YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Komplo Teorileri

Komplo Teorileri

ISSN: 977-1300-2880-103

Sayı : 103 Dönem : Güz 2021

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 26.60 TL   Etiket Fiyatı : 38.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

HakkındaİçindekilerAbonelik

3 aylık düşünce dergisi “cogito”  Güz 2021 sayısını komplo teorilerine ayırdı. Komplo teorileri dosyası, kriz ve belirsizlik zamanlarında daha çok rağbet gören, sosyal medya aracılığıyla virüs gibi yayılan komplo teorilerinin günümüzde toplum ve insan ilişkisi hakkında, bilgiyle ilişkilenme ve iktidar ilişkileri hakkında neleri açık ettiğine odaklanan yazı ve söyleşilerden oluşuyor.

cogito’ya buradan abone olabilirsiniz.

Cogito’dan

Komplo Teorilerini Nasıl Okumalı?

Karmaşık dünyayı anlamlandırma ve bilme pratiğinin oldukça zahmetsiz, kendi içinde çelişkili ve irrasyonel, pratikteki somut sonuçları itibarıyla tehlikeli yollarından biri. İnsanlık tarihi kadar eski olsa da özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ciddi bir toplumsal ve siyasal sorunsal olarak ele alınmış, son yılların toplumsal krizleriyle birlikte yeniden altın çağını yaşamaya başlamış komplo teorilerini günümüzde nasıl okumalı, nasıl çalışmalı?

Popülizmin, aşırı sağın, radikalizmin ve krizlerin damgasını vurduğu, sosyal medyanın bilgi ve söylemle ilişkiyi şekillendirdiği günümüzde yalnız, güçsüz ve güvencesiz bireye görünürde istikrarlı ve sağlam bir sığınak sunan, aidiyet duygusu veren komplo teorilerinin cazibesi ve yaygınlığı yeni bilgi ve yönetim rejimleri, siyaset, radikalizm ve ruhsallık hakkında neler söylüyor?

“İç ve dış düşmanlar” söylemi ve “Sevr sendromu”nun belirleyici bir rol oynadığı Türkiye siyaseti tarihinin özgül motifi “bölünme korkusu”, gerçekliği keskin hatlarla birbirinden ayrılmış iki kutba taksim eden komplo anlatılarının yeşermesi için elverişli bir zemin sunuyor. Öte yandan, zamanımıza özgü belirsizlik ve dezenformasyonun, dünya çapında komplo teorilerine rağbeti arttıracağı da şüphesiz. Kathleen Stewart’ın “Her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu ve bu bağlantıların da tekinsiz olduğu bir gündelik hayata dair mesajlaşma pratiği” olarak tanımladığı komplo teorileri hakkındaki akademik çalışmaların seyrine ve bu teorilerin toplumsal güç ilişkileri, Türkiye özelinde devletle ve resmi söylemle ilişkilenme biçimleri hakkında açık ettiklerine odaklanan bu yazı ve söyleşilerde, komplo teorilerini damgalamaktansa ciddiyetle çalışmanın önemi vurgulanıyor.

Popülerliğini uzun yıllar koruyacak olan bu anlatıların analizini doğruluk-yanlışlık ikiliği üzerinden, onlara içkin absürtlüğü merkeze alarak ilerletmek, onların tedavülden kalkmasına yardımcı olmadığı gibi, temeldeki toplumsal krizi anlamak ve ona çözüm sunmak açısından da pek bir işe yaramıyor zira. Paranoid fantezilerle sahici entrikaları birbirinden ayıran sınır çizgisinin iyice belirsizleştiği bir dönemde, komplo teorilerini daha kapsamlı bir yorumlama kompleksine dahil ederek ele almak toplumsal eleştiriyle komplocu zihniyeti birbirinin içinde eritmeye meyleden eleştiri-sonrası, hakikat-sonrası yaklaşıma karşı eleştirelliğin önemini de vurgulamak demek.

Cogito’nun bir sonraki sayısında “Hakikat-Sonrası”nı odağa alacağız.

