YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Antroposenle Birlikte

Antroposenle Birlikte

ISSN: 977-1300-2740-172

Sayı : 172 Dönem : Eylül - Ekim 2019

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%25İNDİRİM 21.00 TL   Etiket Fiyatı : 28.00 TL
-+

Saat 12:00’a kadar verdiğiniz siparişler aynı gün kargoya verilir.

HakkındaİçindekilerAbonelik

“Sanat Dünyamız”, hareketli sanat gündeminin nabzını tutuyor.

“Sanat Dünyamız”ın Eylül-Ekim 2019 sayısı, sonbaharla birlikte hareketlenen sanat dünyasını sayfalarına taşıyor. 16. İstanbul Bienali’nin küratörü Nicolas Bourriaud, Sinopale 7’nin küratörleri Aslı Serbest ve Mona Mahall söyleşilerde iki bienali anlatıyorlar. Yeni binasına taşınan Arter ise Melih Fereli’nin anlatımıyla dergi sayfalarında yer alıyor. Dergide ayrıca eylül ve ekim aylarında İstanbul’da sergileri izlenebilecek İrem Tok, Kerem Ozan Bayraktar, Avni Lifij ve Altan Gürman’la birlikte  Tate Britain sergisiyle gündeme gelen William Blake’in sanatı detaylarıyla inceleniyor.

Nicolas Bourriaud ile Antroposen ve Sanatın Yöntemleri
16. İstanbul Bienali bu yıl “Yedinci Kıta” başlığı altında 14 Eylül-10 Kasım 2019 tarihleri arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Pera Müzesi ve Büyükada’da 26 ülkeden 50’den fazla sanatçıyı ağırlayacak. Bienalin odak noktası Antroposen’in neler içerdiğini, etkilerinin sanatla ilişkisini, sosyolog ve sanat tarihçisi Pelin Tan, 16. İstanbul Bienali küratörü akademisyen Nicolas Bourriaud ile bir söyleşi gerçekleştirildi.

Yeni Müzeye Doğru: Melih Fereli’yle Arter Üzerine
Eleştirmen Fırat Arapoğlu, 9 Eylül’de Dolapdere’deki yeni binasının kapılarını açacak olan İstanbul’un yeni müzesi Arter’i, Melih Fereli ile konuştu.

İçten Yanmalı Motor
Sanatçı Kerem Ozan Bayraktar, 5 Eylül – 12 Ekim 2019 arasında sürecek Kevser Güler küratörlüğündeki “Kayalar ve Rüzgârlar, Mikroplar ve Kelimeler” başlıklı kişisel sergisi vesilesiyle, “İçten Yanmalı Motor” adlı çalışmasını “Sanat Dünyamız”la paylaştı.

Yersizyüzsüz: ‘Var-İçinde-Yok-Portre’ ya da ‘Kapitone’nin Paradoksu
Arter, 1976 yılında hayatını kaybeden sanatçı Altan Gürman’ın retrospektif sergisiyle izleyicileri buluşturuyor. Sanat tarihçisi Nermin Saybaşılı kapsamlı bir yazıyla Gürman’ın pratiğine dair bir bakış sundu.

Bir Düşün İçinde
Sanat tarihçisi Ali Kayaalp, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde Ekim 2019 tarihinde açılacak olan “Avni Lifij Sergisi” bağlamında, ressamın hayatını ve sanat tarihindeki yerini yazdı.

Sinopale 7: Burada ve Nerede / Yerin Politikası
Yedinci kez düzenlenen Sinop Bienali nam-ı diğer Sinopale’nin bu yılki küratörleri Mona Mahall ve Aslı Serbest, Mine Kaplangı’ya bienali anlattılar.

Bir Yanardağ’ın Kenarında, Rüzgârın Karşısında veya Kıyıda
Sanatçı ve küratör Borga Kantürk, İrem Tok’un Pilot Galeri’de 6 Eylül’de açılacak 15 ekim 2019 tarihine dek sürecek “Close up” isimli sergisi vesilesiyle sanatçının pratiğine dair kapsamlı bir inceleme yazısı kaleme aldı.

