YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Eski Çin’in Yeniden Keşfi

Eski Çin’in Yeniden Keşfi

ISBN: 978-975-08-1451-8

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 07.2008

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 12.04 TL   Etiket Fiyatı : 18.52 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 160
Boyut : 12.5 x 17.7 cm
Tekrar Baskı : 2. Baskı / 02.2015

Yüzyılın başında Çin dünyaya açıldı: kültür şoku, Doğu ile Batı’nın karşılaşması. Batı biliminin bütün önemli adları “Çin’in düşünen başkenti” Pekin’de bulunuyordu. Arkeolojinin bu etkili döneminin yerini düzensizlik ve siyasi kaos aldı. 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilanından 1973 yılına dek Çin arkeolojisi bir belirsizlik ve gerileme dönemine girdi. Sonra beklenmedik bir gelişme yaşandı: Çin, hazinelerini bütün dünyaya açtı. Art arda uluslararası büyük sergiler gerçekleşti. Keşifler çoğaldı. İlk imparator Shi Huangdi’nin ünlü ordusu bu yeni politikanın yüzü oldu. Sarı Irmaktan Mavi Irmağa, Kuzey’den Güney’e Çin’in bir ve çoğul, açık ve gizli, hükümdarlığa özgü ve sıradan kökenleri ortaya çıktı. Arkeolog ve sinolog Corinne Debaine-Francfort bizi kökenlerinden (MÖ yak. 6000 yıl) gücü ve ünü Roma İmparatorluğu’yla eş olan III. yüzyıldaki Han İmparatorluğu’na dek ölümsüz Çin’in merkezinde bir yolculuğa çıkarıyor.

ÇİN’DE ARKEOLOJİNİN DOĞUŞU

Bir yazı uygarlığı, antikalara duyulan ilgi

İlkçağdan beri Çin’de geçmişle bugün bir aradadır. Geçmiş ders alınması gereken bir kılavuz, mekânı ve zamanı kavramayı sağlayan bir araçtır ve geçmişten örnek alınır. Başlıca esin kaynağıdır aynı zamanda. Belleğin aracı yazı, Çin uygarlığının temel değerlerinden biridir. Çağımızdan önce de antikalara duyulan eğilim metinlere duyulan ilgiye eklenmişti. Çok erken bir dönemde rastlantıyla keşfedilen ya da biriktirilen eski objeler dolaşıma girmiş, aktarılmış ve muhafaza edilmişti. Yine çok erken bir dönemde metinler, üstü yazılı arkaik bronzları anlatmakta, eski anıtlardan söz etmekte ya da bunları betimlemekteydi. Batılı Han’ların sarayındaki ünlü tarihçi Sima Qian bu anıtların pek çoğunu gezmişti. Sima Qian MÖ yaklaşık 100 yılında Shiji (Tarihi Hatıralar) başlıklı yapıtında bu konuda güvenilir bilgiler vermektedir.

Özenle listelenmiş bir kültür mirası

Song hanedanı sırasında (960-1279) çalkantılı bir dönemin siyasal istikrarsızlıkları, altın çağ olarak tanımlanan geçmişin değerlerine dönülmesine zemin hazırlar. Kültür mirasının dökümü çıkarılır, sınıflaması yapılır. Köylülerce toprak altından çıkartılan antikalar büyük yankı uyandırır. XII. yüzyılda imparator Huizong, koleksiyonunu zenginleştirme kaygısıyla MÖ XIV. yüzyıldan XI. yüzyıla kadar Shang hanedanının son başkenti olan Anyang’ın bulunduğu yerde araştırma yaptırır. Gelecek için kılavuz niteliğindeki eski objelerin önemini vurgulayan kitaplar yazılır. Antika eşyaların, taş ve bronz üstüne yazıtların açıklamalı katalogları hazırlanır. En bilineni, Lü Dalin’in Kaogu tu (İlkçağ’ın Araştırılması İçin Resimlemeler) başlıklı yapıtıdır; 1092’de derleştirilen on ciltte, imparatorluk sarayından ve özel koleksiyonlardan 211 bronz ve 13 yeşim bir araya gelmiştir.
Ne var ki bu yüksek düzeydeki çalışmalar Song hanedanının Moğol haleflerince bir yana bırakılır. Antika eşyaların yeniden incelendiğini görmek için XVII. yüzyılın sonunu beklemek gerekecektir. Ama hâlâ arazi arkeolojisinden çok uzakta bulunulmaktadır. Okumuş kişiler kalıntılardan çok, bunların üzerindeki yazıtlara değer vermektedir.
XIX. yüzyılda yabancı ülkelerde olduğu gibi Çin’de de geniş bir antika piyasası gelişir.