Şeyda Öztürk

Kathleen Stewart: Komplo Teorisinin Dünyaları
Türkay Salim Nefes: Dünyada ve Türkiye’de Komplo Teorilerini Anlamak
Söyleşi: Sinan Alper – Evren Balta – Emre Erdoğan: 21. Yüzyılda Komplo Teorileri

Marjinal - Ana Akım Ekseninde Komplo Teorileri, Teorisyenleri ve Zihniyeti - Kerem Karaosmanoğlu

Bir Karikatür Olarak Komplo Teorisyeni
Richard Donner’in yönetmenliğini yaptığı 1997 yapımı Komplo Teorisi (Conspiracy Theory) adlı filmde hikâye, Mel Gibson’ın canlandırdığı ana karakter Jerry Fletcher’in etrafında şekillenir. New York’ta taksi şoförlüğü yapan Jerry komplo teorisyenlerine atfedilen neredeyse bütün stereotipik özellikleri bünyesinde taşır. Ciddi anlamda paranoya eğilimleri göstermektedir. Uzaylılardan, gelmekte olan siyasi suikastlara, içme suyuna florür katılmasından, Masonlara, Kennedy suikastından Oliver Stone-George Bush bağlantısına ve zihin kontrolüne varan geniş bir komplo teorisi envanterine sahiptir ve hepsini nihayetinde şeytani bir küresel komplo ile ilişkilendirir. Buzdolabını ve ayrıca yemekleri sakladığı kapları tek tek her daim kilitli tutar. Evinde kendi hazırladığı bir önceden uyarı sistemi hep aktiftir. Araştırdığı ve ortaya çıkardığı komploları bir yerlere son derece düzensiz bir şekilde not alır ve ara ara internet ortamında paylaşır. Özel hayatındaki belirgin dağınıklık zihnine ve muhakemesine de hükmeder gibidir. Zaman zaman kendi kendine konuşmakta ve kurgu ile gerçeği birbirinden ayırmakta zorlanıyor izlenimi vermektedir.
Film dakikalar ilerledikçe klişelerden kurtulamasa bile başlarda izleyiciyi ekrana bağlamayı başarır. Jerry’nin web sitesinde paylaştığı bir alay komplodan bir tanesi birilerini ciddi anlamda rahatsız etmişe benzemektedir. Paranoyak olmanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez! Komplocular Jerry’nin peşine düşer. Tabii buna herkesten çok Jerry hazırlıklıdır. Komplo Teorisi filmindeki Jerry Fletcher karakteri ‘klasik’ komplo teorisyeni profilinin bariz ve karikatürize bir örneğidir. Jerry doğru kararlar veremeyen, doğru düşünemeyen dengesiz bir kişidir; ruh sağlığı yerinde değil gibidir, ciddi paranoid ve hatta şizoid belirtiler gösterir.
Jerry Fletcher tipolojisinin gökten zembille inmediğini ve arkasında belli bir tarihsel bağlam taşıdığını söyleyebiliriz. Bu yazıda komplo teorilerinin ve teorisyenlerinin akademi ve akademi dışı dünyada hangi bağlamlarda ötekileştirildiğine bakmaya ve tarih içinde genel algıda yaşanan dönüşüme dikkat çekmeye çalışacağım. Bu aslında komplo teorilerinin ve teorisyenlerinin, sıklıkla başvurulan ifadeyle, damgalanmasının (stigmatization) da hikâyesi. Amerikan tarihinde komplo teorilerini araştıran Michael Butter komplo teorilerinin üç farklı tarihsel dönem içinde incelenebileceğini iddia eder:

1) Komplo teorilerinin merkezde olduğu Soğuk Savaş Dönemi öncesi Amerikan siyaseti
2) Soğuk Savaş Dönemi ve marjinalleşme
3) Küreselleşme, internet ve 2000’li yıllarla beraber komplo teorilerinin tekrar altın çağını yaşamaya başlaması ve merkeze doğru hareket etmesi

Ben de Butter’in bu dönemselleştirmesine büyük ölçüde bağlı kalarak özellikle yukarıdaki son iki dönemi kapsayacak şekilde tartışmayı sürdüreceğim.

