YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
I. Dünya Şavaşı’nda Rusya’nın Rolü

I. Dünya Şavaşı’nda Rusya’nın Rolü

Yazar:

Kategori: Tarih

ISBN: 978-975-08-2452-4

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 03.2013

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 15.65 TL   Etiket Fiyatı : 24.07 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 310
Boyut : 16.5 x 24 cm

Sean McMeekin bu dikkat çekici çalışmasında tarihçilerin bugüne kadar yeterince üzerinde durmadıkları bir olguyu, Çarlık Rusya’sının emperyalist emellerinin Birinci Dünya Savaşı’nın kökenlerindeki rolünü Türk, Fransız, Alman, Avusturya, İngiliz ve bugüne kadar ihmal edilen Rus arşiv belgelerine dayanarak cesurca yeniden yorumluyor. İngiltere ve Fransa’nın Alman tehdidini dengelediği 1914 savaşı Rusya’nın hedeflerine ulaşması için uygun bir andı: Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak, İstanbul ve Boğazlar’ı ele geçirmek. McMeekin’e göre Birinci Dünya Savaşı’nın ana sorunu Ortadoğu’yu kontrol etmekti. Bu anlamda 1914 savaşı Osmanlı mirası üzerine bir savaş olarak nitelenebilir.
“Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaklaşık bir yüzyıl geçmesine karşın, Osmanlı İmparatorluğu’nun eski toprakları hâlâ için için yanıyor. Şiiler ve Sünniler, Araplar ve Yahudiler ve diğer bölgesel hasımlar Osmanlı mirasının son kırıntıları için kavgayı sürdürüyorlar.”

Birinci Dünya Savaşı’nın temel kronolojisi bile Çarlık Rusyası savaş hedefleriyle uğraşılmaksızın gereğince anlaşılamaz. Temmuz krizinin kıvılcımını tutuşturan Saraybosna (Saraybosna) olayından savaşın patlak verişiyle birlikte yaşanan seferberlik dramına, Alman Schlieffen Planı’nın gerçekçi olmayan zaman çizelgesine ve batı cephesinin bir siper savaşına saplanıp kalışına, kanlı Gelibolu trajedisine, 1915’teki Ermeni katliamına, 1916 Sykes-Picot Anlaşması’na ve ardından Osmanlı topraklarının paylaşılmasına, 1917 Devrimi’ne kadar uzanmak üzere, savaşın en mahut (ve kalıcı patlamalara gebe) olaylarının hepsi Rus dış politikasıyla yakından ilişkiliydi. Batı hayal gücünde siperler, Verdun Muharebesi ve Flandre sahasının gelincikleri Büyük Savaş’ın kalıcı imgeleri olabilir; ama Flandre’daki Fransız-Alman çatışmasında kalıcı stratejik öneme sahip bir şeyin söz konusu olduğunu bugün ileri sürmek güçtür. Bu muharebenin belirlenebilir dış politika hedeflerinden yoksun oluşu, oradaki kırımın niçin çok anlamsız göründüğünü ve orada çarpışıp can veren insanlar üzerinde niçin çok kötü izler bıraktığını açıklamaya yarar. Peki, aynı şey Gelibolu, “Türkiye Ermenistanı” ve Transkafkasya, Bakü, Tahran, Bağdat, Şam, Filistin ve Süveyş için mücadeleyle ilgili olarak sahiden söylenebilir mi?
Bu yerlerin şimdiki sakinlerinin perspektifinden, Birinci Dünya Savaşı (standart Avrupa Birliği anlatısı diye adlandırabileceğimiz yaklaşımla) barış içinde yaşamayı çoktan öğrenmiş Avrupa ulusları arasında bir tür anlamsız iç savaş olarak değil, daha ziyade yeryüzündeki son büyük İslam devletini, Osmanlı Devleti’ni parçalayıp yıkmaya dönük kasıtlı bir kumpas olarak görünür. Bunda belli bir gerçeklik payı olduğunu kavramak için, daha çılgınca komplo teorilerine itibar etmeye gerek yok. Türklerin 1911-1913’te dövüştüğü İtalyan (Trablusgarp) ve Balkan savaşları sonuçta büyük devletlerin zaten Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak için dövüşen daha küçük devletlere katıldığı 1914’teki dünya savaşının bir tür peşrevi değil de neydi? Küresel çatışmayı İtalyanların 1911’de Osmanlı Libya’sını istilası ve Türk bağımsızlığını (birçok eski Osmanlı toprağı üzerindeki hak iddiasından vazgeçmeyle birlikte) nihayet tanıyan 1923 Lozan Antlaşması arasındaki bir paranteze alan bir bakış açısıyla, Birinci Dünya Savaşı çok rahatlıkla “Osmanlı Veraset Savaşı” olarak adlandırılabilir.



Benzer Kitaplar