Gelenek ve modernlik, Doğu ile Batı arasında bir buluşma

Pekin’de 1860’ta imzalanan barış antlaşmalarıyla dayatılan, Çin’in sınırlarının diplomatlara, tüccarlara ve Batılı din adamlarına açılması, hem halk çevrelerinde hem de Mançurya yöneticileri ve “barbarlardan” üstün olduğuna inanan eski geleneksel Çin sosyetesi içinde bir yabancı düşmanlığı dalgasına yol açtı. İmparatorluğun uç beyliklerinde Batı’nın baskısıyla birleşen bu zorlama açılış yeni görüşlerin tomurcuklanmasına da zemin hazırlayacaktı. Daha 1870’ten itibaren genç Çinlileri modern arkeolojik yöntemlerle yetiştirmek için büyük çaba harcanmaya başlanır. Üniversite öğrencileri Çin’de yabancı uzmanların derslerini izler. Kimileri Amerika Birleşik Devletleri’ne, İngiltere’ye ve Fransa’ya, sonra da Japonya’ya gönderilir.
Çin’de modern arkeolojinin ilk adımlarını işte bu çalkantılı ama düşünce hareketlerine elverişli bağlama oturtmak gerekmektedir. Çin’de arkeolojinin öyküsü dönemin çelişkilerini ve kimlik arayışını yansıtır. Bu bir buluşmanın öyküsüdür. Eskilerle modernlerin, yazı adamlarıyla arazi adamlarının, Çin’le Batı’nın buluşması.

Edouard Chavannes: arazide bir sinolog

Sinolojiye gelince, bu bilim dalı gitgide serpilmektedir, özellikle de Doğu Dilleri Okulu ve Collège de France’ın önde gelen bilginler yetiştirdiği Fransa’da. Söz konusu bilginlerden kimileri, çevirdikleri metinler ya da topladıkları elyazmaları aracılığıyla, Batı oryantalizmi ile Çin bilgeliği arasında köprüler kuracaktır.
Edouard Chavannes (1865-1918) bu açıdan çok çeşitli yetenekleri olan bir öncüdür. Sima Qian’in
Tarihi Hatıralar’ının Fransızcaya çevirisini ona borçluyuz. Herodotos’un yapıtı Batı için neyse bu yapıt da Çin için aynı önemi taşımaktadır. 1908’de metinlerdeki yolculuğunu araziye taşıran Chavannes, yazıtlarını çevirdiği anıtmezarların ve Budizme ilişkin anıtların değerli bir dökümüyle döner Çin’den. Onun sayesinde Batı o zamana dek bilmediği bir kültür mirasını keşfeder.

Arkeolog bir şair, Victor Segalen

Serüven peşindeki şair Victor Segalen 1914’te cumhurbaşkanı Yuan Shikai’ın oğlunun özel hekimi olduğunda ve büyük Çin heykelciliğinde, Brötanya’da geçen çocukluğundaki dev taş anıtları hatırlatan bir kudret keşfeder. Yazar arkadaşı Auguste Gilbert de Voisins ve fotoğrafçı Jean Lartigue’le birlikte Chavannes’ın izini sürmeye koyulur, Kuzey Çin, Sichuan ve Nankin bölgesinde Chavannes’ın başladığı dökümü tamamlar. İşte bu sırada Shaanxi’de, MÖ 117’de ölmüş bir generalin Eyalet Yıllıkları’nda sözü edilen mozolesini bulur. General Huo Qubing, Han imparatorluğunun (MÖ 206-MS 220) sınırlarını tedirgin eden Xiongnu adlı göçebeleri püskürtmesiyle tanınmıştır. Ama o ilk çalışmalar sadece yüzeyde görülen mimari yapıları kapsamaktadır. Çin’de başka arazi araştırmacılarının arkeologlara yolunu açtığı modern bir arkeolojiden söz edilebilmesi için daha çok zamana ve çabaya ihtiyaç olacaktır.



Benzer Kitaplar