YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
İnsanlık Güldürüsü’nde Yüzler ve Bildiriler

İnsanlık Güldürüsü’nde Yüzler ve Bildiriler

Yazar:

Kategori: Edebiyat, İnceleme

ISBN: 978-975-363-746-2

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.1997

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 14.30 TL   Etiket Fiyatı : 22.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 200
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 3. Baskı / 04.2019

“Bir tek yüzümüz vardır, ama sevgili ya da meslek değiştirdiğimiz zaman, tutkuyla sevdiğimiz ya da çevremizde olup bitenler karşısında tümden ilgisiz kaldığımız zaman bu yüz tümüyle aynı yüz değildir. Yüz aynı zamanda hem yazgıyı, hem yaşamı, hem duyumları, hem duyguları yansıtır.” Tahsin Yücel’in, “İnsanlık Güldürüsü”ndeki yüz ve beden betimlemelerini göstergebilimsel bir yöntemle çözümlediği bu yapıt, Balzac kişilerinin evrenine, dış görünüşlerinin gizlediği ve/ya da açınladığı anlam katmanlarına yapılan zorlu bir yolculuğun ürünü. “Doğa”dan “ekin”e uzanan dizgesel bir bakış.

Anlatı ile portre arasındaki uzaklık daha bu portrenin kurgusunda çıkar ortaya: çoğu kez, Balzac anlatıcısı, kişilerini betimlemeye, öykülemenin akışını kesen bir uyarıyla ya da portreyi anlatının geri yanından koparan bir tür kısa girişle başlar. Örneğin, çizmekle anlatmak arasındaki farkı vurgulamak istercesine, "madam Mignon tek bir tümceyle çizilecektir" diye girişir işe (MM, I, 367). Uzaklık bu denli güçlü bir biçimde vurgulanmadığı zamansa, portre bir tür giriş yerini tutan bir genel görünüşle sokulur anlatının içine: "madam de Lenoncourt o sıralarda elli yaşlarında bir kadındı, kendini çok iyi korumuştu, gösterişli davranışları vardı" (Lys, VIII, 845); "Fario, büyük bir İspanyol soylusuyla karşılaştırılabilecek ölçüde çirkin, ufak, kuru bir adamdı" (R, III, 986). Bu kadar da değil: biraz uzun ve ayrıntılı bir portre söz konusu olduğu her seferde, onu kendi üzerine kapatan, böylece beden betimlemesini öykünün geri yanından daha belirgin bir biçimde yalıtlayan bir tür sonuç bulmamız büyük bir olasılıktır: "Bir kadından daha fazla bir şeydi, bir başyapıttı" (S, VI, 96). Öte yandan, portre bir "girişi" ve bir "sonucu" olamayacak kadar kısa olduğu, bunun sonucu olarak, anlatıya daha sıkı bir biçimde bağlanır göründüğü zaman da uzaklık art arda gelen koşuntularla vurgulanır: "Oysa Joseph, ufak, zayıf, sık sık hasta, yabanıl alınlı, dinginliği, sakinliği seven, sanatçı başarısını düşleyen kişi, kendisine göre yalnızca sıkıntılar, kaygılar verecekti ona" (R, III, 874). Son olarak, Balzac portresinin bu anlatının geri yanından ayrılışı olguyu daha da açık duruma getiren bir başka "ayrılma" etkeniyle: betimlemenin eylemlerinin zamanıyla anlatının eylemlerinin zamanı arasındaki farklılıkla da vurgulanır: Modeste Mignon geçmiş zaman kipinde anlatılır, oysa içine katılan portreler çoğu kez şimdiki zaman kipinde kurgulanır. Anlatıyla portre arasında durmamacasına yeniden kesinlenen bu "uzaklık" daha önce gözlemle betimleme arasında saptadığımız uzaklıktır: Sylvain Pons, giyiminden, gidişinden, yüzünden söz edildiği sürece, yürüyüşünde dondurulmuş olarak kalır: gözlem betimleme olur böylece, anlatı portre. Anlatı da tıpkı yaşlı adamın yürüyüşü gibi askıda kalır ve ancak yaşlı adam yürüyüşüne yeniden başladığı zaman kendi kendisi olur. Öyleyse, süreleri örtüşmediğine göre, portre ile anlatı arasında indirgenmez bir ayrım var demektir: birincisi askıda bırakılmış bir zaman içinde yer alır: "eşsüremlilik"tir; ikincisi zaman içinde gelişir: "artsüremlilik"tir. Böyle bir çelişki öyküleme sanatına ters düşen bir yordammış gibi bir izlenim uyandırır insanda. Ama geçici bir izlenimdir bu. Gerçekte, özel bir öyküleme sanatının varlığını ve Balzac'ın temel anlayışlarından birini ortaya koyar. Gerçekten de, Balzac portresi çoğu zaman yüzün ve bedenin bir "an"ından başka bir şey olmasa bile, bu portrenin anlamı hiçbir zaman bu tek "an"a indirgenmiş değildir: üzerinde artsüremliliğin göstergelerini de okuyabileceğimiz bir eşsüremliliktir: hem şimdiki zamanı, hem geçmişi ortaya koyar, hatta geleceği bile gösterir: tüm yaşamın işlevidir1. Öyleyse, bu yaşamın zamanı ister istemez anlatının zamanına katıldığından, anlatı ile portre arasında belirlediğimiz sapma kendiliğinden aşılmış olur: her türlü Balzac portresinde saptanan ve yüzün anlarına gönderen ayrıcalıklı "an" bizi aynı zamanda betimlenen kişinin yaşamının geçtiği anlatının anlarına da gönderir.



Benzer Kitaplar