YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Kuyu

Kuyu

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

Çeviren:

ISBN: 978-975-08-3718-0

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 08.2016

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 15.65 TL   Etiket Fiyatı : 24.07 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 360
Boyut : 13.5 x 21 cm

“Kuyu”

Catherine Chanter, bu ilk ve ödüllü kitabında; Ruth ve Mark çiftinin, şehrin krizlerinden kurtulup cennet hayallerini bir çiftlikte yani “Kuyu”da yakalama arzularını anlatıyor. Yeni bir başlangıç yapmak için taşındıkları verimli arazi, ülkede yağmur alan tek bölge olunca, hem hayranlık hem de nefret nesnesi haline geliyorlar. Ve hayranlığın da, nefretin de bedeli ağır oluyor…

Henüz yayımlanmadan ödül kazanan “Kuyu”da karanlık bir gelecek kurgusunu suç, aşk, inanç, yıkım ve yeniden doğuş temalarıyla müthiş bir beceriyle harmanlıyor. Kuyu’nun sırrı aydınlanırken, Chanter, okura her adımda yoğunlaşan bir duygusal deneyim yaşatıyor.

Olağanüstü. Sürükleyici bir gizemle incelikli psikolojik dramı vurucu bir anlatımla harmanlayan, büyüleyici bir ilk roman.
Publishers Weekly

Kesinlikle güçlü bir metin, hem içerdiği fikirler hem de bunları işleyişi bakımından. – Guardian

Kuraklıkla kavrulan, isyan tehdidi altında bir ülke; meşum bir tarikat; çözülememiş bir cinayet ve giderek artan baskı. Catherine Chanter distopik bir kâbusun bütün bileşenlerini bir araya getirip müthiş sürükleyici bir anlatıya imza atmış. – Independent

Ürkek bir gelin gibi kendimi zorlayarak eşikten içeri atlıyorum, sonra pabuçlarımı fırlatıp mutfağa gidiyorum. Eski mutfağın kıtlık girmiş hali gibi, eski karman çormanlığı ve hafifletilmiş. Sırf emin olmak için soğuk su musluğunu açıp suyu akıtıyorum ve çaydanlığı dolduruyorum. Su kaynarken, en sevdiğim kupamı alıyorum ve porselen nehirde yüzerek kupanın sapına dolanan gölge balığı, alabalık ve levreğin narin resmini parmağımla izliyorum, parmağımın ucuyla kupanın ağzındaki tozları alıyorum. İçgüdüsel olarak, normal bir şekilde çalışmakta olan buzdolabına gidiyorum. Son birkaç yıldır rüzgârda bir azalma olmamıştı. Bizim için, rüzgâr türbini çalışıyorsa, pompa da çalışıyor demektir ve eğer pompa çalışıyorsa, Kuyu’dan su gelecektir. Su var ama süt yok. Süt yerine süttozu kullanmaktan nefret ediyorum; şehir kokuyor, ama kuraklık şu ya da bu şekilde, birçok şeyin yerine başka şeyleri geçirmeye mecbur bıraktı insanları: yağmur yok, ot yok, inek yok; inek yok, süt yok. Rüyamızın üçüncü yılında bir inek alacaktık, ama o noktaya gelemedik.

Keloğlan’ın annesinin dolabındakilerin çoğu yok olmuş; fakat tezgâhın üstünde yarısı boşalmış bir kutu poşet çay duruyor, bu yüzden onlardan birini kullanıyorum. Boş mutfak masasında otururken ahşabın damarlarını izliyorum. Nasıl bir sessizlik. Ürperiyorum; Rayburn marka gazlı kuzine yakılmamış. Bir faydası olurdu, diye düşünüyorum, burasını biraz ısıtabilirdim, ama kibritler, şifonyerin sol üst çekmecesindeki yerlerini terk etmişler ve nereye gittiklerini bilmiyorum. Yenilgiyi kolayca kabul ederek perdeleri çekilmiş olan oturma odasına doğru yürüyorum, elim pencerede duraksıyor, ama şöyle bir çekivermek bile mızrak gibi bir gün ışığının içeri dalmasına yol açıyor; bu yüzden kapalı tutuyorum, şimdilik. Merdivenlere doğru yürüyüp tek ayağımı en alt basamağa atıyorum, ama tam o anda yukarı bakma hatasına düşüyorum. Bu, şimdi tırmanamayacağım kadar yüksek bir dağ.

Kanepe nemli gibi geliyor. Sehpada bir gazete duruyor; çıplak bir modelin fotoğrafının üstünde bir kahve kupasının yuvarlak izi kalmış. “Kuraklığa göre giysi!” Yan sayfadaki avurtları çökmüş solgun yüzlü kadın bana Angie’yi hatırlatıyor, ama bu benzetme tabii kızımın hoşuna gitmeyecektir. Gazetenin sayfalarını çevirirken sanki bir bekleme salonunda gibiyim, darbenin etkisini hafifletecek olan bir arkadaşımı yanımda getirmemiş olmaktan dolayı pişmanım adeta.

Birileri adımı söylüyor, ama hemen cevap veremiyorum. Birkaç dakika boyunca, evyeye dayanıp yayıldıklarını ve mutfağın her yerine döküldüklerini gördüğüm bu adamların kim olduklarını hatırlayamıyorum. Ben terbiyeli terbiyeli dimdik oturuyor, zayıf kalçalarımda mutfak iskemlesinin tahtalarını hissediyorum. Bu adamlar soruşturma için mi gelmişler? Yok, o uzun bir zaman önceydi ve onlar polisti, bu genç irisi askerler değildi.

Haki renkli manşetli yüzüksüz bir el, üstünde adımın yazdığı bir dosyayı önüme koyuyor, sonra dizüstü bilgisayarını açıp, şifresini pat pat tuşluyor. Toplantının amacı bana hukuki durumumu, bu hukuki durumun sebebini, bu hukuki durumun özelliklerini ve bu hukuki duruma tabi olduğum sürece sahip olduğum hakları hatırlatmak olmalı herhalde.



Benzer Kitaplar