YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Sanatın Hayatta Kalma Yolları

Sanatın Hayatta Kalma Yolları

ISSN: 977-1300-2740-181

Sayı : 181 Dönem : Mart - Nisan 2021

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 22.40 TL   Etiket Fiyatı : 32.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

HakkındaİçindekilerAbonelik

“Sanat Dünyamız” dergisinin 181. sayısı yayımlandı. Dergi bu sayıda “Sanatın Hayatta Kalma Yolları” başlıklı dosyayı kapsamlı bir dosyayı kapağına taşıyor ve dosyada sanatın sürdürülebilme ve kendini var edebilme yöntemlerini inceliyor. Bu kapsamda Elif Kamışlı’nın sanatçı Fernando García-Dory’nin sanat pratiğine odaklandığı yazısı, Pera Müzesi’nde süren “Kristal Berraklığı” sergisine dair bir inceleme, Seda Yıldız’ın Avrupa’dan pandemi sürecinde geliştirilen yeni sergileme ve kolektif üretim biçimlerine odaklandığı yazısı, Fluxus’ın tarihini ve kendini var etme biçimini inceleyen Fırat Arapoğlu’nun yazısı, 90’lar pop müziğine odaklanan İlker Hepkaner’in yazısı dosyanın konuları arasında yer alıyor.

“Sanat Dünyamız 181”. sayısında dosyaya ek olarak çeyrek yüzyılı deviren Evin Sanat Galerisi’nden Osman Nuri İyem ve Ece Balcıoğlu’yla “25. Yılında” sergisi vesilesiyle gerçekleştirilmiş bir söyleşiye yer veriyor. Sanat tarihçi Muzaffer Karaaslan’ın Osmanlı dönemi duvar resimlerini Cordova Freres Apartmanı üzerinden incelediği bir yazısı da okurlar için sanat tarihinin gizli kalmış bir yönünü aralıyor.

Süreyyya Evren’in Açıklaya Açıklaya Sanat serisinin altıncı ve son yazısı sanat açıklamalarına odaklanan sergiyi sonlandırıyor. Bununla birlikte sanatçı Huo Rf’nin başlattığı yeni bir seri olan Hisler/Rastlantılar/Kesişmeler’in ilk söyleşisi de bu sayıda okurları bekliyor. Her sayı bir kavram üzerinden iki sanatçıyla söyleşecek olan Huo Rf’nin serisinin ilkinde Pınar Öğrenci ve Yasemin Özcan ‘kayıp’ üzerine konuşuyorlar.

Geçmiş sergilerin eleştiri, izlenim ve yorumlarına yer verilen +İz bölümünde Uras Kızıl Galeri Nev İstanbul’da yer alan karma sergi “Müstesna Kadavra”yı, Hıdır Eligüzel ise Eda Sütunç’un kişisel sergisi “Gelecek Tezgahları”nı inceliyor.

“Sanat Dünyamız”ın her sayıda bir sanatçının okumayı, izlemeyi, dinlemeyi, görmeyi planladıklarına yer verdiği Ajanda bölümünde bu sayıda sanatçı Kerem Ozan Bayraktar ajandasında yer alanları paylaşıyor.

Abone olmak için idealdergi@idealkultur.com adresine mail atabilir ya da 05559811838 - 02125288541 numaralı telefonları arayabilirsiniz.
Editörden - Fisun Yalçınkaya