Sanatta Yeni Olanın Gu¨ndelik Varoluşu
“Deneyim Şapkaları”nda bu kez Süreyyya Evren, sanat dünyasının ve sanat yazınının odaklarından ‘yeni’nin peşinden gidiyor ve yeni olanın özneyle ilişki kurma biçimlerine bakıyor.

Uşun Tükel ile Sanatın Dili
Nazlı Pektaş, “Bellek /Emek” serisinin bu söyleşisinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Uşun Tükel’i konuk ediyor.

William Blake: Radikal ve Asi Bir Hayalci
Tate Britain, 1757-1827 yılları arasında yaşamış çok yönlü sanatçı ve şair William Blake’i, sanatçının yaşarken gerçekleştiremediği eserlerini dijital imkânlarla sergileyen bir gösterimle sunuyor. Bu sergi, Blake’i görülmesini istediği gibi gösteriyor. Uras kızıl da Blake’in özgün bakışını inceledi.

Nesneler ve Hileli Anlamlar: Cem Örgen
Kültigin Kağan Akbulut bu sayıda genç sanatçıları konuk ettiği köşesinde tasarım ve kavramsal sanat arasında bir bağ kuran ve ilk kişisel sergisi “Bir Sonraki Kan Sadece Tazedir”i poşe’de sergileyen Cem Örgen’i ağırlıyor.

SALT Araştırma
“Sanat Kütüphaneleri” serisinde bu kez SALT’ın Kütüphane ve Arşiv Yönetmeni Sezin Romi, koleksiyonu, kütüphanenin sağladığı kaynakları ve araştırma süreçlerini detaylarıyla açıklıyor.

İlginç zamanlara
Dünyanın en önemli sanat etkinliklerinden bir tanesi kabul edilen, 8 Mayıs’ta açılan ve 24 Kasım’a dek sürecek olan 58’inci Venedik Bienali Sanat Sergisi’nın ekseni, anlam, temsil, dualite üzerinden ilerliyor ve zamanımızın ilginçliklerine bakıyor. Bu sayıda “iz” bölümünde bu büyük bienalden kalan etki yer alıyor.

Abone olmak için idealdergi@idealkultur.com adresine mail atabilir ya da 05559811838 - 02125288541 numaralı telefonları arayabilirsiniz.

EDİTÖRDEN

Antroposenle Birlikte - Fisun Yalçinkaya

“(…) ANTROPOSEN, İNSANLAR VE İNSAN OLMAYANLAR ARASINDAKİ GELENEKSEL HİYERARŞİLERİN ÇÖKÜŞÜNE VERİLEN İSİM; HAYVANLAR, BİTKİ ÖRTÜSÜ, JEOLOJİ VE İNSANLAR ARASINDAKİ YENİ BİR TÜR İLİŞKİ VAADİNDE BULUNMAYI İÇİNDE BARINDIRIYOR. (…) ANTROPOSEN BİZE, NEDEN SONUÇ ZİNCİRLERİNİ, YANKILARI, BAĞLANTILARI OLUŞTURAN AĞLARI NASIL DÜŞÜNECEĞİMİZİ YENİDEN ÖĞRETİYOR.”

