YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti

II. Meşrutiyette Arnavut Muhalefeti

Yazar:

Kategori: Tarih

ISBN: 978-975-08-1218-7

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 04.2007

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 11.43 TL   Etiket Fiyatı : 17.59 TL
Tükendi

Saat 12:00’a kadar verdiğiniz siparişler aynı gün kargoya verilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 266
Boyut : 16.5 x 21 cm

Osmanlı yönetimi Arnavut Sorununa tamamıyla bir asayiş sorunu olarak yaklaşmış, Batılı kaynaklar bunu ulusçu hareket olarak değerlendirme eğiliminde olmuş, yine Arnavut kaynaklar da konunun ulusçu yönü üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu kitapta II. Meşrutiyet’in ilk yıllarını kapsayan dönemde İttihat ve Terakki yönetimine karşı gelişen Arnavut muhalefeti ve bu muhalefetin bir parçasını oluşturan Arnavut ulusçu hareketi, içerisinde geliştiği siyasi koşullar ve yönetimle ilişkisi çerçevesinde çözümleniyor.

GİRİŞ

19. yy.ın sonlarında Osmanlı yönetimindeki Arnavutlar arasında gelişen muhalif hareketi ulusçu bir hareket olarak tanımlamak sorunlu bir girişimdir. Osmanlı yönetimi Arnavutluk’ta gelişen olayları ‘‘vak’a-ı âdiye’’ olarak değerlendirmiş, buna karşılık Avrupalı kaynaklar bunu ulusçu bir hareket olarak görme eğiliminde olmuşlardır. Arnavut tarihçiler ise, 1878-1912 arasındaki dönemi Rilindje Kombëtare, yani Ulusal Yeniden Doğuş olarak adlandırmışlardır.
Ernest Gellner’in, birçok diğer araştırmacı tarafından da kabul edilen ulusçuluk tanımı, ulusçuluğun öncelikle politik ve ulusal birimin örtüşmesini öne süren politik bir ilke olduğudur. Kısaca ulusçuluk bir politik meşruiyet teorisidir1. Gellner’in tanımını benimseyen bir diğer araştırmacı, Eric J. Hobsbawm, uluslar ve ulusçuluğun bir toplumsal mühendislik ürünü olduğunu ve gelenekler ve ulusların icat edildiklerini savunur2. Michael Hechter da ulusçuluğun bir toplumsal mühendislik ürünü olduğu görüşünü paylaşır, yine de bu toplumsal mühendislik ürününün ortaya çıktığı koşulların incelenmesinin yararlı olduğunu söyler. Hechter da Gellner’in ulusçuluk tanımını benimser; ulusçuluk, ulusun sınırlarının yönetim biriminin sınırları ile örtüşmesi amacıyla tasarımlanmış kolektif bir eylemdir. Yani, ulusun ve yönetim biriminin örtüşmesini amaçlayan gruplar, açık bir şekilde ulusçudurlar. Ancak ulusçuluk sabit değil, değişkendir. Eğer bir grup, tam bağımsızlıktan daha azını amaçlıyorsa, daha az ulusçudur. Eğer, amacı ulusal self-determinasyon olan bir toplumsal hareket mevcut değilse, bir girişim ulusçuluk olarak adlandırılamaz3. Arnavut muhalif hareketine bakıldığında, özellikle 1878’den itibaren, Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları vilayetlerin tek bir vilayet olarak birleştirilmesi talebinin süreklilik gösterecek bir şekilde tekrarlandığı görülmektedir. Özerklik talebi başlangıçta aydın kesimle sınırlı kalmakla birlikte, tek bir vilayet şeklinde yönetilme isteği daha genel ölçekte paylaşılmıştır. Dolayısıyla Arnavutlar arasında ulusun sınırlarının yönetim biriminin sınırları ile örtüşmesini amaçlayan bir kesimin mevcut olduğu görülmektedir. Bu grup tam bağımsızlıktan daha azını amaçlamaktadır ve bu açıdan, Hechter’ın ifadesi ile, “daha az ulusçu” olarak değerlendirilebilir. Ancak bu değerlendirme, Arnavut muhalif hareketi içerisinde ulusçu bir kesimin varlığını göz ardı edemez.