SANATIN HAYATTA KALMA YOLLARISANAT BAĞIMSIZ BİR VAR OLUŞ OLARAK NASIL HAYATTA KALIR, NASIL DİRENİR? SANATIN KENDİ BAŞINA BİR BAĞIMSIZLIĞI, KENDİ KENDİNİ SÜRDÜRME, HAFIZALARDA YER BULMA VE DİRENME YOLU VAR MI? VAR İSE BU YOL NERELERDEN GEÇER? SANATTAN NELER ÖĞRENEBİLİRİZ? BU SAYIDA YER ALAN DOSYA KONUMUZ “SANATIN HAYATTA KALMA YOLLARI”NA BU SORULARLA BAŞLADIK. BU ÇERÇEVEDE SANATIN SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMASI İÇİN GELİŞTİRİLEN METOTLARA DA DİKKATLE BAKTIK... ELİF KAMIŞLI FERNANDO GARCÍA-DORY’NİN İSPANYA DAĞLARINDA SÜRDÜRDÜĞÜ PRATİĞİNİ BU KAPSAMDA KALEME ALDI. PERA MÜZESİ’NDE SÜREN “KRİSTAL BERRAKLIĞI” SERGİSİNİ, AVRUPA’DAN FARKLI KÜRATÖRLÜK VE KOLEKTİF ÜRETİM BİÇİMLERİNİ VE TÜRKİYE’DE PANDEMİ SIRASINDA KURULAN YENİ BİR İNİSİYATİFİ BU BAKIŞLA İNCELEDİK. POPÜLER KÜLTÜR ALANINDA ÇALIŞAN İLKER HEPKANER 90’LAR MÜZİĞİNİN KENDİNİ SÜRDÜRME BİÇİMLERİNİ, FIRAT ARAPOĞLU FLUXUS’IN YÖNTEMLERİNİ, ONUR ÇİMEN İSE BARIŞ DOĞRUSÖZ’ÜN SERGİSİNİ BU YAKLAŞIMLA YAZIYA DÖKTÜ.

DOSYANIN DIŞINDA İSE EVİN SANAT GALERİSİ’NİN 25. YILINI KUTLAYAN BİR SÖYLEŞİ, OSMANLI DUVAR RESİMLERİ KONULU BİR MAKALE, GEÇTİĞİMİZ AYLARDA DEVAM EDEN “MÜSTESNA KADAVRA” VE “GELECEK TEZGAHLARI” SERGİLERİNE DAİR İZLENİM YAZILARI DERGİDE YER ALIYOR.

SÜREYYYA EVREN’İN SÜRDÜRDÜĞÜ AÇIKLAYA AÇIKLAYA SANAT SERİSİNİN ALTINCI VE SON YAZISI İLE SANATÇI HUO RF’NİN BAŞLATTIĞI YENİ BİR SERİ OLAN HİSLER/RASTLANTILAR/KESİŞMELER’İN İLK SÖYLEŞİSİ DE BU SAYIDA OKURLARI BEKLİYOR.

Ajandada Ne Var?

Önümüzde Akan Bir Su - Elif Kamışlı

SANATIN BAĞIMSIZLIK YOLLARINI ARARKEN, “SANATIN OLMADIĞI BİR DÜNYADA NE OLURDU?” SORUSUNUN PEŞİNDE İSPANYA DAĞLARI’NDA BİR ÇİFTLİKTE PRATİĞİNİ SÜRDÜREN FERNANDO GARCÍA-DORY’YE UZANDIK.Çiftçi bir koruyucudur. Hayatı “Arkanda ne bırakacaksın?” sorusuna değil, “Neyi kurtardın ya da gözettin?” sorusuna verilen bir yanıttır.

Eskiden dört mevsim vardı. Yılın son günlerinde soğuk havayı koklar, kabanıma sarınıp hızlı adımlarla yürürdüm. Karın gelişini bekler ve geçmiş zamanın ağırlığını, içimdeki tortuları şehri saran beyaz örtüye bırakmak için sabırsızlanırdım.

Karı seyretmenin büyüsü başka hiçbir şeye benzemiyor. Karda yürürken başımı göğe çevirip gözümü yakan, yaşartan beyazlığa bakarken yüreğimi önce bir ferahlık kaplıyor. Sonra, mevcudiyetimin bir kar tanesininkinden farksız olduğunu düşünüp sıkılıyorum. Doğanın yüceliği karşısında şeffaflaşıyorum. Ama kar, yaramaz bir çocuk gibi yüzümü gıdıklamaya, ellerimi ıslatmaya devam ediyor. Dayanamayıp ilk fırsatta kendimi onun kollarına bırakıyorum. Sırtımı yumuşak sert beyazlığa yaslayıp soğuğun tüm bedenimi sarmasına izin veriyorum.

Kar yerkabuğunun derinlerine işliyor, su kaynaklarına güç verirken çiftçilere can oluyor.

Karın hafifliği Christo ve Jeanne- Claude’un becerikli elleriyle paketledikleri kocaman yapıların hafifliğini hatırlatıyor. Bir örtünün zarifçe serilişi tüm yükleri bir süreliğine de olsa görünmez kılıyor.