16. İSTANBUL BİENALİ’NİN KÜRATÖRLÜĞÜNÜ ÜSTLENECEK DÜŞÜNÜR NICOLAS BOURRIAUD, SOSYOLOG VE SANAT TARİHÇİSİ PELİN TAN’LA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ SÖYLEŞİSİNDE, ANTROPOSENDEN BU ŞEKİLDE BAHSEDİYOR. SANATÇILAR, BİLİM İNSANLARI, ANTROPOLOGLARA UZANAN BİENAL KATILIMCILARI DA, BU BİENALDE İNSAN MERKEZLİ OLMAKTAN ÇOK UZAK BİR YERDE YENİ ÇEVRELERİ MERAK EDİYOR. İNSANLARIN BIRAKTIĞI ATIKLARDAN OLUŞAN DEV ADAYI İŞARET EDEN “YEDİNCİ KITA” BAŞLIĞINI SEÇEN BİENAL, İNSAN ETKİSİNİN, TÜM TÜRLER, EŞYALAR, CİNSİYETLER VE VAR OLUŞUMUZ ÜZERİNE YENİ İLİŞKİLER İNŞA ETMEYE ZORUNLU BIRAKAN YAPISINI MERKEZE ALIYOR. BU SENE İSTANBUL’U BÜYÜKADA’DAN PERA’YA DOĞRU BİR İZLEKTE DOLAŞTIRACAK OLAN BİENAL ÜZERİNE, KAPSAMLI BİR SÖYLEŞİYİ DERGİ SAYFALARINDA OKUYABİLİRSİNİZ.
ŞEHRİN BU MEVSİMDEKİ İKİNCİ BÜYÜK HEYECANI İSE, KÜLTÜR YAŞAMINA BÜYÜK ETKİSİ OLACAK ARTER’İN AÇILIŞI. BÖYLECE ‘SANAT İÇİN ALAN’ YENİ VE GENİŞ BİR ANLAMA KAVUŞUYOR. BU YENİ MÜZE, ÇOK SAYIDA SERGİ VE ETKİNLİKLE İZLEYİCİYLE BULUŞMASINI KUTLARKEN, DERGİ SAYFALARINDA MELİH FERELİ, TÜM ÖZENİYLE, MÜZENİN AMAÇLARINI VE İÇERİĞİNİ AKTARIYOR.

SİNOP’TA İSE BAŞKA BİR BİENAL, SİNOPALE 7, ‘YERİN POLİTİKASI’NA İŞARET EDEREK KARADENİZ BÖLGESİ’NDEKİ İLİŞKİLERE BAKIYOR. BİENAL KÜRATÖRLERİ ASLI SERBEST VE MONA MAHALL DERGİ SAYFALARINDA ŞEHİRLE İLİŞKİ KURMA SÜREÇLERİNİ AKTARIYORLAR.

SANAT ETKİNLİKLERİ AÇISINDAN SON DERECE HAREKETLİ GEÇECEK BU SONBAHARDA, SANAT DÜNYAMIZ, ÇOK SAYIDA KONUYLA OKURLARI SELAMLIYOR. YENİ ALANLAR, YENİ İLİŞKİLER VE TÜM BUNLARIN ARDINDA BEKLEYEN HEYECANLA…

Nicolas Bourriaud ile Antroposen ve Sanatın Yöntemleri - Pelin Tan - Nicolas Bourriaud

16. İSTANBUL BİENALİ BU YIL “YEDİNCİ KITA” BAŞLIĞI ALTINDA 14 EYLÜL – 10 KASIM 2019 TARİHLERİ ARASINDA MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL RESİM VE HEYKEL MÜZESİ, PERA MÜZESİ VE BÜYÜKADA’DA 26 ÜLKEDEN 50’DEN FAZLA SANATÇIYI AĞIRLAYACAK. BİENALİN ODAK NOKTASI ANTROPOSEN’İN NELER İÇERDİĞİNİ, ETKİLERİNİN SANATLA İLİŞKİSİNİ, SOSYOLOG VE SANAT TARİHÇİSİ PELİN TAN, 16. İSTANBUL BİENALİ KÜRATÖRÜ AKADEMİSYEN NICOLAS BOURRIAUD İLE BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