Komplo Teorilerinin Sorunsallaştırılması ve Damgalama
Komplocu zihniyetin köklerini antik çağlara ve hatta insanlık tarihine kadar götürmek mümkün. Evrimsel gelişimin neticesiyle gelişmiş primatlar olarak komplocu bir zihne sahip olduğumuz konusunda araştırmalar bile var. Buna karşın daha jenerik ve söylemsel bir “komplo teorisi” tanımından hareket edecek olursak, komplo teorilerinin kitlesel boyutlarda üretimi, yaygınlaşması ve etkili olması için XVIII. yüzyıl Avrupa Aydınlanması’nı beklememiz gerekir. Komplocu bilginin ilk önce ciddi bir problem olarak görülmesi, daha sonra dışlanması, ötekileştirilmesi ve damgalanması ise yaygın olarak II. Dünya Savaşı sonrası döneme denk gelir.

Devamı Cogito bu sayıda

İsmet Parlak & Yağız Alp Tangün: Bir Bilme Hali Olarak Komplo Teorilerinin Serencamı: Komplocu Motiflerin Mübadelesi ve Sorumluluk Alma Pratikleri
Michael Richmond: “Siyah Antisemitizm” ve Irkçılık Karşıtı Dayanışma Üzerine

Komplo Teorilerini Ciddiye Almak: Komplo Anlatılarını Günlük Siyaset, Özneleşme ve Toplumsal Etkileri Ekseninde İzlemeye Bir Davet - Erol Sağlam

Günümüz dünyasının en sık tartışılan toplumsal meselelerinden biri komplo teorileri. Hakikat sonrası (post-truth) bir döneme geçiş yaptığımızı çokça duyduğumuz bugünlerde, komplo teorilerinin yarattığı siyasal toplumsal tahribatı tüm berraklığıyla gözler önüne seren gelişmelere hepimiz aşinayız. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Demokrat elitlerin satanist ayinler ve insan/çocuk ticareti yaptığını iddia eden Pizzagate’ten, COVID-19 pandemisine karşı geliştirilen aşıların aslında insan türü üzerinde bir bio-kontrol kurmaya yönelik bir gizli-kötücül girişim olduğuna dair anlatılara veya Ortadoğu’dan Avrupa’ya göçü beyaz Avrupalıların etnik kompozisyonunu değiştirmeye çalışan bir elit (örneğin, Soros) planı olduğu savından Türkiye’deki toplumsal muhalefeti ülkenin şahlanışını durdurmaya yeminli dış mihrakların fitnesi olarak açıklayan komplo teorileri hem dünyayı algılayışımızı ve kim olduğumuzu hem de siyasal konumlanışımızı derinden şekillendirmeye devam ediyor. Giderek daha da farkına vardığımız üzere, bu anlatıların etkileri sadece söylemsel alana hapsolmuş da değil. Pizzagate ve QAnon anlatılarının Birleşik Devletler’de 2020 Ocak ayında Capitol’un basılmasıyla zirvesine ulaşan siyasal çalkantıyı nasıl beslediği, Türkiye’deki söylem ve politikaların nasıl paranoyak-komplocu bir bakışla şekillendiği veya küresel ölçekte salgınla mücadelenin nasıl aşı-karşıtı hezeyanlarla sekteye uğratıldığı üzerine düşündüğümüzde, komplo anlatılarının söylemsel niteliklerinin çok ötesinde bir önem ve etkiye sahip olduğunu anlamaya başlayabiliriz.
2010’larda Türkiye’deki siyasal ve toplumsal alanın kökten şekilde yeniden yapılanmasına paralel olarak, komplo anlatılarının çoğunlukla Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin ideolojik söylemleriyle paralel bir ideolojik hatta büründüğünü ve bu ideolojik resmin neredeyse bütün medya topografyasına ve politik söylemlere sirayet ettiğini belirtmek gerek. Komplo anlatılarının Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısının şekillenmesindeki etkisi, Doğan Gürpınar’ın da altını çizdiği üzere, tarihsel olarak daha erken dönemlerde de görülebilmesine rağmen, toplumsal görünürlük ve etkileri son on yılda gözle görünür şekilde arttı ve tüm ekonomik, siyasal ve toplumsal tartışmaların en belirleyici unsurlarından biri haline geldi. Bu süreçte neredeyse hiçbir meseleyi komplo teorilerine referans vermeden açıklayamaz olduk: Faiz ve döviz kurunun artması, muhalefetin hükümeti eleştirmesi, doğal afetler, seçimler, altyapı yatırımları, veya anayasal sistemin yeniden düzenlenmesi... Tüm önemlerine rağmen, ülkeye dair tüm can alıcı meselelerde komplo teorileri ya bir iktidar pratiğinin meşrulaştırıcı hikâyesi oldu ya da bu pratiğin temel itkilerinden biri.
Toplumsal, siyasal ve ekonomik boyutlarıyla hayatımızı derinlemesine etkileyen bu anlatıların günümüz dünyasında giderek artan yaygınlığı ve inanılırlığı önümüze birkaç temel soru getiriyor: Neden komplo anlatıları bazı toplumsal kesimler tarafından –özellikle de daha önce sözüne inanılan bilim insanlarının demeçleriyle kıyaslandığında– daha inanılır bulunuyor? Bu anlatıların bireylerin öznelliklerinin inşasında ve onların siyasal-toplumsal süreçlere eklemlenmesinde oynadığı rol nedir? Ve son olarak, bu anlatılar sadece bir (dünyayı) yanlış anlama olarak mı anlaşılmalıdır? Onların (yanlış) okuma olduğunu farz ettiğimizde dahi, komplo anlatılarının toplumsal düzlemde yaptığı etkiyi göz ardı edebilir miyiz?
Bu sorulara tam olarak cevap ver(e)mese de öne çıkardıkları gerilimlerle ilişkilenen bu yazıda, 2015 yılında başlayan ve kesintili de olsa hâlâ devam eden antropolojik çalışmalarımdan yola çıkarak, komplo teorilerinin sadece bir yanlış bilinçlenme süreci olarak göz ardı edilmemesi gerektiğini tartışıp neden bu anlatıları gayet somut sosyo-politik etkiler uyandıran toplumsal pratikler olarak yeniden düşünmemiz gerektiğini ortaya koyacağım. Bu tartışma, aynı zamanda antropolojik tartışmalar çerçevesinde neden bu açıklamalara komplo teorisi yerine komplo anlatısı demeyi tercih ettiğimi de açıklayacak. Tartışmaya geçmeden önce, hem metodolojik arka planın tartışmaya etkisine dair bazı tespit ve iddiaları sıralayacağım. Sonrasında ise tartışmanın takip edip uğraştığı terimlerin sınırlarının belirlenmesini ve bazı terminolojik tercihlerin arka planını okuyucuya aktarmaya çalışacağım. Bu iki temel konumlandırmayı, sahadan gözlemlerim takip edecek ve sonrasında da bu gözlemler çerçevesinde bazı tespitlerde bulunacağım.

