YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Yoldaşım 40 Yıl

Yoldaşım 40 Yıl

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Yaşantı

ISBN: 978-975-08-2976-5

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 06.2014

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 9.03 TL   Etiket Fiyatı : 13.89 TL
-+

Saat 14:30’a kadar verdiğiniz siparişler aynı gün kargoya verilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 208
Boyut : 13.5 x 21cm

Yoldaşım 40 Yıl Hulki Aktunç’un edebiyatla geçen 40 yılına armağan olarak 2008’de yayımlamıştı. Geçen zaman aramızdan aldı onu. Şimdi o 40 yıla bir başka gözle dönüp bakma zamanı.
‘’Öykücü, şair, romancı, denemeci, sözlükçü, günlükçü, ressam… Hangisi ağırlık taşıyor? Bu alanlar arasında geçişmeler var ve birbirini bütünlüyor hepsi.
Elinizdeki kitap Hulki Aktunç’un 40 yıllık yaratma hayatına bir saygı duruşu olduğu kadar, onun hayatına bir saygı duruşu olduğu kadar, onun sanatını besleyen, hayatını yönlendiren olay, olgu, insan ve anılara dair uzun bir dökümdür. Bir döküm ki tarihimiz, tarihçemizle ilgili sayısız iz ve ipucu taşıyor.

-Rıza Kıraç

Dillerin İçine Doğmak

Yidce nedir?
Yidce bir tür İbranice, sonra Romanca var, Lazca var. Yidcenin yanı sıra Sefaradca da tabii... İnanılmaz bir dil bereketi içine doğuyorsun. Demin Arto Ohancanyan’ın kulağını çınlatmıştım; örneğin Arto bana Ermenice öğretirdi, ben de ona Türkçe öğretirdim. Çat pat Ermenice konuşurdum. Daha sonra, Kınalıada’da geçen yazlıklarda onun kulağını çok çınlatmıştım. Bilirsiniz Kınalıada’nın çoğunluğu Ermenidir (idi). Bu geçen yaşantıları orada hep anmışımdır. Bu dil bereketi içine doğmak, kendi dilinin, benim dilimin daha minicik yaştayken değerlendirilmesi oluyor, bir nevi uygulamalı olarak. Ben niye elma, armut diyorum da Arto, burduh, ari diyor. Ben niye su diyorum da Arto buna çur diyor. Ben niye gel diyorum da, Arto buna egav diyor. Argomuzdaki moruk, aaa, Ermenice “sakal”dan geliyor! Tabii bu, insanı kendiliğinden kendi dilini diğer dillerle karşılaştırma durumunda bırakıyor ve bu, yıllar sonra yazacağım Büyük Argo Sözlüğü’nün temelinde yatıyor. Yani çocukken yaşadığım diller... Saydığımız o diller argomuzda önemli bir biçimde yer almıştır. Kadıköy çarşısında karşılaştığım bir başka dil, ona önem veriyorum, bu dil az önce anlattığım Yidce; İbranice, Yahudice demek istemiyorum, çünkü Kadıköy çarşısında iki dil kullanılıyordu biri Ladino da denen Sefaradca, İbraniceyle İspanyolcanın karışımı olan dil; öbürü Yid dili, İbranice, Almanca ve Slav dillerinin karışımı olan Yahudice. Samuel Josef Agnon* Yid diliyle yazarak Nobel Edebiyat ödülü almıştır. İlginçtir. Bu arada unutmadan şunu söyleyeyim, Agnon’un oturduğu sokakta bir trafik plakası vardır Telaviv’de; “Dikkat! Gürültü Etmeyin Agnon Çalışıyor.” İnsanları, yazarları apar topar hapislere attığımız bir ülkede yaşıyoruz, onlarsa gürültü etmeyin Agnon çalışıyor diye plaka koymuş. Neyse... o iki dille de karşılaştım ayrıca; 1930’lu 40’lı yılların karikatürlerinde model bir eskici tiplemesi vardır, sakallı, melon şapkalı, kelebek gözlüklü, hafif kambur sırtında çuval olan bir tiptir bu. Cemal Nadir, Ramiz gibi karikatürcüler böyle bir Yahudi şablonu, çizgiseli çıkarmışlardır. Bu ta Ortaoyunu ve Karagöz’den geliyor. Orada Cûd denilen tip ki bu Cûd, İngilizce Jude, Almanca Jude, Yahudi tipidir. Karikatürdeki tipe benzeyen eskici Yahudiler hâlâ vardı Kadıköy’de. Bunlar sırtlarında çuvalla sokak sokak dolaşıp aldıkları eskileri Kadıköy çarşısına getirip satarlardı. Bunlardan kimileriyle babam ortaklık etmiştir. Bugünlerin deyimiyle, “proje bazında” ortaklık etmiştir. Örneğin bir yerde eski eşya vardır, bir kişinin gücü yetmez bunu almaya, derhal konsorsiyum yaparlar ve gidip eskileri alırlar. Ve ben bu Ladino ve Yid dilini onlardan duymuş oldum. Ki tipik bir örnek; haver’dir, ortak anlamına gelir Yid dilinde. Haver’in ne demek olduğunu bilmem için Büyük Argo Sözlüğü’nü yazmam gerekti, o zaman araştırdım ve Yidce-Almanca sözlükte buldum bunun anlamını... Sözlüğün ilk baskısında, Farsça, “doğu” demişim... Sonraki baskılarda yanlışımı düzelttimdi... Kadıköy çarşısı bir diller yelpazesiyle, diller ormanıyla karşılaştığım bir yerdi ve benim için inanılmaz bir şanstır yani.

Sizin için sözcüklerin kökenine inme merakı sözcüklerin ilk anlamını keşfetme tutkusundan mı, yoksa entelektüel bir saplantı mı?
Kesinlikle entelektüel bir saplantı değil. Sözcüğün kökenine indiğinizde sözcüğün tarihi ve sonra sosyolojisi ortaya çıkıyor.

Cumbanın, pencerenin de sosyolojisine bakıyorsunuz!
Mümkün olduğu kadar, öyle... Bakın... Sözcüğün tarihi dolayısıyla bizim de tarihimiz, sosyolojimiz ortaya çıkıyor. Birçok sözcük için bu böyledir. Örneğin, abazan sözcüğünü irdelediğinizde gerçekten tarihsel, dramatik bir serüven çıkıyor. Bunun Roman dilinde “aç kalmış” anlamına gelmesi, daha sonra bir Türk kavmi olan Abhazlarla ve Abazalarla karıştırıldığını saptamak ve bunu ortaya koymak tarihsel ve sosyolojik bir durumu ortaya koymaktır. Düşünün, yemek için acıkmak ile cinsel eylem için acıkmak... Bence dramatik!



Benzer Kitaplar