Miroslav Hroch, oluşumunu tamamlamış bir ulusun tüm niteliklerine kavuşma amacına yönelik örgütlü çabaları, ulusal hareketler olarak tanımlamaktadır. Bir ulusal hareketin programında yer alan hedefler; yerel dile dayalı bir ulusal kültür oluşturulması ve bu dilin eğitim, yönetim ve ekonomik hayatta kullanılması; eğitimli seçkinler ve girişimci sınıflarla, köylü ve örgütlü işçi sınıflarını da içeren, eksiksiz bir toplumsal yapı yaratılması; ve sivil hakların ve kendi kendini yönetme hakkının elde edilmesidir. İlk aşamada, hedeflerin belirlenmesinde özerklik yeterli görülebilir, bağımsızlık hedefi daha geç ifade edilebilir. Bir ulusal hareketin başlangıcıyla, başarılı bir şekilde sonuca ulaşması arasında, katılımcıların niteliği, oynadıkları rol ve etnik grubun ulusal bilinçlenme düzeyine göre üç yapısal evre ortaya çıkmaktadır; A evresinde, küçük bir entelektüeller çevresi etnik grubun ulusal kültürünü ve geçmişini bilimsel bir yaklaşımla keşfederek, bunları gruba yaymaya çalışırlar. Bu evrede, genellikle, siyasi istekler dile getirilmez. B evresinde, profesyonel bir ajitatör grubu kültürel ulusçuluğu siyasallaştırarak, bir ulus yaratma projesine kitlesel destek sağlama yönünde çaba gösterirler. C evresinde ise, etnik grubu oluşturanların çoğunluğunun desteğinin sağlanmasıyla bir kitle hareketi yaratılmış olur4. Dile dayalı bir ulusal kültür oluşturulması hedefi, Arnavut ulusçuların ulusal programında da yer almıştır. Arnavut ulusal bilincinin geliştirilmesi amacına yönelik olarak, Arnavutlar arasında tek ortak ve meşru unsur olan dilin geliştirilmesine öncelik verilmiştir. Özellikle Berlin Kongresi’ni takip eden dönemde yoğunlaşan bu çabalar, birleşik ve standart bir dil yaratma ve bu dilin eğitim ve yönetim alanlarında kullanılmasının sağlanmasına yönelmiştir. Ulusal program öncelikle özerklik talebi temelinde şekillendirilmiş, bağımsızlık amacı uzun vadeli bir süreç olarak görülmüştür. Arnavut ulusçu hareketi, Hroch’un sözünü ettiği A evresini 1878 sonrasında gerçekleştirmiş, siyasal özgürlükler getiren İkinci Meşrutiyet’in ilânı ile birlikte kültürel niteliği ağır basan bu ulusçuluğun siyasallaştırılması ve kitlesel destek sağlanması yönünde aydınlar tarafından çaba gösterilmiş, ancak C evresini oluşturan kitle hareketinin gerçekleşmesi aşamasına ise bağımsızlık öncesinde gelinememiştir.
Ulusçuluğun bir siyaset biçimi olduğunu savunan John Breuilly, ulusçuluğun, devlet gücünü ele geçirmeye ya da kullanmaya çalışan ve bunu ulusçu savlara dayanarak meşru gösteren siyasi hareketleri tanımlamakta kullanıldığını belirtir. Ulusçuluk her şeyden önce siyasetle, siyaset ise iktidarla ilgilidir. Ulusçuluğu bir siyaset biçimi olarak değerlendirmek, ulusçuluğun içerisinde geliştiği siyasi koşulların yakından incelenmesini gerektirir. Modern devlet, bu siyasi çerçeveyi oluşturan en önemli özelliktir. Dolayısıyla, ulusçuluğu çözümlemeye çalışan genel bir yaklaşım ya da yöntem, öncelikle onun devlet yönetimiyle olan ilişkisini belirlemek zorundadır5. Breuilly’nin araştırmasının yoğunlaştığı konu, devlete yönelik ulusçu muhalefettir. Breuilly, ulusçu hareket ile devlet arasındaki ilişkilerden yola çıkarak, üç çeşit ulusçu muhalefetten söz eder; ayrılıkçı, reformcu ve birleşmeci6. Ulusçuluğun koordinasyon, mobilizasyon ve meşrulaştırma işlevleri, ulusçuluğun politik muhalefetteki rolünün incelenmesinde önemli araçlardır. İçsel işlevlerin, yani politik toplum içerisinde koordinasyon ve genel nüfusun mobilizasyonu işlevlerinin güçlü olduğu bir ulusçu hareketin gelişmesi ise, hareketin muhalefet ettiği devletin yapısına bağlıdır7. Breuilly, Osmanlı İmparatorluğu’nda gelişen ulusçu hareketlerin, kendiliğinden ulusçu bir ideoloji geliştirebilecek nitelikte olmadıklarını ileri sürer. Balkanlar’da gelişen ulusçu hareketlerde ulusçuluğun içsel işlevleri olan koordinasyon ve mobilizasyon işlevleri zayıf kalmış, kitlesel bir hareketin sağlanamaması, dışarıdan destek şeklinde gerçekleşen meşruiyet işlevinin bu ulusçulukların en önemli dayanağını oluşturmasına neden olmuştur8. Breuilly’nin ulusçu muhalefet türleri sınıflandırmasında