Günümüz sanatçıları, sanat pratikleri ile doğacılık, insan-merkezli hümanizm ve determinist bir ekolojik söylem tuzağına düşmeden, antroposenin etkileri hakkında eleştirel söylemleri nasıl üretebilirler? Post-antroposen dönemi sanatını, ekolojik sanat ya da doğa odaklı bir sanat olarak 1970’lerdeki sanatsal mirası üzerinden tanımlayamıyoruz. Sanat tarihinde özne ve nesne ayrımını temel alan epistemolojik ve ontolojik bilgi üretiminin eleştirisinin içkin olduğu bu post-antroposen sanat pratikleri, insan-olmayan şeylerin ve jeo-iktidar araçların araştırmasını amaç ediniyor. Yaşam ve cansızlık ayrımı üzerine kurulmuş bio-iktidar çerçevesinde belirlenen antroposen kavramına ilişkin Povinelli: “...antroposen basitçe insanların çevrelerini etkilemeye başlamasını değil, gezegendeki insan mevcudiyetinin diğer bütün varlıkları belirleyen (bunu zarar verici bir şekilde yapan) bir hale geldiği anı ifade etmektedir.” Sanat pratiklerinde sadece ele alınan konular ve sanatçının angajmanı değil aynı zamanda sanatsal araştırma veya sanat araştırma yöntemleri de epistemolojik ve ontolojik bilgi üretim sınırlarının kalktığı, çoklu sarmallanmış nesne/özne ilişkisi ve ilişkisel ontoloji ile birlikte dönüşmekte. Sanatın ürettiği bu bilgi ve bilginin koşulları, farklı insan ve insan-olmayanların bilgisi ile birlikte sorumluluk, dayanışmacı ve onarıcı pratikleri derin zaman içinde üretmektedir. Hasar görmüş post-antroposen bir gezegende sanatsal tahayyüller acaba spekülatif bir gerçekçilik ile geçmiş, şimdi ve gelecek hakkında ne söyleyebilir?

Devamı bu sayıda...

Yeni Müzeye Doğru: Melih Fereli’yle Arter Üzerine - Fırat Arapoğlu - Melih Fereli

ELEŞTİRMEN FIRAT ARAPOĞLU, 9 EYLÜL’DE DOLAPDERE’DEKİ YENİ BİNASININ KAPILARINI AÇACAK OLAN İSTANBUL’UN YENİ MÜZESİ ARTER’İ, MELİH FERELİ İLE KONUŞTU.

Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olarak 2010’da İstiklal Caddesi’nde açılan Arter’de, bugüne dek 35 sergi gerçekleştirildi. Bu sergiler paralelinde birçok yayın hazırlandı ve söyleşiler yapıldı. Bu yıl Arter, Grimshaw Architects tasarımlı yeni binasıyla koleksiyon sergisi ve koleksiyon dışındaki sergileriyle açılıyor. 18 bin metrekarelik alanda sergiler, performanslar, öğrenme ve etkinlik alanları, kütüphane, konservasyon laboratuvarı, kitabevi ve yeme/içme alanları yer alıyor. Arter’in açılması vesilesiyle, Arter Yönetim Kurulu’nda yer alan ve Yürütme Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Melih Fereli’yle bir röportaj gerçekleştirme şansını yakaladık. 2005 yılından itibaren VKV kültür-sanat danışmanlığını yürüten Fereli, Arter’deki bazı sergilerin küratörlüğünü üstlendi ve çeşitli kurumlarda eğitmen olarak görev alıyor. Fereli, 1998 yılında Britanya İmparatorluğu Nişanı’nı (Officer of the Order of British Empire; OBE) almıştı. Sözü, sorularımız ekseninde kendisine bırakalım:
Fırat Arapoğlu: 2010 yılından bu yana İstiklal Caddesi’nde faaliyetini sürdüren Arter, Eylül 2019’da artık Dolapdere’deki yeni binasında olacak. Arter Kurucu Direktörü olarak bu mekân değişikliği için neler söyleyebilirsiniz?

