YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Bir Arzuyu Beslemek

Bir Arzuyu Beslemek

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

ISBN: 978-975-08-0433-3

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2006

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 12.04 TL   Etiket Fiyatı : 18.52 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 284
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 3. Baskı / 04.2015

İlk romanını 1995’te yayımlayan Mahir Öztaş, Bir Arzuyu Beslemek adlı kitabıyla 7 yıllık bir aradan sonra yeniden romana dönüyor. Önceki romanı Soğuma’da kaybolan bir yazarı ve onun izini süren bir araştırmacıyı konu edinen Öztaş, bu kez işlenmiş bir cinayetin peşinden giden bir sanatçının arayışını işliyor. Hikaye, gizem dolu bu cinayet kurgusunun etrafında, İstanbul’dan Glasgow’a, San Francisco’dan New Orleans’a uzanan bir coğrafyada geçiyor. İşin içine neler girmiyor ki: ünlü ressam Balthus ve İstanbul’un resim çevreleri, yazarlar ve yazar müsveddeleri, aşklar ve sahte aşklar, kayboluşlar, apartmanlardan taşan kötücüllükler, ölenler ve kalanlar… Bir Arzuyu Beslemek, menderesli bir ırmak gibi akan, sonunu merak ederken içinde kaybolunacak bir roman.

Geniş pencerelerin buğulu camlarına, oradan da perdelere yansıyan tedirgin bir dünya, sallantılı ağaçlar, uyanan kentin uğultusu. Kapıyı açardık, mevsimine göre, yağmurun serpintisi, toprak kokusu, bembeyaz bir kar, uçuşan yapraklar içeriye dolardı. Mevsimine göre, ama şimdi mevsim belli değil miydi? Birlikte bakardık açılan kapıdan görünen dünyaya; aynı şeyleri gördüğümüzü varsayalım, çağrışımlarımız ölçüye gelmese de, ama onunla paylaşmaya uğraştığım ve kimi zamanlar da başardığımı sandığım adı konmamış o şeyin, bir tükeniş, bir hiçlik olduğu ne kadar da belliydi. Yaz işte böyleydi; kapalı panjurların arasından sızan ışık odalarımızın boyası solmuş duvarlarında dalgalı çizgiler oluştururdu. Yataklarımızda uzanır, sere serpe, üşüyüp kalın örtülerin altında büzüldüğümüz günleri unutmaya çalışırdık; miskinliğin tadını çıkarmak içimizde büyüyen bir arzuydu, ama tembel bir arzu. Bu loş odada uzunca bir süre hemen hiç konuşmadan gizlice birbirimizi süzerek otururduk. Çoğu kez ürkütücü bir öyküyü o derine işleyen sesiyle anlatmaya başlardı. Bütün bu öyküler kendisiyle ilgiliydi. Eskiden olsaydı bütün bu anıları kimseye yollamayacağı mektuplarında anlatır, mektupları da eski bir çekmecede saklardı. Şimdi belleği vardı ve bunu neredeyse üzerime kusuyordu. Şu anda geçmişi düşünüyorum. Bütün bu odalarda, bir hayalet gibi, tek bir ses bile çıkarmadan gezinirdi. İkimiz de düş kurmasını seviyorduk. Çoğu kez, bir sevişmenin ardından, dinlenirken o güzelim eski günlerden, denizden, kumsallardan söz ederdik. Beni tam anlamıyla büyülerdi, her şeyden önce o yanımdayken kendi dünyamdan kopmam asla gerekmiyordu. O zamanlar sizden kendisi için özel sözcükler bulmanızı da istemezdi. Sonunda bir gün, beni, öyküleriyle --ya da kendisiyle-- yeterince ilgilenmemekle suçlayınca, "arzunun bir aynadan yansımasını görmeye kim dayanabilir?" diyerek kendimi savundum. Bunun gerçek bir soru olmadığını anlamış olacak, sustu. Sıcak bir yaz öğleden sonrasıydı. Gözlerini uykusu gelmiş gibi kıstı ama içinde bir şeylerin kıpırdadığı gözümden kaçmadı. Bana, arzusunun peşinde hemen her şeyden vazgeçen eski bir arkadaşının öyküsünü anlattı. Bu yürekli adam --bu niteleme onundu-- sevdiği kadın uğruna boğazına kadar tutkuya, şehvete ve kötülüğe batmıştı. Öykünün yönü doğruydu. Söz konusu kadının kendisi olduğunu düşündüm. İçimde soğuk bir rüzgar esti. Çünkü hep öyle olur. Kadınlar kendilerine yönelen tutkunun kötülüğüne hiç aldırmazlar. "Peki sen hangisisin? Terk edilen mi? Arzulanan mı?" Sanırım bu bir soru sayılabilirdi. Yanıtı kadıncaydı, "Arzumun yönü her an değişebilir, şu an arzuladığımı belki akşama arzulamayabilirim." Ne kadar da uçucu sözlerdi bunlar ama o üstü kapalı tehdit havasını sezmemek olanaksızdı. Asla geri adım atmadım. Sözcüklerin ötesine geçmeye çalışıyorduk. İşte o zaman bunu söylemenin zamanının geldiğini düşündüm. "Bu aşk bitti," diyecektim, "artık geçmişin, yaşadıkların her neyse bütün bunlar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor." Sözcüklere aktarmayı başaramayacağı bir öfkeyle yüzüme bakacaktı ve ben de bu nefreti bir türlü sözcüklere aktaramayacaktım. Karşısında sessizce oturup içki bardağının ardından görünen ellerini inceledim. Susmam için sayısız neden sayabilirim. Asıl yüreklilik bu sıcak öğleden sonrasının tembelliğinde arzuyu gölgeler ve boşluklarla beslemekti. Kim bilir, belki akşam serinliğinde baştan çıkarmanın büyüsüne yenilir ve beni arzulamasını sağlayacak bir öykü anlatacak gücü kendimde bulabilirdim.



Benzer Kitaplar