Arnavut ulusçu hareketi Osmanlı İmparatorluğu’na muhalif olarak gelişen ayrılıkçı hareketler arasında yer almaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda gelişen diğer ulusçuluklar gibi, Arnavut ulusçuluğu da, tek bir liderlik altında koordine olmuş veya genel nüfusu harekete geçirerek kitlesel destek sağlayabilmiş bir hareket değildir. Arnavutluk’un bağımsızlığında içeriden gelen tamamıyla ulusçu nitelikte bir baskıdan ziyade, Osmanlı İmparatorluğu’nun uluslararası konumundan kaynaklanan dış gelişmeler ve özellikle Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın kendi çıkarlarına ve önceliklerine uygun şekilde sağladıkları destek etkili olmuştur.
Balkanlar’da gelişen ulusçu hareketlerde belirleyici olan etkenler merkezi yönetimin zayıflığı ve dış müdahale olmuştur9. İsyanlar, öncelikle Osmanlı yönetiminin düzeni sağlamakta yetersiz kalmasından kaynaklanmış, düzeni sağlayabilmek için yerel alternatif siyasi güç odakları ortaya çıkmıştır10. Merkez yeniden kontrol sağlamak amacıyla, 18. yüzyılın sonlarından itibaren merkezi yönetim girişiminde bulunmuş ve merkezileşme yönündeki uygulamalar, nihai olarak, Balkanlar’da ulusçuluk sürecini hızlandırıcı bir etki yaratmıştır11. Bölgenin, Doğu Sorunu’na bağlı olarak, Avrupa’da güç dengesinin korunması çerçevesinde büyük güçler arasındaki çıkar çatışmalarının merkezlerinden biri olması, ulusçu hareketlerin gelişmesinde belirleyici olan diğer etkendir. Özellikle Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortodoks tebaasının haklarının korunmasına gösterdiği ilgi ve Balkan Ortodoksları üzerindeki nüfuzu, bunun yanı sıra Avusturya’nın, yönetimindeki Balkan halkları ve genel olarak Balkanlar’daki Katolik nüfus üzerindeki nüfuzu ile bu konuda İtalya ile olan rekabeti, Balkanlar’daki ulusçu hareketlerin gelişiminde önemli rol oynamıştır. Yine Fransa ve İngiltere gibi büyük güçlerin liberal ve ulusçu hareketlere verdikleri destek, Balkanlar’daki halkların bağımsızlık sürecinde etkili olmuştur12. Aynı durum Arnavutluk’un bağımsızlığı açısından da geçerlidir. Ancak Arnavut ulusçuluğu, Arnavutların imparatorluk düzeni çerçevesindeki özel konumları ve yönetimle geliştirdikleri ilişkilerin niteliğinin farklı olmasından kaynaklanan özel koşullar sonucunda, Balkanlar’daki diğer ulusçuluklardan farklı, kendine özgü özellikler sergilemektedir. Bu özel konum ve Arnavutların yönetimle ilişkileri, takip eden bölümlerin konusunu oluşturmaktadır.
Bu çalışmanın amacı, ulusçu hareketlerin gelişimi açısından ulusçu muhalefetle devlet yapısı ve yönetim arasındaki ilişkiyi temel alarak, Arnavut ulusçu hareketini, İkinci Meşrutiyet’in ilânından Arnavutluk’un bağımsızlığına kadar olan süreçte, Osmanlı yönetimi ile olan ilişkisi çerçevesinde çözümlemek ve Arnavut ulusçuluğunun kendine özgü niteliklerini ve bu dönemdeki gelişim seyrini ortaya koymaktır. Bu çalışma ulusçuluğun ulusun sınırlarının yönetim biriminin sınırları ile örtüşmesini öngören siyasi bir ilke olduğu temel yaklaşımını benimsemekte ve ulusçuluğu bir siyaset biçimi olarak ele almaktadır. Bu önermeden hareketle Arnavut ulusçuluğunun içerisinde geliştiği siyasi koşullar, bu siyasi çerçeveyi oluşturan en önemli unsur olarak Osmanlı devleti ve Arnavutların Osmanlı yönetimiyle olan ilişkileri çalışmanın ana odağını oluşturmaktadır.
