YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Troya’nın Düşüşü

Troya’nın Düşüşü

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

Çeviren:

ISBN: 978-975-08-1382-5

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 02.2008

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 7.13 TL   Etiket Fiyatı : 10.19 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 208
Boyut : 13.5 x 21 cm

“Troya’nın Düşüşü”

Ünlü Alman arkeolog Heinrich Obermann’ın hayatta en büyük amacı, Anadolu’nun Ege kıyılarındaki Hisarlık’ın Homeros’un Troya’sı olduğunu, İlyada’da anlatılanların doğru olduğunu ispatlamaktır. “Arkeoloji bir bilim değil, bir sanattır,” diyen Obermann bu sanatta tam bir virtüozdur. Hatta belki de gereğinden fazla iyidir… Takıntılı, içgüdüleriyle hareket eden, romantik bir hayalperesttir. Onun için tek gerçek Troya’dır. Kazılarda ona eşlik etmesi için Homeros’u orijinalinden okuyabilen, tarihe ilgi duyan bir eş arayışında karşısına bu koşulları yerine getiren genç bir Yunanlı kadın, Sophia Chrysanthis çıkar. Sophia kısa bir süre sonra kendisini kocasının yanında toprağı kazıp geçmişin üzerindeki örtüyü kaldırmaya çalışırken bulur. Eserlerinde mekân duygusu uyandırmak konusunda büyük bir usta olan Peter Ackroyd, Troya’nın Düşüşü’nde bu şehri kanlı canlı gözlerimizin önüne getiriyor. Troya’nın Düşüşü, Obermann’ın hayran olduğu kadim metinler gibi: hem gerçek, hem kurmaca… Kahramanların doğumlarını ve ölümlerini, gerçek ve kurmaca, doğru ve yalan arasındaki sınırları bulanıklaştıran hikâyeleri,

insanoğlunun kusurlarını, hatalarını ve hatalarının üzerini örtmek için işlenen günahları anlatıyor…

Uyuyamıyordu. Eski taşların aralıklarından kuzey rüzgârının ıslık çaldığını duyuyordu. Ve baykuşların, bir sürü baykuşun gecenin içinde ötüşlerini duyuyordu. Kocası onlara karşı uyarmıştı kendisini. Baykuşların hendeklerin oyuklarında yuvalandıklarını söylemişti, ama bu hayretlere düşürmüştü onu. Bir başka sır daha vardı. O gece akşam yemeğinde, kocası onların şamatalarını ve ötüşlerini rahatsız edici bulduğunu itiraf etmişti; tüyler ürpertici bir çığlık olarak tanımlamıştı bunu. Fakat bu gürültü, nasılsa, sakinleştiriyordu onu; baykuşlar, yazgısına ortaklık ediyordu. Kocası, bataklıklardaki, su birikintilerindeki binlerce kurbağanın bu koroya katıldığını da söylemişti ona. Yanı başında sessiz sessiz uyuyan kocasını uyandırmamaya çalışarak yataktan kalktı. Gözleri karanlığa alışmıştı zaten. Bir tahta sandalyenin üzerine asmış olduğu gecelik ceketini sırtına aldı, terliklerini buldu. Kulübenin kapısını açınca rüzgârın onu sardığını hissetti. Bütün bedenini kaplamıştı. Burası sık geldiği bir yer değil de hep oturduğu bir yermiş gibi geldi ona. Hep buradaydı o. Doğruca eski saraya götüren hendeklerin arasında, daracık bir yolda yürümeye başladı. Ay ışığında yeni yapılmış gibi görünüyordu duvarlar. Yukarı baktı, yıldızları hiç bu kadar parlak görmemişti. Büyük Ayı takımyıldızını araştırdı ve hemen buldu. O kadar yakın görünüyordu ki, elini kaldırsa dokunabilirdi ona. Gökyüzünde çizdiği yayı izledi, Boötes takımyıldızı içinde en parlak yıldızı, Çoban Yıldızını buldu. Çocukken, bakıcısıyla birlikte akşamları bahçede otururken yatağa götürülmeden önce öğrendiği sözcükleri mırıldandı: Aspetos aither. Açık gökyüzü. Şimdiyse, Hisarlık’a doğru bakarken, çepeçevre etrafını sarmış olan eski Troya’nın şeklini hissedebiliyordu. Buraya geldiğinden beri ilk kez anlıyordu onun şeklini. Akşam yemeğinden önce, Heinrich, büyük Scaian kapısına götüren ana caddesiyle sarayın düzenini açıklamıştı ona. Bir kâğıt üzerinde eski kent çevresindeki duvarların dolaşımını, bu duvarların ötesinde evlerin ve bahçelerin uzanımını çizmişti. Şimdi, gece karanlıkta Troya gözlerinin önündeydi. Tanrının Anası. Hemen önündeki kayanın üzerinde birisi oturuyordu. Yüksek sesle konuşmuş olmalıydı, çünkü adam ayağa kalktı ve şapkasını çıkardı. “Frau Obermann? Bağışlayın. Dalmış gitmişim.” Onunla İngilizce konuşuyordu. “Benim adım Lineau.” Uygunsuz bir durumda olduğunu hemen anladı. Üzerinde yalnızca geceliği ve bir ceket vardı. Fakat gözlerinin süt mavisini görünce onun kör olduğunu anladı. “Yemekte bulunamadığım için özür dilerim, Frau Obermann. Antik şeyler alıp satan bir hırsızı görmeğe gitmiştim.”



Benzer Kitaplar