YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Ayşe Erkmen uçucu şimdi

Ayşe Erkmen uçucu şimdi

Kategori: Sergi Kitapları

ISBN: 978-975-08-1430-3

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 05.2008

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 12.04 TL   Etiket Fiyatı : 18.52 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 136
Boyut : 19 x 24 cm

Ayşe Erkmen “Aşağı Yukarı”
16 Mayıs – 15 Temmuz 2008

Güncel sanat dünyasının uluslararası isimlerinden Ayşe Erkmen, düşünceyi ön plana çıkaran, zaman ve mekân algısına yepyeni boyutlar getiren eserler üretmeye devam ediyor. Erkmen’in “Aşağı Yukarı” başlıklı yeni sergisi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde açıldı. YKY, sergiyle eş zamanlı olarak, sanatçının hayatı ve işlerine dair Ayşe Erkmen )>uçucu< / =şimdi=( başlıklı bir monografiyi yayımladı. Kitabı, sanat kuramcısı ve tarihçisi Dr. Friedrich Meschede kaleme aldı. Kitapta, Fatoş Üstek’in Ayşe Erkmen’le yaptığı bir söyleşi de yer alıyor.

yşe Erkmen )>uçucu< / =şimdi=( “Özgül – İçkin Münster’deki müze 1977 yılında, Klaus Bussmann’ın fikrinden hareketle Avrupa’da ilk kez, 60’lı yıllarda Amerika’da “site-specific-sculpture” [mekâna özgü heykel] adı altında geliştirilen kamusal alandaki heykele dair yeniliğe dikkat çekti. Skulptur Projekte’nin 1987’de tekrarlanan inisiyatifiyle beraber Münster kenti bu konunun ele alınışı açısından öncü rolünü üstlenmiş oldu. Ayşe Erkmen 1987 yılında da Münster’i İstanbul’dan yola çıkarak ziyaret etmişti. Mekâna özgülük bağlamının (site-specific) yenilikçi söylemi altında 20. yüzyılın 70’li yıllarındaki heykel tarihine damgasını vuran ve böylece kamusal heykele ilişkin ölçütleri hayata geçirmiş olan ağırlıkla Amerika menşeili heykeltıraşlar, Erkmen’in imge keşfinin stratejisi için ilham kabul edilemez. Ayşe Erkmen’in girişimlerini farklılaştıran, kendiliğinden mekâna özgü olmaları ve böylelikle de bu yenilikçiliğin başarılarına eklemlenmeleridir. Ancak bunun yanı sıra mekânda halihazırda bulduklarını da, modernizmin biçimselliğinin izin vereceğinden daha fazla katman üzerinden irdeler. Farklı bir dilsel ifade bulmak için burada mekâna içkin heykelden söz edebiliriz. Ayşe Erkmen’in çalışacağı mekân ya da alanlar, heykelin parçası olarak her şeyi içerir. Müdahaleleri sadece bunları görünür, mevcut ve algılanır hale getirir. Bir şeyler harekete geçirilir, bağlamı kaydırılır, deneyimlemeye uygun olur ve yeniden kaybolur. Bugüne dek ifadesini mekâna özgü olarak bulan heykel, bağlamlarının geleneğinin dışına çıkıp biçimsel açıdan kendini, mekânla ve mimariyle ilişki kuran bir heykel olarak tanımlar ve buradaki oran, boyut, maddesellik ve nesnesizlik gibi heykelin temel kurallarını uygular. Bunlardan farklı olarak burada mekâna içkin olarak tanımlanan Erkmen’in eserleri, salt biçimsel tasarımın ötesine geçen tarihsel, kavramsal ve bu nedenle de anlatısal bileşenleri daha yoğun biçimde ele alır. Ayşe Erkmen’in işlerinin çoğu ciddi bir teknik müdahaleye gereksinim duyan masraflı, özgül enstalasyonlardır. Hem mekâna içkin kavramına ilişkin bir örnek teşkil etmesi için hem de ‘şimdi’ ile neyin kastedildiğine dair bir örnek eser olarak 2001 yılında Frankfurt am Main’de yaptığı “Shipped Ships” [“Taşınan Gemiler”] işi örnek verilebilir. Bu eser Erkmen’in çalışma biçimini tarif eden bir iştir ve Deutsche Bank’ın, gösterişli performansların kamusal alanda sergileneceği “Momente” [“Anlar”] konseptinin Frankfurt’taki pilot projesi olarak dünya çapında açtığı yarışmadan yola çıkarak ortaya çıkmıştı. Ne yazık ki “Momente”, 2002’de gerçekleştirilen ikinci performansının ardından (Karin Sander ile beraber ve New York Times’ın işbirliğiyle) durduruldu. Buna rağmen projenin adı içerik olarak Erkmen’in sanatsal düşüncesinin önemli bir