Melih Fereli: Bu sorunuzu cevaplayabilmek için aslında Arter’in açılışından önceye gitmek gerekiyor. 2005 yılında Vehbi Koç Vakfı Kültür ve Sanat Danışmanı olarak göreve başladığım dönemde vakfın sanat alanındaki faaliyetlerine yönelik hazırlamış olduğum rapor sonucu benimsenen geleceğe yönelik stratejinin bir parçası olarak Arter’in daha büyük bir sanat kurumuna evrileceğini ve İstiklâl Caddesi’ndeki mevcudiyetinin sona ereceğini biliyorduk. İstiklâl Caddesi’ndeki yerinde düzenlediği 35 sergi çerçevesinde Arter, 183 yeni eserin yaratılmasına maddi ve lojistik destek verdi. Sergilerine eşlik eden dünya standartlarında Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilli yayınlar hazırladı. Programını mekânın el verdiği ölçülerde konuşmalar, performanslar, gösterimlerle zenginleştirdi. Arter’in İstiklâl Caddesi’ndeki mevcudiyetinin geçtiğimiz 10 yıl içinde çağdaş sanat alanında büyük bir açığı doldurduğunu düşünüyorum. Bugün Arter’in Dolapdere’deki binasına giden yolda bir laboratuvar işlevi gördü, Meymenet Han’daki mekânımız. Ekibin oluşması, genişlemesi ve beraber çalışma tecrübesi edinmesi anlamında da sıradışı bir deneyim alanı sundu bize.

Yukarıda değindiğim stratejik plan çerçevesinde başlangıçtaki hayalimiz bir ‘müzeler kampüsü’ kurmaktı; bu kapsamda Büyükdere’deki Sadberk Hanım Müzesi’nin Türk-İslam ve Arkeolojik koleksiyonlarına tahsis edilecek iki bina ve Arter’in çağdaş sanat koleksiyonu için de üçüncü bir binanın farklı uluslararası mimarlar tarafından tasarlanması öngörülmekteydi. Gerek altyapı, gerekse yönetim sinerjileri açısından bu üç binaya hizmet edecek ortak alanların ve bir heykel parkının da proje kapsamında İstanbul’a kazandırılmasını hedefliyorduk. Hayalimiz büyüktü, niyetimizde son derece samimiydik.
Karşımıza çıkan en büyük engel kent merkezine yakın uygun bir alan bulmak oldu. Muhtelif konumları inceledik ve özellikle Rahmi Koç Müzesi civarına da yakınlığı nedeniyle Camialtı ve Haliç Tersaneleri bölgesinde bu projeyi gerçekleştirebilme yolunda devlet ve kent yönetimleri nezdindeki yoğun girişimlerimiz sürecinde, bizleri teşvik eden ve son derece ümitlendiren bir biçimde karşılandık. Ne var ki, kamunun farklı önceliklere yönelmesi sonucu düş kırıklığına uğrasak da uygun alan arayışlarımızı sürdürdük.

Bu arada Ahırkapı’daki eski zührevi hastalıklar hastanesinin binaları ve bulunduğu alanın devlet tarafından bir alternatif olarak önerilebileceği ihtimaliyle umutlarımız tekrar yeşerdi, ama o beklentilerimizin de boşa çıkmasıyla İstanbul’a çok yakışacağını düşündüğümüz ‘müzeler kampüsü’ kurma hayalimiz suya düştü. Böyle görkemli bir projeyi ülkemize kazandırma kararlılığımıza rağmen, bu süreçte gerçekten üzüldük ve bir B planı hazırlayıp uygulamaya mecbur kaldık: Kentin merkezinde Dolapdere mevkiinde, Irmak Caddesi üzerinde Koç Ailesi’ne ait ve o dönemde zemin katı Otokoç’un satış ve servis şubesi olarak kullanılan eski fabrika en akılcı seçenek olarak temayüz etti. 1960’larda inşa edilmiş olan bu yapıya dünyanın pek çok ülkesinde revaçta olan “eski endüstriyel alanlara kültüre işlev kazandırma” düşüncesiyle yaklaştık. Ancak yürütülen yapılabilirlik çalışmaları, o eski binanın depreme dayanıklı hale getirilmesi ve yeni işlevine yakışır biçimde dönüştürülmesiyle ilgili maliyetin tahminlerin çok üzerinde olacağına işaret ediyordu. Hal böyle olunca, eski binayı yıkıp uluslararası bir mimarın imzasını taşıyan yeni bir yapı inşa etmeye karar verdik.