Terminolojik Manevralar
Halihazırda literatürde, özellikle de son on yılda hızlanan bir şekilde, komplo teorileri üzerine devam eden tartışmaları düşündüğümüzde, bu tartışmaların çokça kez yalan/yanlış haber (fake news) eksenindeki araştırmalarla ve hakikat sonrası döneme dair öngörülerle iç içe geçmiş olduğunu görebiliriz. Her iki tartışma da komplo teorileriyle derinlemesine ilişkili gibi görünse de, aralarındaki farkın –en azından analitik seviyede– belirtilmesi terimlerimizin dönüşümü ve evrimine dair bize yol gösterecektir. Birleşik Devletler bağlamında Fox News ve Infowars platformlarında zirvesine ulaşan yalan/yanlış haber olgusu, sosyal medya platformlarının küresel ölçekte yaygınlaşması ve bu platformlara herkesin katılım sağlayabilmesinin yarattığı çok seslilikten oldukça etkilenmiş görünüyor. Türkiye’de benzer bir durumu ve ana akım medyanın 2010 sonrasında yaşadığı radikal dönüşümü ve medya organlarının güvenilirliklerinde yaşanan erozyona dair tartışmaları, en aşikâr haliyle AHaber örneğinde gözlemleyebiliyoruz. Bu noktada yalan/yanlış haberi, belirli bir (ideolojik, siyasal, kişisel, ekonomik) saikle doğru olmayan bir bilginin kasıtlı olarak üretilmesi/uydurulması, çarpıtılması ve dolaşıma sokulması pratiklerinin bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu çarpıtma/uydurma durumu daha sistematik, nitelikli ve organize bir teşebbüsü içerebildiği gibi, sosyal medya ekseninde de çokça görülebildiği üzere, kişisel ve amatör girişimlerin de sonucu olabilir.

