"Eşikler": Yas, yoksulluk ve bakım C. Hakkı Zariçİyi bir yaşamın koşulları nelerdir? Hangi koşullar bir araya geldiğinde kişi iyi bir yaşam sürebilir? İyi bir yaşam yoksa iyi bir ölüm mümkün müdür peki? Yaşadıklarından yola çıkan kaç kişi bu sorulara doğru yanıt verebilir, orası tartışmalıdır ama "Eşikler" kitabında Marianne Brooker söz alıyor ve görmezden gelemeyeceğimiz ayrıntıları kurcalayıp gün yüzüne çıkararak mümkün olanı ortaya koyuyor. Özge Çağlar Aksoy’un çevirisiyle Türkçeye kazandırılan "Eşikler", başlangıçta bir yas anlatısı gibi okunsa da yoksulluk, hastalık, bakım ve ölümün kesiştiği dar ve kırılgan alanı, o geçilmez eşiği başlıklar boyunca tarif ediyor. Kitabın merkezinde yazarın annesiyle kurduğu ilişki var. Süregelen anne-kız ilişkisi, kamusal tartışmaya yol açıyor: Kim nasıl yaşıyor, kim nasıl ölüyor? Brooker’ın anlatısı annesinin hastalığıyla birlikte çözülüp dağılmaya yüz tutan bir hayatın izini sürerken, aynı zamanda bu çözülüşün sadece biyolojik değil, ekonomik ve politik olduğunu da yansıtıyor bize. Sonun başlangıcı burada başlıyor, teşhisi açıklıyor doktor: “Oligoklonal bantlarda CSF pozitif ve kendisine de açıkladığım üzere bulgular primer progresif multiple skleroz ile uyumlu. Bu elbette ki onun için talihsiz bir durum.” Peki ama Brooker’ın annesi bu hastalığı nasıl yenebilir ki? Ne buna uyumlu bir sağlık programı var ortada ne de sosyal yardım programları buna uygun. Sürekli kemer sıkmak gerektiği üzerine yürütülen politikalar yapısal yoksulluğu vuruyor yüzümüze. Hastalık durmak bilmez bir seyirle ilerlerken yalnızca beden değil bakım, barınma ve kırılganlaşan geçim şartları da daralıyor. |