Devamı bu sayıda...

İçten Yanmalı Motor - Kerem Ozan Bayraktar
Yersizyüzsüz:  ‘Var-İçinde-Yok-Portre’ ya da ‘Kapitone’nin Paradoksu - Nermin Saybaşılı

Bir Düşün İçinde - Ali Kayaalp

SANAT TARİHÇİSİ ALİ KAYAALP, SABANCI ÜNİVERSİTESİ SAKIP SABANCI MÜZESİ’NDE 14 EKİM 2019 TARİHİNDE AÇILACAK OLAN “AVNİ LİFİJ SERGİSİ” BAĞLAMINDA, RESSAMIN HAYATINI VE SANAT TARİHİNDEKİ YERİNİ YAZDI.

‘Meşrutiyet Kuşağı’, ‘Çallı Kuşağı’ adlarıyla da bilinen 1914 Kuşağı ressamları; 19. yüzyılın asker ressamlarıyla Osman Hamdi Bey’i kapsayan kuşağının ardından sahneye çıkmış ve Osmanlı sanatında pentür olgusunun 20. yüzyıldaki ilk temsilcileri olmuş; I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İstanbul’a dönerken de, İzlenimcilikle yakından ilintili bir resimsel öğretiyi beraberlerinde getirmişlerdi. İzleyen yıllarda çoğu, Sanayi-i Nefise Mektebi’nde hocalık edecek olan bu sanatçıların bildikleri, öğrendikleri ve öğretecekleri de Fransa’da aldıkları bu öğreti üzerinde şekillenmişti. Fotoğraftan yararlanarak resim yapan önceki kuşaktan farklı olarak onların “İstanbul’un çeşitli yerlerinden, günün, mevsimin farklı saatlerinde kaydettikleri görüntülerle, deyiş yerindeyse ‘fotoğraf gibi resim’ anlayışını gündeme getirmesi söz konusu olmuştur.” Bu yüzden, bu ressamlar için, İzlenimci öğretinin kendi resimsel gündemlerini gerçekleştirmede yararlandıkları bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerekir. Manzara resmi yaparken bu mirası değerlendiren 1914 Kuşağı ressamları, figür çalışmalarında akademik yaklaşımı benimsemiştir ki, iki eğilimi bağdaştırma çabası, onların resimsel serüveninin hem gücünü, hem de zayıflığını belirleyen temel çelişkiyi üretecektir. Semra Germaner, onların Osmanlı resmine yaptıkları katkıyı şöyle özetler: “Avni Lifij dışındaki diğer sanatçılar, açık havada gerçekleştirdikleri manzara resimleriyle Türkiye’de İzlenimci resmin temsilcisi olmuşlardır. Bu sanatçılar kendilerinden önceki dönemin sanat anlayışından farklı olarak, ışık ve rengi desen ve biçimden daha çok önemseyen bir görüşü benimsemişlerdir. Çoğunlukla manzara dalında çalışmış ve İstanbul’un pitoresk köşelerini yapıtlarında yansıtmış olan 1914 Kuşağı sanatçıları, 20. yüzyıl başında İstanbul’un modern kent yaşantısını, kadını, modayı, iç mekânları da yapıtlarında ele almışlar, portreler ve çıplaklar gerçekleştirmişlerdir.”

Devamı bu sayıda...