leitmotif’i olmayı sürdüregeldi. Şehir – Ülke – Nehir Ayşe Erkmen “Shipped Ships” için İstanbul, Venedik ve Şingu’da şehir hatlarında vapur olarak kullanılan ve insanları bir noktadan bir başkasına taşıyan üç gemiyi bir yaz boyunca buranın suyolu ulaşımında hizmet vermek üzere Frankfurt am Main’e getirtti. Masraflı lojistik çabaların sonucunda üç gemi, işletim personeli de dahil olmak üzere İstanbul/Türkiye, Venedik/İtalya ve Şingu/Japonya’daki belediye işletmelerinden ödünç alındı. Aslında başka liman kentlerinin de katılması düşünülmüştü (Helsinki / Amsterdam) ama gelen ilave masraflar nedeniyle gerçekleştirilememişti. Frankfurt’a gelmeleriyle bu gemiler birer “heykel” işlevi gördü. İzleyicilerin binip kenti başka bir perspektiften, nehirden yaşayabilecekleri, içine girilebilir mekânlardı. Gemilerin Frankfurt’a geliş süreciyse “Taşınan Gemiler” adının doğmasına neden oldu; vapurlar karga tulumba kaldırılıp büyük nakliye gemileriyle esas kentlerinden buraya getirilmişlerdir. Vapurların işletimi toplumsal bir hizmet değil, Frankfurt’ta daha önce mümkün olmayan, kenti nehirden izlemeye yönelik salt estetik bir sunuydu. Bu etkinliğin konseptini tetikleyense İstanbul’daki şehir hatları vapurlarıydı, zira Ayşe Erkmen Frankfurt’tan geçen Main nehri üzerinde böyle bir hizmet olmadığını fark etmişti. Bu gözlemi sırasında Erkmen’in işlerinin, birer leitmotif olarak görülebilecek iki temel özelliği de gözler önüne seriliyor: İlk olarak eksikliğini hissettiği, orada olmayan ama nehir üzerinde yüzen vapurlar gibi olması son derece mümkün bir şeye tepki veriyor. İkinci leitmotif ise imgelerin sanatsal amaçlarla kullanılması. Frankfurt’taki bu sanat performansı için İstanbul Boğazı üzerindeki yoğun vapur trafiği, Main üzerine aktarılacak bir imge olarak alındı. Ayşe Erkmen’e göre bir kentin içinden geçen su kütlesinin imgesinde vapurlar da olmalıdır. Bunlar, nehir kenarında bir kentin genel imgesini tanımlayan ikonografik programın birer parçasıdır. Nehir kenarında kurulmuş kentlerin tabloları bunu gösteriyor, bu tür kentlere ait kartpostallar bu alameti farikayı güçlendiriyor. Frankfurt kentinin imge programındaysa böyle gemiler yoktu. Ayşe Erkmen’in fark ettiği ve tamamlamak istediği bundan ne fazlası ne de azıydı. Vapurları kullanan ziyaretçiler bir heykelin içinde bulunduklarının, bir sanat eserinin parçası olduklarının farkında bile değildi; ancak kent panoramasını o güne dek hiç bilmedikleri şekilde sergileyen bir deneyimi yaşamış oldular. İtalya, Japonya ve Türkiye’den gelen konuk gemiler, sıla özlemiyle, yaban ellerle, içinde yaşanılan kentle, gemilerin ve mürettebatın geldiği ülkeyle ve her şeyin üzerinde olup bittiği nehirle ilgili hikâyelere vesile oldu. Bir eksiklik olarak sanat Erkmen’in eserleri, son derece doğal olan, sanki hep orada olan bir şeylere vurgu yapar. “Shipped Ships” performansı Frankfurt’ta sona erdiğinde, bu inisiyatifin sanatsal bir arka plan olmadan da sürdürülmesi çağrısı geldi. “Shipped Ships” halen benzersiz bir sanat eseri olmayı sürdürüyor, zira bu eser dışında hiçbir yetkili mercii Main’de vapurların yeniden hizmet vermesini sağlayamamıştı. Bu enstalasyonun bir defaya mahsus ‘şimdi ve burada’ halini sağlayan, kenti başka bir perspektiften yaşayabilme teklifiydi. Bu enstalasyonun hayranlık uyandıran kısmı konseptin yalınlığı, ardında yatan mantık, yani aslında ikonografik imge programındaki eksiğin tamamlanmasıysa, herkesi etkileyen bunun nasıl bir uğraşla gerçekleştirildiğiydi. Acilen hayata geçirilmesi ve deneyimlenmesi gerekiyordu; nitekim Erkmen’in işlerini ve sanatsal konseptini, kavramsal sanatın başlangıcının geliştirdiği ve simgelediği davranış biçimlerinden ve gerçekleştirilebilirlik anlayışından farklı kılan da budur.“ FRIEDRICH MESCHEDE



Benzer Kitaplar