına tesiri, II. Bayezid ile birlikte Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkud’un meşruiyetlerinin sorgulanması ile eşzamanlı olarak Şehzade Selim’in meşruiyetinin vurgulanması gibi hususları bu temalar arasında zikredebiliriz. Elinizdeki çalışmanın konusu açısından bilhassa önemli olan mesele ise Selim’in 16. yüzyılın ilk yıllarından itibaren iyice yoğunlaşan Safevî tehdidine gönderme yapmak suretiyle etrafında topladığı çeşitli sosyal, siyasi ve askeri grupların kendi saltanat davasını desteklemelerini sağlamak için uyguladığı stratejileri belirlemektir.
I. Selim ile ilgili bildiklerimizin önemli bir kısmına dayanak teşkil eden yazarı belli ya da anonim tarihsel metinler, onu acımasız ama ehil bir padişah olarak tasvir ederler. Gerek bu tarihsel metinlerde ve gerekse Selîmnâme külliyatı olarak adlandırabileceğimiz ve birçoğu Selim döneminde olmasa da onun saltanat yıllarının hemen sonrasında kaleme alınmış bazı eserlerde ise, Selim’in tahta geçişinin öncesinde ve sonrasında vuku bulan hadiselerle alakalı birbirinden farklı ve birbiriyle rekabet eden anlatılar bulmak mümkündür. Bir kısmının kaleme alınması bizzat I. Süleyman (s. 1520-1566) tarafından emredilmiş olan bu eserler sadece Selim’in yükselişi ile ilgili ek ipuçları sunmakla kalmaz, aynı zamanda onu Arap topraklarının fatihi, Safevîlerin yaydığı “zındık” Şiiliğe karşı Sünni İslam’ın savunucusu ve Osmanlı diyarının dürüst ve adil hükümdarı olarak çok daha olumlu bir şekilde tasvir eder. Dolayısıyla Selîmnâme külliyatını babasının adını temize çıkarmak suretiyle kendi meşruiyetini daha da güçlü bir şekilde vurgulamak isteyen I. Süleyman’ın başlattığı ve desteklediği revizyonist erken modern dönem Osmanlı tarihyazımının başarılı bir projesi olarak tanımlamak mümkündür.
Selîmnâme’ler başka kaynaklarda adı geçmeyen ve siyasi ve askeri açıdan son derece önemli çok sayıda şahıstan ve topluluktan sıklıkla bahsettikleri için I. Selim’in saltanat mücadelesinin iç dinamiklerinin anlaşılması açısından özellikle değerlidir. İşte bu sebeple İkinci Bölüm Selîmnâme külliyatının Selim’in tahta geçmesini mümkün kılan siyasi ve askeri kişi ve topluluklara odaklanmış bir analizini içermektedir.
Selîmnâme külliyatını oluşturan anlatıların anlamlı bir karşılaştırmasını yapmanın zorluğuna gelince, karşımıza çıkan ilk mühim mesele bu literatürün bir parçası olarak değerlendirilmesi gereken bir düzineden fazla eserin ve bu eserlerin çok sayıda nüshasının bulunmasıdır. Söz konusu eserlerin aynı zaman dilimini kapsamaması da içerik analizi yapılırken göz önünde bulundurulması gereken ayrı bir sorundur. Son olarak vurgulanması gereken husus ise bu çok sayıdaki Selîmnâme’nin bir bütün olarak ve gereğince tartışılması için elinizdeki gibi bir çalışmada bu konuya ayrılmış bir bölümün kesinlikle yeterli olmayacağı gerçeğidir. İşte tüm bu nedenlerden ötürü İkinci Bölüm’de sadece bu çalışmanın konusuyla doğrudan ilintili ve özgün içeriğe sahip Selîmnâme’lerin ele alınmasıyla yetinilecektir. Yine bu bölümde, görünüşte türdeş eserlerden oluşan böyle bir külliyatın dahi, gerek içerik ve gerekse argüman açısından değişkenlik gösteren ve zaman zaman birbirleriyle çelişen tarihsel metinlerden oluştuğunu göstermek suretiyle, ihtilaftan arınmış ve deyim yerindeyse dikkatlice tashih edilmiş bir I. Selim imgesinin yaratılışının uzun soluklu ama inişli çıkışlı bir süreç olduğuna vurgu yapılmaktadır.