Sinopale 7: Burada ve Nerede / Yerin Politikası - Mine Kaplangı - Aslı Serbest - Mona Mahall
Bir Yanardağ’ın Kenarında, Rüzgârın Karşısında veya Kıyıda - Borga Kantürk
Sanatta Yeni Olanın Gündelik Varoluşu - Süreyyya Evren
Uşun Tükel ile Sanatın Dili - Nazlı Pektaş - Uşun Tükel

William Blake:Radikal ve Asi Bir Hayalci - Uras Kızıl

TATE BRITAIN, 1757-1827 YILLARI ARASINDA YAŞAMIŞ ÇOK YÖNLÜ SANATÇI VE ŞAİR WILLIAM BLAKE’İ, SANATÇININ YAŞARKEN GERÇEKLEŞTİREMEDİĞİ ESERLERİNİ DİJİTAL İMKÂNLARLA SERGİLEYEN BİR GÖSTERİMLE SUNUYOR. BU SERGİ, BLAKE’İ GÖRÜLMESİNİ İSTEDİĞİ GİBİ GÖSTERİYOR. URAS KIZIL DA BLAKE’İN ÖZGÜN BAKIŞINI İNCELEDİ.

“Heyûlâm gece gündüz etrafımda,Vahşi bir canavar misâli yolumu gözlüyor.” William Blake

11 Eylül 2019 - 2 Şubat 2020 tarihleri arasında Tate Britain’de gerçekleşecek William Blake (1757-1827) sergisi, sayısız ressam, şair, yazar ve müzisyene ilham kaynağı olan sanatçının 300’ün üzerinde çalışmasını bir araya getirecek. 2006 yılında Tate Britain’da “Gothic Nightmares: Fuseli, Blake and The Other Romantic Imagination”sergisinin küratörü olan Martin Myrone, bu serginin de baş küratörlüğünü üstleniyor. Sergi, 19. yüzyıl İngilteresi’ne sanatı ve şair yönüyle damgasını vuran Blake’i 21. yüzyılda yeniden keşfemeyi amaçlıyor. Bunu yaparken de, günümüzde daha çok şair yönüyle bilinen Blake’in en az şairliği kadar esaslı olan görsel sanatçı kimliği üzerinde duruyor. Öte yandan, bu sergi William Blake’in çalışmalarının yanı sıra sanatçının doğduğu ve zamanın büyük bir kısmını geçirdiği Londra’ya odaklanıyor. Böylelikle sergi, tarihi arka planıyla da sanat tarihsel sürece katkıda bulunmayı hedefliyor. Sanatçının üretim sürecinin, tarihsel, sosyoekonomik koşullardan ve politik meselelerden ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor. Sergide, dönemin politik çalkantıları ve savaşları içinde var olma ve anlaşılma mücadelesi veren sanatçının perspektifinin izi sürülüyor.

Tate’te gerçekleşecek sergi kapsamında, William Blake’in dev freskler olarak tasarladığı, fakat hiçbir zaman arzu ettiği şekilde uygulamaya geçiremediği iki resmini; The Spiritual Form of Nelson Guiding Leviathan (1805-9) ve The Spiritual Form of Pitt Guiding Behemoth (1805) dijital olarak büyüterek, sanatçının hayal ettiği gibi devasa ölçekte galeri duvarına yansıtılması planlanıyor. Sergiyi ilginç kılan yönlerden biri de, 1909 yılında Blake ailesinin tuhafiye dükkânının üzerinde yer alan temizlik odasında gerçekleşen serginin yeniden tasarlanıp; orijinal resimlerin o günkü gibi izleyicilerin deneyimine açılacak olması. Tarihselliğin günümüz araçlarıyla yeniden kurgulanarak izleyicinin deneyimine sunulacak olması bu serginin ilginç yönlerinden biri olacağa benziyor. Ayrıca sergi, William Blake’in eşi Catherine’e ayrı bir parantez açıyor. Sanat tarihi kanonunda bugüne dek üzerinde çok durulmamış olsa da sanatçının üretimine ciddi katkıları olan Catherine’nin, William Blake’in üretimini nasıl ve ne yönde etkilediğinin de altını çiziyor. Blake’in yaptığı kitap illüstrasyonlarında Catherine’nin pratik katkısı vurgulanması amaçlanıyor.

Devamı bu sayıda...

Nesneler ve Hileli Anlamlar: Cem Örgen - Kültigin Kağan Akbulut
SALT Araştırma - Yücel Manyas-Sezin Romi
İlginç Zamanlara - Fisun Yalçınkaya