İspanya’nın kuzeyinde aile çiftliğini kolektif üretim için yeniden yapılandıran bir sanatçı arkadaşımdan, Fernando García-Dory’den, gelen mesaja bakıyorum. Buzdan kapanmak üzere olan bir telefon kamerasına sabitlenen fotoğraf karesinde beyazlar altında ilerleyen bir koyun sürüsü ve onları takip eden köpeğin kara batmış ayakları var. Bu görüntü, iç iklimimde yaşanan çalkantılara iyi geliyor. Kendini iyileştirebilme gücüyle doğa, bir ekrandan seyrettiğim bu manzara, değişen şartlara adapte olmanın mecbur ettiği yalınlığı yineliyor. Çocukken köyden dönerken arabanın camından sessizce dışarıyı izlerdik, toprakta çalışmaktan yorgun, üşümüş. Şehre giden dönemece gelmeden bir dağ tepesinde beliren çobanın derme çatma evini hep aynı hayranlıkla gözlerdik. Karlı günlerde, Eskişehir -20 dereceyi görmüşken çobanın evinden dumanlar yükselir, bizler dağın eteğine yayılmış koyunları sayardık. Hep merak ederdim çobanın ve hayvanlarının kışı nasıl geçirdiğini. Ve bahar gelip kır çiçekleri topraktan fışkırınca rahatlardım onlar adına biraz da.

Devamı bu sayıda...

Yerküreyi İyileştirmek - Gencay Altay

PERA MÜZESİ’NDE YER ALAN “KRİSTAL BERRAKLIĞI” SERGİSİ ÜZERİNDEN EKOLOJİK SİSTEMİ DİKKATE ALAN, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE KULAK VEREN BİR YAPININ SANATIN KENDİNİ VAR ETME VE HAYATTA KALMA YÖNTEMLERİ İÇİN NASIL ÖĞRETİCİ OLABİLECEĞİNİ ARAŞTIRDIK.Küratörüğünü Elena Sorokina’nın üstlendiği, farklı coğrafyalardan ve farklı jenerasyonlardan yirmi sanatçıyı Pera Müzesi’nde 7 Mart 2021’e dek bir araya getiren “Kristal Berraklığı”, yaklaşık iki yıla yayılan kolektif bir çalışmayla hazırlanmış bir sergi. Günümüzü tarif ederken yararlandığımız hiper-etkileşim kavramının, tüketim çağına ait sermaye araçlarının ve hızlı teknolojinin kırdığı kolektif hafızayı iyileştirmeye gayret gösteren veya bu yönde mütevazı önerilerde bulunan bir sergi “Kristal Berraklığı”. Bunu yaparken hareket noktasını canlı ve cansız, organik ve inorganik arasındaki geçirgen ilişkiye işaret eden “kristal”de temellendirmiş. Sanat, teknoloji, büyü, şifa ve bilimin aralarında bulunduğu birçok alanda kullandığımız kristal, sergide kavramsal bir araç. Hatta bunun da ötesinde “kristal”in yapısını, ekoloji temelli düşüncenin etik açıdan dikkat ettiği değerleri geliştirmekte ve ekolojinin beşeri ilişkiler üzerindeki etkisini sorgulamakta kullanılan bir yönteme dönüştürmeyi amaçlıyor.

Pandemi nedeniyle “Kristal Berraklığı”nı mekânda kurma ve fiziksel olarak ziyaret etme şansı bulamamış sergi küratörü Elena Sorokina, Zoom üzerinden yaptığımız söyleşimizde kendisine yönelttiğim COVID-19 sürecinde sanal sergi kurma deneyimine ilişkin soruyu; “öncelikle ‘normal’in askıya alındığı ve çoğu kişinin yaşamını yitirdiği bir dönemde sergi açmayı bu denli istiyorduysam, bu serginin anlamlı bir sergi olması gerektiğini düşündüm” diye yanıtlıyor ve ardından hem bu süreçte kendisine tekrar tekrar sorduğu hem de sanatçı ekibiyle paylaştığı sorularını tek solukta birbiri ardına sıralıyor: “Sanatı nasıl bir gelecek tahayyülü bekliyor?”, “Küratör ve sanatçılar olarak bizlerin payına düşen ne, ileride hangi yöntemleri kullanarak çalışma ve üretmeye devam etmeyi planlıyoruz?”, “Hayatta kalmak ve tabii güncel olmak için hangi izlekleri diğerlerine tercih edeceğiz?”