Çalışmanın kapsamı İkinci Meşrutiyet’in ilân edildiği 1908 yılı ile Arnavutluk’un bağımsızlığının ilân edildiği 1912 yılı sonlarına kadar olan dönemle sınırlıdır. Bu dönemin önemi, Arnavut ulusçu hareketinin bu dönemle birlikte ayrılıkçı bir eğilim kazanmasından kaynaklanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan topraklarında gelişen ayrılıkçı ulusçu hareketler birçok çalışmaya konu olmasına rağmen, bu çalışmalar İmparatorluğun Hıristiyan unsurları arasında gelişen bu hareketlere ilişkin değerlendirmeleri Arnavut ulusçu hareketi için de geçerli sayma eğilimindedirler. Bu çalışmanın sağlamayı amaçladığı temel katkı ise, Arnavut ulusçuluğunu Osmanlı yönetimi ile olan ilişkileri çerçevesinde ve özellikle ayrılıkçı bir nitelik kazandığı İkinci Meşrutiyet dönemi içerisinde inceleyerek, bu ulusçu hareketin Osmanlı devletinin Balkan topraklarında Hıristiyan unsurlar arasında gelişen diğer ulusçu hareketler içerisindeki özel konumunu ortaya koymaktır. Çalışmanın hedefi ise, Arnavut ulusçu hareketini farklı bir yaklaşımla ele alarak, ulusçu hareket ile muhalefetin bütünü arasındaki ayırımı ve etkileşimi gözeten bir değerlendirmeye ulaşmaktır.
İkinci Meşrutiyet döneminde gelişen Arnavut muhalefeti iki temel boyut içermektedir. Özellikle Kuzey Arnavutluk’ta gelişen muhalefet, Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel yapısının çözülmesi ile birlikte İmparatorlukta gelişen reform hareketinin beraberinde getirdiği merkezileşme sürecine karşı ayrıcalıkların korunması amacıyla ortaya çıkan muhafazakâr çizgide bir muhalefet olma özelliğini korumuştur. Ancak Arnavutluk’un genel olarak güney kesimlerinde gelişen ve liderliğini Arnavut aydınların ve Osmanlı bürokrasisi içerisinde yer alan Arnavut devlet adamlarının üstlendiği, yurtdışında yaşayan Arnavutların ise destek verdikleri ulusçu hareket, Arnavutluk’un geleceğine ilişkin politik bir program oluşturabilmiş ve öncelikli amacı özerklik olmasına rağmen, bağımsızlığın elde edilmesi sürecinde öncü rolü üstlenmiştir. Dolayısıyla İkinci Meşrutiyet döneminde Arnavut muhalefeti söz konusu olduğunda, bu muhalefet içerisinde yer alan bu farklı iki kesimin göz önünde bulundurulması ve muhafazakâr eğilimli muhalefetle ilerici-ulusçu eğilimli muhalefet arasında ayırım yapılması son derece önemlidir.
İkinci Meşrutiyet veya diğer bir deyişle İttihat ve Terakki dönemi Arnavut muhalefeti ve Arnavut ulusçu hareketinin gelişimini ele alan bu çalışmanın ilk bölümünde Arnavut muhalefetinin İkinci Meşrutiyet’in ilânına kadar olan dönemdeki gelişim süreci incelenecektir. Arnavut muhalefetinin bu dönemdeki gelişim seyri, Doğu Sorunu çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu ve Balkanlar’ın konumu, Osmanlı yönetiminin geleneksel yapısı ve bu yapının çözülme süreci ile birlikte gelişen reform hareketi ve bu koşulların belirlediği Arnavutların İmparatorluk içerisindeki konumları ile İmparatorluğun yaşadığı gelişmeler karşısındaki tepkileri temel alınarak açıklanacaktır. Bu dönemde Arnavut muhalefetinin yapısına ilişkin değerlendirmeler göz önünde bulundurularak, çalışmanın asıl içeriğini oluşturan İkinci Meşrutiyet döneminde muhalefetin değişen veya süreklilik gösteren özelliklerinin belirlenebilmesi için bir temel oluşturulacaktır. Çalışmanın ana bölümlerini oluşturan ikinci ve üçüncü bölümlerde Arnavutların yeni anayasal düzen çerçevesindeki konumları ve yönetimle ilişkileri araştırma konusu olacak, bu ilişkilerin İkinci Meşrutiyet dönemi boyunca geliştiği evreler, yönetimle Arnavutlar arasında yeni düzenin ilk yılında mevcut bulunan işbirliğine rağmen bu işbirliğinin çatışmaya doğru dönüşmesinde belirleyici olan etkenler ve bu gelişmeler karşısında Arnavutların tepkisi saptanacaktır. Dördüncü bölümde ise, Arnavut ulusçu hareketinin meşruluk arayışı çerçevesinde başvurduğu yöntemler, bağımsızlık kararının alınmasında etkili olan etkenler ve bağımsızlığın ilân edilme süreci ele alınacak, ulusçu hareketin bağımsızlık amacını gerçekleştirmesine ilişkin hareketin iç yapısından kaynaklanan özelliklerle dışarıdan meşruluk sağlama yönelimi arasındaki etkileşim ve bu sonuçta belirleyici olan koşullar ortaya koyulacaktır.



Benzer Kitaplar