Günümüze dek süregelen başat yaklaşıma göre I. Selim’i babasını tahttan indirerek yerine geçen ilk şehzade yapan sürecin baş aktörleri yeniçerilerdir. Her ne kadar II. Bayezid’in saltanatının son senelerinde vuku bulan saltanat mücadelesinin nihai aşamasında yeniçerilerin Şehzade Selim’in davasına yaptıkları katkı tartışmasız çok önemli olsa da, bu bağlamda statükoyu destekleyen veya ona karşı çıkan siyasi ve askeri toplulukların nasıl meydana geldikleri ve bu mücadelede taraflara destek olan farklı grupların çeşitli meşruiyet kaynaklarını ve söylemlerini nasıl kullandıkları ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Üçüncü Bölüm Osmanlı tarihyazımındaki bu eksikliği gidermek amacını gütmektedir. Celâlzâde Mustafa Çelebi’nin (ö. 1567) kaleme aldığı Me?asir-i Selim ?ani adlı eserde I. Selim’e atfen kaydettiği bir hitabede adlarını “merdümzâdeler” olarak zikrettiği bir sosyal/siyasi/askeri topluluk referans alınarak Osmanlı yönetici sınıfının yeniçeri olmayan mensuplarının Selim’in saltanat mücadelesinin başarıya ulaşmasında oynadıkları rolün tartışıldığı bu bölümde, şehzadenin davasını destekleyen şahıslar, hizipler, sosyal, siyasi ve askeri topluluklar ile bunların aralarındaki bağlantıların niteliğinin yanısıra, sadece “merkez” ve “taşra” arasında değil, yönetici sınıfın yeri geldiğinde “merkez” ve/ya “taşra” ile ilintilendirilen mensupları arasında da sürekli olarak değişen güç dengeleri incelenmektedir. Bu sayede “âsi” bir şehzadenin saltanat mücadelesinin sonucunun, en az “merkezdeki” (İstanbul) siyasi/askeri destekçileri tarafından olduğu kadar, “taşrada” (Rumeli) bulunan unsurlar tarafından da belirlendiği ortaya konmaktadır.
Osmanlı tarihçileri genellikle imparatorluğun merkezileşme sürecinin II. Mehmed (s. 1444-46 ve 1451-81) döneminde tamamlandığını ve bu sayede Rumeli’deki yerel güç odaklarının merkezi devlete sadık hizmetkârlar haline dönüştüklerini varsayarlar. 15. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Osmanlı devletinin Rumeli’deki hakimiyetini tehdit eden güçlü muhalif hareketlerin ve yıkıcı isyanların görülmemesi her ne kadar bu varsayımı destekler gibi görünse de, Balkan vilayetlerinde yerleşmiş ve/ya buralara Osmanlı devleti tarafından gönderilmiş askeri ve idari âmirlerin birçoğunun merkezi otoriteyi temsil eden II. Bayezid yerine, ona karşı saltanat mücadelesine soyunmuş bulunan Şehzade Selim’i desteklemiş olmaları 16. yüzyılın ilk yıllarında dahi hizipçi eğilimlerin âtıl olmakla beraber varlıklarını sürdürdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Söz konusu âmirler ve kumandanlar Şehzade Selim’e sağladıkları askeri destek karşılığında sadece mali açıdan ödüllendirilmekle kalmamış, saltanat mücadelesini fırsat bilerek merkezi otoriteye karşı yeni ve kendileri için daha uygun bir konumun pazarlığını yapma olanağını bulmuşlardır. Saltanat mücadelesine girişen Şehzade Selim açısından bakıldığında, bu tutumun “Tanrı’nın ve devletin iradesi”nin tevekkülle karşılanması olarak tanımlanamayacağı âşikârdır.
İlerleyen bölümlerde dile getirilen temel iddia, Şehzade Selim’e saltanat mücadelesini kazandıran birincil askeri ve siyasi gücün imparatorluğun başkentinde bulunan yeniçerilerden ziyade Rumeli vilayetlerinde etkin olan beyler ve idari âmirlerden müteşekkil olduğudur. Bu bağlamda Dördüncü Bölüm Şehzade Selim’i destekleyen kumandanların adlarını içeren iki listenin esaslı bir analizi sayesinde bu listelerde isimleri geçenlerin kimliklerini aydınlığa kavuşturma amacını güderken, Beşinci Bölüm’de I. Selim döneminin bilinen en erken tarihli mevâcib defteri incelenmektedir. Bu iki bölümde amaçlanan, Turahanoğlu, Gümlüoğlu, Karlıoğlu, İhtimanoğlu, Malkoçoğlu gibi ileri gelen Osmanlı uç beylerinin, onların sülalelerinin mensuplarının ve kuvvet üsleri Balkanlarda bulunan üst düzey Osmanlı askeri ve idari âmirlerinin, II. Bayezid ve oğulları arasında geçen saltanat mücadelesinin sonucunun belirlenmesinde kritik bir rol oynadıklarının kesin olarak tespit edilmesidir. Dördüncü Bölüm’de incelenen listelerde adı geçen sülalelerin ve beylerin/âmirlerin önemli bir bölümünün isimlerinin Beşinci Bölüm’de analizi yapılan mevâcib defterinde de zikredilmiş olması ise, bu şahısların ne derece önemli olduğunun kuvvetli bir göstergesidir.
I. Selim’in saltanat mücadelesinde neden ve nasıl başarılı olduğunu anlamak tarihsel bir olayın dinamiklerini kavramanın ötesinde bir önem taşır. Gerek siyasi bir aktör olarak Şehzade Selim’in sosyal, siyasi ve askeri şahıs ve toplulukları harekete geçirmek için uyguladığı stratejiler, gerekse Selim’e destek olanların toplumsal bileşimi 15. ve 16. yüzyılda İslamî ilke ve söylemlere dayalı bir siyasi oluşum olan Osmanlı devletinde bir hükümdarın saltanatının nasıl teşekkül ettiği ile ilgili önemli ipuçları sunar. I. Selim’in mücadelesinin ve elde ettiği başarının analizinden çıkarılacak sonuçlar, genel olarak erken modern çağ devletlerinin ve devlet adamlarının siyasi güç ve üstünlük sağlamak adına verdikleri uğraşın incelenmesinde kullanılabilecek yeni bilimsel yöntemlere de ışık tutacak niteliktedir.



Benzer Kitaplar