| | | | | Göç, Dil ve Kimlik: “Dün” Romanında Aidiyetsizlik Bige Akın
Artık varolmayan bir mekâna ve zamana duyulan özlemin romanı “Dün”, Agota Kristof’un kendi yaşamından izler taşıyor. Macaristan’da doğan ve 1956 yılında Komünizm rejimine karşı çıkan ayaklanmalardan sonra İsviçre’ye yerleşen yazar, Fransızca öğrenip bir fabrikada çalışmaya başlar. Bu yıllarda anadili Macarca yerine Fransızca birçok eser kaleme alır. “Dün” romanı işte bu eserlerden bir tanesi. İsviçre’de geçirdiği yıllar boyunca yazarın aidiyetsizlik hissini, göçmenlik deneyimini ve ülkesiyle birlikte bir geçmişin yok oluşunu anlatan bir kayıt defteri gibi. Kitabın baş karakteri Tobias da ülkesinden kaçıp başka bir ülkeye gelen, buradaki yeni hayata alışmaya çalışan, ismini değiştirip fabrikada çalıştığı günlerden arta kalan zamanlarda yazar olma hayalleri kuran bir adam. Tobias yazdıklarını kendi dilinde yazmıyor, hatta romanda âşık olduğu kadın ona şöyle soruyor: “İnsanın anadilinde yazması bile zorken. Başka bir dilde nasıl yazıyorsun?” Onun için yeni bir dilde yazmak geçmişi unutmak, üstüne beyaz bir sayfa çekmek demek. Geçmiş, bugünün içinde yitip giderken Tobias yeni bir kimlik geçirir üzerine. O artık Sandor Lester’dir. Geçmişi ve dili olmayan biri. Fakat geride bıraktığı ülkesi, çocukluğu ve çocukluk aşkı Line hatıralarından sızıp bugüne taşar. Sandor Lester adıyla kurmaya çalıştığı yeni hayatın altında hâlâ bu silik anlardan parçalar vardır. Roman boyunca iki farklı kimlik arasına sıkışan Tobias, ne geçmişe tam olarak geri dönebilir ne de yaşadığı yere bütünüyle ait hissedebilir: “Zaman yırtılıyor. Çocukluğun puslu toprakları nerede? Ya o karanlık uzaydaki eliptik güneşler nerede? Boşluğa düşmüş yol nerede? Mevsimler anlamlarını yitirdi. Yarın? Dün? Bu sözcüklerin anlamı ne? Yalnızca şimdiki zaman var. Bir bakıyorsunuz kar yağıyor. Bir bakıyorsunuz yağmur. Güneş açıyor, rüzgâr esiyor. Tüm bunlar şimdide. Bunlar olmadı, olmayacak. Şimdi var. Hep var. Hepsi birden var. Çünkü olaylar bende yaşıyor, zamanda değil. Ve bendeki her şey şimdiki zamanda.” |
| | | | | | Kitaptan Alıntı “Kimi zaman iş için mi yaşadığımı yoksa yaşamak için mi işe gittiğimi düşünürüm.” |
| | | | Büyük Defter – Kanıt – Üçüncü Yalan Zamanın ve adın olmadığı bir coğrafyada, savaşın, felaketin, yoksulluğun ortasında anneannelerine emanet edilmiş küçük ikizler, bir yandan hayatı anlamaya çalışırken bir yandan da ne pahasına olursa olsun hayata sıkı sıkı tutunmaya çalışırlar. Gün gelir ikizlerin yolu ayrı düşer. Bir daha görüşebilecekler midir? Belki de, sınırları aşmak, sadece mekânları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir… |
| | | |  Agota Kristof Agota Kristof 1935’te Macaristan’da doğdu. 1956’da Stalin karşıtı sosyalist işçilerin rejimi devirmek için çıkardığı ayaklanma, Sovyet ordusu tarafından bastırılınca, siyaseten faal olan kocası ve dört aylık çocuklarıyla Macaristan’dan kaçıp İsviçre’ye yerleşti. Bir yandan fabrikada çalışan bir yandan da Fransızca öğrenen Kristof 1970’li yıllarda tiyatro oyunları yazdı. 1986 yılında yayımlanan, üçlemesinin ilk kitabı “Büyük Defter” ile büyük başarı kazandı. Üçlemenin ikinci kitabı “Kanıt” 1988’de, son kitabı “Üçüncü Yalan” ise 1991 yılında yayımlandı. 27 Temmuz 2011 tarihinde vefat etti. |
