YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Komünist Ufuk

Komünist Ufuk

Yazar:

Kategori: Cogito

ISBN: 978-975-08-2894-2

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 03.2014

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 7.13 TL   Etiket Fiyatı : 10.19 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 145
Boyut : 13.5 x 21 cm

“Komünist Ufuk”

Komünizm 1989’da öldü mü yoksa ufkumuzu belirlemeye devam mı ediyor? Proletaryanın, emeğin yapısının, siyasal arenanın geçirdiği değişim karşısında Marksist solun pozisyonunda ne tür kaymalar oldu?  Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Komünist Ufuk”, ekonomik krizlerin, halk ayaklanmalarının, hak arayış hareketlerinin giderek daha görünür ve belirleyici hale geldiği, buna karşılık komünist idealin giderek artan oranda tartışılmaya başladığı bir dönemde, komünizmin imkânlarını araştıran bir çalışma.

Sovyetler Birliği sisteminin başarısızlıkları ve hatalarından yola çıkan yazar, komünist idealin günümüzde nasıl hayata geçirilebileceğini son on yılın literatürünün kılavuzluğunda inceliyor ve yeni bir okuma modeli sunuyor. Bu yeni modelde komünizmin potansiyeli altı ana başlık altında inceliyor: Sovyetlerimiz, Mevcut Güç, Halkların Egemenliği, Ortak varoluş ve Ortak kaynaklar, Arzu, İşgal ve Parti. Mevcut sistemin açmazlarından bir çıkış yolu, yeni bir kolektif siyaset arayışında olanlar için elzem bir kitap “Komünist Ufuk”.

Bölüm Bir

Bizim Sovyetler

ABD’deki insanlar için komünizmin en alışılmış göndergesi Sovyetler Birliği’dir. Soğuk Savaş’la, ABD politikalarını ve kimliklerini, özlemlerini ve korkularını şekillendiren bir savaşla geçmiş kırk yılın etkisinden dolayı, tarihsel ve teorik komünizmlerin çeşitliliği tek bir yapıda, yani SSCB’de yoğunlaşır. Zamanla değişme, partilerin ve hareketlerin uluslararası yelpazesini kapsama ya da ABD’deki aktif komünist hareketi tanıma söz konusu değildir; komünizm tektir ve bu da SSCB kimliğinde değişmezdir.

Ancak bu göndergeyi belirgin kılmak müşküllere yol açar.

SSCB asla değişmez ya da tek değildi. Soğuk Savaş ikiliğinin SSCB’ye dayattığı teklik yapaydır; Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki somut tarihsel ilişki, bu tekliği zayıflatır. Komünizmin ABD öz-kimliğinin bir unsuru haline gelmesi, bu ilişkide komünizmi SSCB’yle eşitleyen kolaycı yaklaşımı bozar. Bazen müttefik, bazen düşman olan iki rejim birbirine derinden bağlıydı. Birinin ötekine kendini görüp değerlendireceği bir bakış açısı sunması açısından, sembolik olarak özdeşleşmişti. Biri ötekine kendi yetersizliğini ve potansiyelini hatırlatmaktaydı. Kendini ötekinin bakış açısından görmekle, her ikisi de ötekini kendini anlamanın bir bileşeni haline getirmekteydi.

ABD kendini Sovyetlerin gözünden tahayyül ettiğinde, asla yeterince eşit görünmemekteydi. Ayrımcılık, siyah düşmanlığı ve ağır yoksulluk Sovyet sisteminin kolektif mülkiyet tasarısıyla ve eşitlik beyanıyla bariz biçimde kıyaslanınca daha da utanç verici bir görünüm almaktaydı. En büyük rakibimizin yurttaşlarına davranışı bizim kendi yurttaşlarımıza davranışımızdan daha iyi gibiydi. Bu bakımdan yurttaşlık haklarını ve sosyal refahı ileriye götürmenin ardındaki ana saiklerden biri de, ABD yönetiminin SSCB’yle karşılaştırıldığında kötü görünmeme arzusuydu.

Tüketim kalemlerini eşitliğin belirteçleri olarak görmeye meyilli çarpık ABD yaklaşımının temelinde de aynı yapı yatmaktaydı – kapitalist aşırılık sırf demokrasi adına haklı gösterilmekle kalmayıp bizzat demokrasi tanımının gereği sayıldı. Susan Buck-Morss reklamcıların sunduğu ve ABD yönetiminin destek verdiği “Mallar Demokrasisi şişirmesi”ni açıklarken şöyle yazar: “ABD yönetimi tüketimin sınırsız genişlemesine ideolojik bağlılığıyla kapitalist sınıfla birleşti. Tüketici tarzlarının benzerlikleri sadece sosyal eşitlik eksikliğinin bir telafisi olarak değil, sosyal eşitlikle eşanlamlı gibi görülür hale geldi.

