YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Stiller

Stiller

ISBN: 978-975-363-519-2

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 03.1996

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 26.60 TL   Etiket Fiyatı : 38.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Orijinal Adı : Stiller
Sayfa Sayısı : 412
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 6. Baskı / 08.2020

Mr. White İsviçre’ye girişi sırasında, kayıp heykeltıraş Anatol Ludwig Stiller’e tıpatıp benzemesi sebebiyle sınır polisi tarafından tutuklanır. Eski arkadaşlarının, erkek kardeşinin, eşi Julika’nın ve savcının tanıklıkları ve ifadeleri de bu şüpheyi doğrular. Mr. White ya da Stiller, her şeye karşın, tutukluluk süresince gerçekleşen sorgulamalarda kararlığını sürdürür: “Ben Stiller değilim!”

Max Frisch’in en önemli eseri kabul edilen “Stiller”, insanın yaşam boyu kendini tanıma çabasıyla “Ben kimim?” sorusuna aradığı mutlak yanıta ulaşabilmeyi umarken, belki de yaşadıkça yanlış uçlara çıkışı ve uğradığı yenilginin çarpıcı romanı; felsefi bir başyapıt.

“İlginç olan şudur ki, kibirliliğimiz bizi, sanıldığı gibi, kendimize götürmez, kendimizden uzaklaştırır.”

“Ben’in yerine sahte bir Ben gelir ve Ben nesneleşir. Roman tekniğine bakıldığında: Ben bir ceza davası olur… Özellikle bu roman biçimi sayesinde kendini tanımlama ve ifşa imkânı oluşur ve pekişir – okur da rol alır, oyuna katılır. Bu oyuna katılmadan ‘Stiller’i okumak ya da kavrayabilmek mümkün olamaz.
Friedrich Dürrenmatt

“Stiller, başkişi, bir daha unutulmaz; bir roman karakteri değil, aksine bir birey, her devirde yaşayabilecek ve inandırıcı bir karakter.”
– Hermann Hesse

“Her türden değer yargısına göre, ince zekânın ürünü bir kendini arayış öyküsü olan bu başyapıt, yazınsal gücü ve yaratıcı ironisiyle savaş sonrası Alman yazınında yeni bir dönem başlattı.”
– Adolf Muschg

 

Birinci Defter

Ben Stiller değilim! – Daha sonra etraflıca tanıtacağım bu hapishaneye getirildiğim günden beri, durup dinlenmeden, bu cümleyi söylüyor, Stiller olmadığıma yemin ediyor ve viski istiyorum, “yoksa başka hiçbir açıklamada bulunmam” diyorum. Çünkü anladım ki, viski olmadan kendim olamıyorum, her çeşit etki altında kalmaya, benimle hiç ilgisi olmayan, ama onların işine gelecek bir rol oynamaya yöneliyorum; şu içinde bulunduğum anlamsız durumda (beni küçük kentlerinde oturan ve kayıp ilan edilmiş olan biri sanıyorlar!) benim için en önemli şey, onların sözlerine kanmamam, bir başkasının kimliğine bürünmem için başlattıkları dostane girişimlere karşı tetikte olmam ve kabalık derecesine varsa da kulaklarımı tekliflerine tıkamamdır; demem şu ki: Şu anda benim için en önde gelen şey, ne yazık ki gerçekte olduğum kişiden başka biri olmamamdır, bu yüzden ne zaman hücremin yanına biri yaklaşsa, viski diye bağırmaktan vazgeçmeyeceğim. Hem zaten, viskinin en iyi marka olmasının gerekmediğini, içilebilir olmasının yeteceğini günler öncesinden söylemiştim; “yoksa” demiştim, “ayık kalırım, siz de beni nasıl sorgularsanız sorgulayın, ağzımdan tek kelime alamazsınız, en azından doğru dürüst bir şey alamazsınız.” Boşuna! Bugün bana sayfaları boş olan bu defteri getirdiler: Hayatımı yazmalıymışım buraya! Herhalde bir hayatım olduğunu, kayıp Bay Stiller’inkinden başka bir hayatım olduğunu kanıtlamamı istiyorlar.
“Yalnızca gerçeği yazın,” diyor mahkemenin sağladığı avukat, “yalnızca katıksız, yalın gerçeği. Mürekkebiniz biterse, her zaman doldurtabilirsiniz!”
Tutuklanmama yol açan tokadı atmamın üstünden tam bir hafta geçti. Oldukça içkili olduğum için (tutanakta böyle yazıyor), olayı, yani olayın dış görünüşünü anlatmakta güçlük çekiyorum.
“Benimle gelin!” dedi gümrük memuru.
“Lütfen,” dedim ben de, “bana zorluk çıkarmayın, trenim hareket etmek üzere.”
“Ama siz içinde olmayacaksınız”, dedi gümrük memuru.
Memurun beni trenin basamağından çekip alış tarzı yüzünden onun sorularını yanıtlamak gelmiyordu içimden. Pasaportumu elinde tutuyordu. Yolcuların pasaportlarını damgalayan arkadaşıysa henüz trenden inmemişti.
“Pasaportumda eksik olan ne var?” diye sordum.
Yanıt yok.
“Ben yalnızca görevimi yapıyorum”, dedi birkaç kez, “siz de pekâlâ biliyorsunuz bunu.”
Pasaportumda ne gibi bir eksik olduğu yolundaki soruma herhangi bir yanıt vermeksizin –halbuki benim pasaportum Amerikan pasaportuydu ve ben onunla dünyanın yarısını dolaşmıştım!– İsviçre aksanıyla yeniden, “Benimle gelin!” dedi.
“Lütfen,” dedim, “eğer tokat yemek istemiyorsanız bayım, kolumdan tutmayın; hiç hoşlanmam bundan.”
“Yürüyün bakalım!”



Benzer Kitaplar