YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Yüz ve Söz

Yüz ve Söz

Yazar:

Kategori: Deneme, Edebiyat

ISBN: 978-975-08-0558-5

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 03.2003

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 21.00 TL   Etiket Fiyatı : 30.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 228
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 3. Baskı / 04.2019

Tahsin Yücel’in politika ağırlıklı son denemeleri günümüz Türkiye’sinin benzersiz bir betimini sunuyor. Cumhuriyet tarihimizin sorunlarından günümüzdeki yönetim anlayışına, dilden düşünceye, özelleştirme ve küreselleşme gibi yeni değer ve kavramlardan eğitim düzenine kadar, her tanım, her oluşum, her sistem özgün bir yaklaşımla sorgulanıyor. Elbette yazınsal örneklerin ve asla yitirilmeyen bir ince alayın kılavuzluğunda. “Yüz ve Söz”, yazarının deyişiyle “en azından bir düşünme çağrısı ve hâlâ direnenlerle birlikte bir direnme edimi.”

Şu son günlerde, ülkemizin en eski ve en büyük üniversitesinin en önemli birimlerinden birini oluşturan Edebiyat Fakültesi'nin on altı seminer kitaplığındaki on binlerce kitabın bir gün içinde toplanıp bodruma indirilmesine, birbirinden değerli bunca kitaba yuva olmuş dolapların hoyratça sökülmesine ilişkin yazıları okudukça, arkadaşlarımın verdiği ayrıntıları dinledikçe, okuyup dinlediklerimi anımsadıkça, adını bile bilmediğim bu protokol müdürünün yüzü tüm canlılığıyla gözlerimin önüne geliyor, yüzümün kızardığını duyuyorum, ondan utanıyorum, otuz sekiz yıl yedi ay süresince alçakgönüllü bir üyesi olduğum üniversitem ve fakültem adına utanıyorum, hiçbir zaman üniversitemin yüzünü kızartmadığımı bilmekle birlikte, kendi adıma da utanıyorum, yerin dibine geçiyorum. Bizim odalarımızda, sınıflarımızda her şey dökülürdü, ama şimdi kaldırılmış olmasından utandığımız kitaplığımız göğsümüzü kabartırdı. Hiç unutmam, bölümümüze gelen Belçikalı bir meslektaşımız, yanında getirdiği on dört yaşındaki kızı kendisine Belçika'da da böylesine zengin bölüm kitaplıkları bulunup bulunmadığını sorunca, "Türkiye büyük bir ülke, kitaplıkları da büyüklüğüyle oranlı olacak elbette", demişti. Öyleydi gerçekten: bir zamanlar bu ülkeyi yönetenler üniversitelerinden hiçbir şeyi esirgememiş, kitaplıklarını birbirinden değerli yapıtlarla donatmışlardı. Örneğin bizim Fransız Dili ve Edebiyatı anabilim dalının kitaplığı bir Fransız uzmanın kendi ülkesinde bile kolaylıkla bulamayacağı çok seçkin ve çok değerli baskılarla doluydu. Üstelik, bu kitapların sayfalarında nice önemli hocanın, Leo Spitzer'in, Erich Auerbach'ın, Süheyla Bayrav'ın, Nesterin Dirvana'nın, Adnan Benk'in, Algirdas Julien Greimas'ın, Berke Vardar'ın solukları vardı. Duyarlı olan duyardı. Tinsel açıdan da, özdeksel açıdan da değerleri ölçülemezdi, yerleriyle de bütünleşmişlerdi, uygar toplumlar değerlerini yerleriyle bütünleşmiş olarak korurlardı. Galatasaray Lisesi'nin kitaplığındaki küçük odada Mitterrand'ın protokol müdürünü büyüleyen kitaplar büyük ve soğuk bir kitaplığın maden dolapları içinde dikkatini bile çekmezdi. Ayrıca, bu kitaplıkların yerlerini ve biçimlerini dönemlerinin en büyük Türk mimarları belirlemişti. Onların yaptıklarını bozmaya hakkımız var mıydı? Bir baskını andıran eylemin gerekçeleri şurada burada açıklandı. Seminer kitaplıklarındaki yapıtların "güncel" ve, ne demekse, "aktif" olmadıkları söylendi. Bundan daha gülünç bir sav düşünülebilir mi? Bu tür kitaplıklarda öncelikle ana yapıtlar bulunur, bir Montaigne, bir Racine, bir Voltaire, bir Balzac, bir Baudelaire, bir Proust her zaman günceldir, bir Süleymaniye, bir Kızkulesi gibi günceldir. Fakültenin kitaplıklarına yeni kitaplar, yeni dergiler girmesini engelleyenler de öğretim üyeleri değildir. Bugün bu olay karşısında yöneticilerinden çıt çıkmayan YÖK'ün kurulduğu günden beri, örneğin Fransız Dili ve Edebiyatı anabilim dalının kitaplığına Türkiye Cumhuriyeti'nin parasıyla alınmış tek kitap girmemiştir; buna karşılık, bu satırların yazarı, anabilim dalı başkanı olduğu dönemlerde, en büyük gereksinimin kitap olduğunu yönetime kaç kez bildirmiştir. İkinci bir gerekçe, artık bilgisayar düzenine geçileceği, kitaplar bilgisayara işlenip bir arada toplanınca, onlara her isteyenin kolaylıkla erişebileceği gerekçesidir. Ne var ki, bilgisayarın varlığı kitapların yerlerinde tutulmasını isteyenler için çok daha tutarlı bir gerekçe oluşturur. Bilgisayarda yerler de belirtileceğine göre, bunca çabaya, bunca üzüntüye, bunca gürültüye ne gerek vardı? Bu gerekçenin tutarlı bir gerekçe olduğu düşünülüyorsa, neden İstanbul Üniversitesi'nin tüm kitapları tek bir kitaplıkta bir araya getirilmiyordu? Öte yandan, amaç kitaplardan daha çok yararlanılmasını sağlamaksa, bunca kitap neden yerleri hazırlanmadan toplanıp bodruma kapatıldı? Kaç yıl süreceği bilinmeyen bu hazırlık döneminde öğretim üyesi ve öğrencilerin kitaplıklarından yararlamamalarının sakıncası nasıl giderilecek? Ben düşünmek bile istemiyorum, ama, herkesin ağzında, bunca kitabın bir gün içinde, sayılmadan, herhangi bir "devir teslim" işlemi yapılmadan bodruma indirilişi sırasında pek çok kitabın üniversite dışına çıkarıldığı söyleniyor. Ülkemizin en köklü ve en büyük üniversitesinin, Sıddık Sami Onar'ların, Kâzım İsmail Gürkan'ların, Macit Gökberk'lerin, Berke Vardar'ların üniversitesi



Benzer Kitaplar