| | | | Az şeyin sessizliği C. Hakkı Zariç
Bir mektupla açılan "Yalnız Bir Anne", sonbahara evrilen yaz mevsiminin tazeliği ve sükûnetiyle sona eriyor. Doğa uykuya çekilmek üzereyken, bir kadının hamile olduğunu okuyoruz; daha iyi bir final başka nasıl olabilirdi ki? Barrøy Adası savaşı geride bırakan insanların hayata devam ettiği uzaklara yakın bir yerdedir. Her şey orada olur. Yoksulluğun bitmediği bu adada savaştan kalan dedikodular da bitmez. Her şey ve herkes geriye kalan yoksulluğu paylaşmak için üzerine düşeni yapar. Sadece erkekler, kadınlar ve çocuklar değil yaşam koşulları, mülkiyet kavgaları, kayıklar, bitmeyen kış, sevecenlikle gelen bahar rüzgârı, patates tarlaları, balıklar, yemekler, akşamlar ve sabahlar olduğu kadar mektuplar da "Yalnız Bir Anne" romanında karakter olarak yer alır. Aniden bir bisiklet girer sahneye ve etrafa bir telaş, bir neşe, yarışma duygusu, sabahtan akşama koşturmaca katar. Taze soğanla yapılan bir mezgit tarifi ya da okul yolunda bir anı; her şey hayata dair bir ayrıntıyı kurcalar. |
| | | | | |  Roy Jacobsen Roy Jacobsen 26 Aralık 1954’te Oslo’da doğdu. Norveçli romancı ve öykücü. Çocukluğu Oslo’nun yakınlarında Groruddalen Vadisi’nde bir banliyö kasabasında geçti. Değişik işlerde çalıştı ve 1982’de ilk kitabı yayımlandıktan sonra da çalışmayı sürdürdü. Ancak 1990’da bütün zamanını yazarlığa ayırmaya başladı. 1991’de yayımlanan "Seierherrene" romanında, hem annesinin geldiği topraklar hem de kendisinin Groruddalen’deki çocukluğu önemli temalar olarak ele alınır. Bu romanda Norveç kültüründe “büyük sınıf yolculuğu” denilen ve yirminci yüzyılda birkaç nesil içinde Norveç toplumunun büyük bir bölümünün üst toplumsal katmanlara geçmesi biçiminde yaşanan olgu, belki de diğer tüm Norveç edebiyat eserlerinden daha doğrudan bir şekilde ele alınmıştır. “Norvegian Academy for Language and Literature” üyesi de olan Jacobsen 18 Ekim 2025’te vefat etti. |
| | | |  Rigel’in Gözleri Roy Jacobsen Çeviren: Deniz Canefe Roman, 176 s. |  Oduncular Roy Jacobsen Çeviren: Deniz Canefe Roman, 128 s. |
|  Beyaz Deniz Roy Jacobsen Çeviren: Deniz Canefe Roman, 176 s. |  Harika Çocuk Roy Jacobsen Çeviren: Deniz Canefe Roman, 248 s. |
| | | | | | Islık Çalan HafızaYapı Kredi Müzesi nümismatik ve gölge oyunu tiyatrosu koleksiyonlarından yola çıkarak hazırlanan sergi, tiyatro ve gösteri tarihinden Osmanlı Dönemi arkeolojik kazılarına, Mezopotamya’ya uzanan bir anlatı sunuyor. “Islık Çalan Hafıza” geçmişe sabit ve kapanmış bir yapı olarak değil, her çağrıda yeniden şekillenebilen, canlı bir anlatı alanı olarak yaklaşıyor. Hafızayı sessiz bir kayıt olmaktan çıkarmaya, tarih yazımını doğrusal bir aktarım yerine, bedenle, nefesle, sesle kurulan bir yeniden canlandırma pratiği olarak düşünmeye davet ediyor. Akram Zaatari, Hilal Can ve Michael Rakowitz’in eserlerinin, Yapı Kredi Müzesi’nin kalıcı koleksiyonundan seçilen parçalarla bir araya geldiği “Islık Çalan Hafıza” sergisi 5 Temmuz tarihine kadar uzatıldı. |
| | | | | | | |
|