Devamı Cogito bu sayıda

Entrikalar ve İnsanlar: Komplo Teorilerinin Bulgulayıcılığı - Didier Fassin

Bir sırra vâkıf olmayan, o sırrı tutmaya yemin etmemiş tek bir kişi yok bu şehirde.
(Borges 1952)

Bize aktarıldığı kadarıyla, komplo teorileri bugünlerde yükselişte. Büyük Yer Değiştirme tezinden Siyonist İşgal Hükümeti uydurmasına, Roswell’e bir uzay gemisi düşmesinin örtbas edilmesine dair canlanan soruşturmalardan astronotların Ay’a ayak basmasının hâlâ capcanlı inkârına, ABD’de kızamık bağışıklığının reddinden Fransa’da H1N1 aşısı karşıtlığına (ki her iki vakada da kudretli örgütlenmelerin kötücül niyetlerine ve bilimin suçortaklığına ilişkin şüpheler vardı), hatta son dönemde şeytana tapanların fitnelerine ve pedofil çetelerine dair QAnon takipçilerinin iddialarından tutun da ABD dışişleri bakanının COVID-19 salgınının bir Çin laboratuvarından kaynaklandığını onaylamasına kadar dünyanın mevcut durumunun altında yattığı varsayılan entrikalara ilişkin söylemler ve rivayetler gırla gidiyor; üstelik zaman zaman İlluminati ve Masonlara ilişkin olmadık iddialar da geri dönüyor. Brexit oylaması ve Donald Trump’ın seçilmesinin ardından, komplo teorileriyle bağlantılı kaygılar aniden arttı, uzmanlar yalan haber denen haberlerin hızla çoğalarak kamusal alanı sel gibi basması üzerine açıklamalar yaparken, sosyal bilimciler de yeni girdiğimiz sözümona hakikat-sonrası çağa ilişkin konferanslar düzenlediler. Gören de Ortaçağ’da Yahudilerin Hıristiyan çocuklarını katletmekle suçlanmasından tutun da on dokuzuncu yüzyıl sonunda Almanya’da ayrımcı bir yasanın kabulüne yol açan Cizvit ihbarlarına kadar çeşitli yalan yanlış söylentiler ve uydurma hikâyelerin daha önce hiç görülmediğini zannederdi.
Üstelik bu meselelere dair çağdaş tartışmalardan çoğunun münhasıran Batı’yla ilgili olduğuna ve geri kalanı çarpıcı ölçüde ihmal ettiğine de dikkat çekmek gerekir; halbuki Müslüman dünyada, Asya’da, Afrika’da da komplo teorilerine hiçbir şekilde daha az rastlanmadığını birazdan göreceğiz. Bir başka deyişle, komplo tasarılarının açığa çıkarılmasının iki kafa bulandırıcı ortak özelliği bugüncülük ve etnosantrizmdir. Çoğu durumda taraflı, peşin hükümlü ve neticede verimsizleşmiş olan bu tartışmanın çerçevesinden hazır teori kalıplarıyla nasıl kaçınabiliriz?
Eric Wolf’un Envisioning Power’da belirttiği gibi, “geçmişteki çabaların bize bıraktığı kavram deposunun bir kısmını benimseyip kullanabilirken, bir kısmını da artık faydalı bulmuyorsak”, aynı şeyi yakın tarihli çabalar için de söyleyebiliriz; ayrıca, Wolf’un devamla söylediği üzere “miraslar daima sorunluysa”, fikirler alanındaki yenilikler de sorunludur. Kavramdan saymanın bile güç olduğu yalan haberler ve hakikat-sonrası şöyle dursun, komplo teorileri eleştirel gözle irdelenmelidir ve bu türden düşünsel alıştırmalar “soyut teorik tartışmalar” değildir, diye devam eder Wolf, bunlar “iktidar ve statüyle ilgili, çatışan çıkarların ortaya attığı savlar ve karşı-savlardır”. Komplo teorileri asılsız bilgi âlemine ait olmakla kalmaz. Aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, siyasi gerilimlerin, kültürel huzursuzlukların ve ahlaki rahatsızlıkların işaretidirler.