Devamı bu sayıda...

Nasıl Bir Araya Gelebiliriz? - Seda Yıldız

Pop Müzik Yenilenir mi? - İlker Hepkaner

POPÜLER MÜZİĞİN KENDİ BAŞINA AYAKTA KALMA YOLLARI, KUŞAKLAR ARASINDA KENDİNİ AKTARMA YÖNTEMLERİ SANATIN DİRENİŞ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNE BİR PENCERE AÇABİLİR Mİ?“90’lar Türkçe pop mu? Çok severim. Hiç yapılmıyor böyle şarkılar artık.” Buna benzer sözleri defalarca sizin de duyduğunuzu düşünüyorum. 90’larda Türkiye’de piyasaya sürülen pop şarkıları kimine göre ülkedeki pop müziğin altın çağını oluşturuyor, kimisine göre ise bu şarkılar içinden çıkılamayan bir çukur. Peki hiç düşündünüz mü, sene olmuş 2021, 90’lar Türkçe pop müziği neden hayatımızın hâlâ içinde? 90’lardan sonra doğmuş genç insanlar nasıl oluyor da “Aboneyim Abone” dendiğinde o kültürel referansı şıp diye anlayıveriyorlar veya “Sevdik Sevdalandık” diye mırıldanmaya başladığınızda size eşlik edebiliyorlar? Üzerinden yirmi seneden fazla zaman geçmesine rağmen bu dönemin şarkılarını neden hâlâ dinliyoruz? 90’lar Türkçe pop müziği söz konusu olunca kültür kendini yenilemesinin –veya yenilermiş gibi yapmasının– günümüzdeki müzik zevkleriyle ne alakası var?

Türkiye’de pop müzik bildiğimiz haliyle 1950’lerde ortaya çıktı. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu bu müzik türünü Türkçe sözlü hafif Batı müziği diye tanımladı, ama bu şarkılara uyguladığı denetim hiç de hafif değildi. TRT radyolarında ve televizyon kanalında çalınacak şarkıları yıllarca sıkı bir denetlemeye tabi tuttu. Plaklarda (ve daha sonra kasetlerde) kaydedeceğiniz şarkılarsa çeşitli kurumların onayına tabiydi. Devletin kültürel üretim ve dağıtım üzerindeki sıkı kontrolü nedeniyle, müzisyenler kendilerine uzun süre yaratıcılıklarını sanatsal ilişkiler üzerinden devam ettirdikleri bir alan açamadılar. Ancak 1990’lar gelip çattığında, biraz da İngiltere ve ABD’den Margaret Thatcher ve Ronald Reagan’ın estirdiği neoliberal rüzgârın etkisiyle, devlet hayatın belirli köşelerinden –en azından ekonomik faaliyetlere uygulanan yaptırımlardan– elini çekmeye başladı. Türkiye, özel radyolara ve televizyon kanallarına (üzerlerine RTÜK’ün gölgesi zaman kaybetmeden düşecek de olsa), merhaba dedi ve ülkede pop müzik büyük bir patlama yaşadı. Türkiye’de 1980 darbesinden beri sıkışıp kalan yaratıcı enerjinin hatırı sayılır bir kısmı on yıl boyunca popüler müziğe kanalize olunca COVID-19 öncesi partilerin, karantina döneminde ise Spotify listelerinin gözbebeği olan “90’lar Türkçe pop” ortaya çıktı.

Devamı bu sayıda...

Yaşadıklarımız İçin Bir Görsel Dil - Rana Kelleci - İzole Project
Kumun Altından, Uzayın Derinliklerine - Onur Çimen
Fluxus’ta İşbirliği ve Kolektif Üretim Üzerine Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz! - Fırat Arapoğlu
Göstermeme Stratejileri: Travma, İroni ve Objedışı - Süreyyya Evren
Cordova Freres Apartmanı Duvar Resimleri - Muzaffer Karaaslan
Kaybetmek Üzerine - Huo Rf. - Pınar Öğrenci - Yasemin Özcan
25. Yılında Evin Sanat Galerisi - Ali Kayaalp, Ece Balcıoğlu, Osman Nuri İyem
Parçaların Bütünselliğinde - Uras Kızıl
Dijital Bir Ütopya Dokuması: Gelecek Tezgahları - Hıdır Eligüzel