Demokrasi, tüketici tercihi özgürlüğü demekti. Aksini ileri sürmek Amerikan karşıtlığıydı.” Tüketim malları ve demokrasi kaynaşması kimin yararınaydı? Amerikalıların değil. ABD’li Amerikalılar öteden beri bireysel özgürlüğe demokrasiden daha fazla değer vermişlerdir. Kapitalist demokrasinin adaletsizliği ve yetersizliği için bir tür telafiye ihtiyacımız yoktu. Tüketim malları ideolojik unsur olmaksızın başlı başına yeterince çekici ve haz vericidir; demokratik bir takviyeyi gerektirmez. Tüketim mallarını eşitliğin belirteçleri ve demokrasinin göstergeleri olarak ele alış, ABD’nin kendini yargılayıcı bakışı altında tahayyül ettiği Sovyet öteki içindi.

Hangi tarafın yurttaşları daha iyi durumdaydı? SSCB’yle sembolik özdeşleşme ABD’yi bu soruyu eşitlik çerçevesinde düşünmeye yöneltti. Eşitlik konusundaki endişe komünist tembellik ve özel mülkiyetin yokluğu, Amerikalıların Sovyet yaşam tarzının dayanılmaz yeknesaklığı, dükkân raflarının boşluğu ve sonu gelmez kuyruklara karşı alaycılığını besledi. ABD azınlığın zenginliğini öne çıkararak çok sayıda yurttaşının yoksulluğunu örtbas etti. Öte yandan, toplumsal sığlığa, büyük mücadeleler ve yüce ideallerin  tüketime düşkünlük ve özel yaşamla ikame edilmesine göz yumma eğilimlerine ilişkin kaygılarından kaçınmaya çalıştı. Kendine Sovyet perspektifinden bakan ABD, komünizmin Sovyet yurttaşlarına sağladığını kendi yurttaşlarına sağlayamamanın getirdiği eksikliği gördü.

ABD perspektifinden (Sovyet tahayyülüne göre) bakıldığında, komünist başarının ölçüsü üretkenliğe bağlıydı. Bütün o ağır sanayi kimin içindi? Hangi bakış altında tahayyül edilmişti? Sıkıntı çeken Sovyet halkının değil. Daha ziyade Amerikan bakışıydı bu. Sovyetlerin Batı’yı “yakalama ve geçme” hedefini hatırlamak yeterlidir. Buck-Morss aşırı-üretici ABD’yle sembolik özdeşleşmenin yol açtığı üretkenlik hayalinin Sovyet siyaset ve iktisadının yanı sıra sanat ve kültürünü de şekillendirdiğine dikkat çeker. Şairler ve sanatçılar makineleri yücelttiler. Filmlerin ve romanların gözde konuları çelik üretimi ve fabrikaların inşasıydı. Tam da Sovyetler Birliği’nin “ekonomik modernleşmeye ilişkin kapitalist ağır sanayi tanımını” benimsemesinden dolayı, sosyalizm çok özgül bir kapitalist ekonomik kalkınma modeline sıkışıp kaldı. Sovyetler Amerikan kapitalizmini yeniden kurmadı. Onu yüceltti. (Nitekim bazı Sovyet şahsiyetlerinin gözünde Henry Ford neredeyse bir ermiş mertebesindeydi.)

ABD ve SSCB’nin (karşılıklı) sembolik özdeşleşmesinin, her iki tarafın da kim ve ne olduklarına dair duygularını şekillendirmesi, demokrasinin başkalaşıp meta tüketimine dönüşmesine ve üretimin bizatihi bir ütopya haline gelmesine olanak sağladı. ABD’de sınıf ve ırk, SSCB’de de etnisite ve imtiyaz üzerine kurulu gerçek ayrımlar bazen, ikisinin de kendince hayranlık duyduğu üretkenlik ve eşitlik idealleriyle örtülebildi. ABD hakkaniyetli olmayabilir ama üretkendir. SSCB üretken olmayabilir ama hakkaniyetliydi. Kendilerini ötekinin bakışına göre tahayyül etmekle, ikisi de karşılıklı ideolojik özdeşleşmenin bastırılmasına dayanan birlik hayallerini (bir süreliğine) koruyabildi.