7 Ocak 2018’de Le Monde, Libération, Le Figaro’nun da dahil olduğu en ciddi Fransız basın yayın organları, ulusal çapta yayın yapan radyolar, en büyük televizyonlar şu telaşlandırıcı haberi manşetlere taşıdılar: Fransa halkının %79’u en az bir komplo teorisine inanıyordu. Fakat bu merak uyandıran ve tedirginlik yaratan bilgiyi yayan muhabirler, soruşturma yöntemini tartışmaya açmamış, özellikle de hayal ürünü cevaplar ve utanmazca yalanlar barındırdığı bilinen böyle ödemeli çevrimiçi anketlerin güvenilirliğini sorgulamamışlardı; ankete katılanların büyük bir kısmı, yani yaklaşık olarak beşte üçü ya da dördü sunulan mahut teorileri hiç duymamışlardı ve onlara dair hiçbir fikirleri olmadığını söyleme olanağı da bulamamışlardı; son olarak, yaratılışçılığın ve düz dünyacılığını yanı sıra Fransız ve Rus devrimlerinde gizli cemiyetlerin rolü olduğu iddiasını da kapsayan teorilerin sınırlarının saptanmasında karışıklık söz konusuydu. Bu komplo teorilerinin en çok yoksullar, eğitimsizler, gençler ve siyasi aşırı uçlar, yani sağcı Rassemblement National ve solcu France Insoumise arasında yayıldığını muhafazakâr basın yayın organları gizlemedikleri bir hazla, ilericiler ise sahte bir şaşkınlıkla açığa çıkardılar. Ankete katılan dört kişiden yalnızca biri gazetelerin, radyoların ve televizyonların onları bilgilendirmesine güven duyduğunu açıkladığından, bu medya organları büyük ihtimalle meslek sahipleri ve yöneticilerin yanı sıra başkanın partisine oy verenler arasında güvenin en yüksek düzeye ulaşmasıyla moral buluyorlardı. Anketin sonuçları haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’ya saldırıların üçüncü yıldönümünde yayımlanmıştı ve ankete katılanların sadece yüzde üçü bu saldırıların istihbarat örgütlerinin yönlendirmesinden kaynaklandığını düşündüğünü söylemesine rağmen, sansasyonel bir haber yapılarak beş Fransızdan sadece birinin resmi söyleme karşı çıktığı yazıldı ve araştırmacıların kendilerinin de kabul edeceği üzere soruşturmada gri alanlar kaldığına inanan yüzde 19’luk bir kesim komplo teorisyenlerinin arasına dahil edildi.
Fondation Jean Jaures adlı düşünce kuruluşu ve Conspiracy Watch adlı web sitesinin finanse ettiği bu anketin kusurlu yöntemi ve gizli gündemiyle ilgili daha sonraki eleştiriler neredeyse hiç duyulmazken, halkın büyük çoğunluğunun aklında kalan şey, toplumun görünmez ve bozguncu entrikalara inanmaya çok meyilli olduğu. Bu yüzden paradoksal bir durum meydana geldi ve alternatif olgulara inanmanın tehlikelerine karşı resmiyette insanları uyarması gereken bu şüpheli anketin ta kendisi, anaakım medyanın da yardımıyla, sorgulanabilir haber üretimine, hatta bir komploculuk iklimi yaratılmasına katkı yaptı. Üstelik düşük ekonomik ve kültürel sermayesi olanların özellikle paranoid fikirlere duyarlı olduğu iddiasıyla onları itibarsızlaştırıyor, biri seçkinlerin horgörüsünü reddederek halkçı söylemi desteklemekle tanınırken, öbürü komplo teorileri ile eleştirel görüşler arasındaki sınırın bulanıklaşmasına katkı yapmakla tanınan solcularla sağcıları aynı potaya sokuyordu.

Devamı Cogito bu sayıda

Andrew Woods: Sağcı Bir Komplonun Amerikan Kökenleri
Söyleşi: Kayıhan Pala – Osman Elbek: Halk Sağlığı ve Komplo Teorileri
Robyn Marasco: Komplocu Aklın Bir Eleştirisine Doğru

Geçen Sayıdakiler
Yurttaşlık Ne Âlemde?
Yazarlar Hakkında