ABD’nin benlik anlayışı içinde komünizmin yeri, komünizm göndergesini sorgulamaya ve belirlemeye başladığımızda karşılaştığımız tek zorluk değildir. Soğuk Savaş komünizminin birleştirici imgeleminin bastırmaya çalıştığı parti, mekân, hizip ve zaman farklılıkları Sovyet komünizmi tarihine yeniden sızmaya başlar. Örneğin, iktidardaki partinin kendini komünist parti olarak adlandırmasına karşın, Sovyetler Birliği komünizmi hayata geçirme iddiasında bulunmadı. Her parti ya da siyasal sistem için geçerli olduğu gibi, Sovyetler Birliği’ndeki Komünist Parti de zamanla değişti; bu değişimin en esaslı veçhesi devrimci bir parti olmaktan çıkıp yönetici bir bürokratik partiye dönüşmesiydi. Yönetici bir organ olarak Parti başka değişimler de geçirdi; bazen şiddetli, bazen tedrici olan bu değişimlerin bedelini ise çoğu kez bizzat Parti üyeleri hayatlarıyla ödedi. Bir siyasal parti olması ve tarihinin büyük bölümünde resmen tanınan tek siyasal parti olması itibariyle, eski Sovyetler Birliği’ndeki Komünist Parti sanat, edebiyat ve bilimden ekonomik kalkınma, dış politika ve çeşitli cumhuriyetler arasındaki iç ilişkilere kadar uzanan çok sayıda meselede mücadeleye ve anlaşmazlığa sahne olan alandı. Elbette birleşik bir cephe görüntüsü verme, Parti içindeki anlaşmazlıkların varlığını önemsiz gösterme çabaları da söz konusuydu. Ancak bu çabaların en kayda değer sonuçlarından biri de görünüşteki yüzeysel farklılıkların büyütülmesiydi: Küçük fikir ayrılıkları daha derin bir çatışmanın belirtileri haline geldi. Sovyet yurttaşları, müttefikler ve düşmanlarla benzer şekilde, “samimi” ve “yoldaşça” görüş alışverişleri arasındaki ayrıma bakarak, siyasal doğrultudaki büyük çaplı değişimlerin farkına varmayı öğrendi. Kısacası, Sovyetler Birliği komünizmin çok istikrarlı bir göndergesi değildir.

ABD’li Amerikalılar bunu çok fazla umursamaz.

“Stalin” özel adına eşlik eden (olağanüstü) istikrar ABD’li Amerikalıları, bu istikrarsız gönderme karşısında endişe duymaktan korur. Sovyet tarihine yönelik eleştirel bir incelemeden ziyade Soğuk Savaş’ın mirası olan “Stalinist” yaftası, Sovyet parti-devlet bürokrasisinin tekelleştirici ve pekiştirici iktidar uygulamalarını belirtir. Bu sınırlandırılmış hayal gücünde, Stalinizm anlamında komünizm otoriterliğe, esir kamplarına ve eleştirinin kabul edilmez oluşuna bağlanır. Sovyetler Birliği anlamında komünizm geniş bir yelpaze oluşturan (Çin ve Yugoslavya’dan, Küba ve Nepal’e, ABD, BK ve Avrupa’ya ve parlamenter devlet düzenleri içinde kalan partilerden çeşitli adlar altında ve çeşitli meşruiyet dereceleriyle faaliyet gösteren devrimci savaşçılara kadar uzanan) diğer komünizmleri nasıl gölgede bırakırsa, Stalinizm anlamında Sovyetler Birliği de özellikle modernleşmede (son derece başarılı bir uzay programı da dâhil olmak üzere) ve genel yaşam standartlarını iyileştirme konularında kaydedilen başarılar açısından, Sovyetler Birliği’nde Stalinizm sonrası gelişmeleri karartır. Tariq Ali Sovyet muhaliflerinden Jores Medvedev’in 1979’da şöyle yazdığını aktarır: “İşsizlik yok, aksine bir işgücü sıkıntısı var; bu da işçiler için çok çeşitli iş tercihleri yaratıyor. Çalışan ortalama aile acil maddi ihtiyaçlarını kolayca karşılayabiliyor: Daire, kararlı iş, çocuklar için eğitim, sağlık hizmeti vs. Temel malların (ekmek, süt, et, balık, kira) fiyatları 1964’ten beri aynı düzeyde. Televizyon ya da radyo ve diğer dayanıklı malların maliyeti (önceki aşırı yüksek düzeylere göre) aslında düşmüş durumda.” ABD, Sovyetler Birliği’ni bu şekilde görmedi ve görmüyor. Soğuk Savaş’ın etkisiyle at gözlüğü taktığı için, sabit bir boğucu baskı imgesine sağlanıp kalmıştır.



Benzer Kitaplar