YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Zoraki Randevular Parkı

Zoraki Randevular Parkı

Yazar:

Kategori: Edebiyat

ISBN: 978-975-08-0565-8

YKY'de İlk Baskı Tarihi:

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 12.64 TL   Etiket Fiyatı : 19.44 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 183
Boyut : 16.5 x 24 cm

“Mayalar güzel, iyi insanlarmış da olur olmaz nedenle insan kurban etmek gibi pek hoş olmayan garip bir gelenekleri varmış. Özellikle dini bayramlarda altın, gümüş, değerli taşlar kuyuya atılır, sonra hızlarını alamayan din adamları, gençliğinin baharında, gül gibi kızları da canlı canlı kuyuya atar, Tanrı’ya kurban ederlermiş.” “Tienanmen Meydanı civarında park edilmiş binlerce, belki de on binlerce bisiklet görüyorum. Üstelik bunların hepsi siyah. Kafama takılıyor, insanlar bu kadar bisikletin içinden nasıl oluyor da kendilerininkini hemen bulabiliyorlar?” “Bora Bora’da bir yerliye, uygar dünyanın müzmin hastalığı stresi soruyorum, yüzüme garip garip baktıktan sonra ‘O da nesi?’ diyor. Tam yarım saat boyunca, hiç stres yaşamamış bir insana kan ter içinde bunun ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum, ama nafile!” Değişik geleneklerle beslenen uygarlık atlasından bir gezginin notları. Yağmur ormanları, buzullar, tapınaklar, çöller, sakin adalar ama ille de insan… Güneş Karabuda gazeteci, foto muhabiri ve televizyoncu olarak dünyanın her yanını gezerek değişik ülkelerle ilgili sosyal, kültürel ve politik içerikli belgeseller hazırladı. Karabuda’nın yıllardır gezip gördüğü farklı coğrafyaları mizahi, renkli bir dille anlattığı Zoraki Randevular Parkı’nda doğa-insan-kültür prizmasından yansıyanlar…

Aziz Ernesto

Vallegrande Kilisesi’nde her pazar günü, köy halkının çoğunluğu, vazgeçemedikleri eski bir alışkanlıkla, adını alçak sesle andıkları birisi için, mum yakar. Sonra bunları, kilisenin baş köşesinde duran siyah çerçeveli bir resmin etrafına yerleştirirler. Uzaktan baktığınızda, resmin İsa Peygamber’e benzediğini fark edersiniz, ama merakınızı yenemeyip yaklaşınca, resmin Hazreti İsa’dan daha çok kara sakalı, keskin bakışlarıyla Che Guevara’yı andırdığını şaşkınlıkla görürsünüz!.. Yaşamı boyunca kiliseye belki de ayak basmamış Marksist gerilla liderine, Tanrı evinde huşu içinde ayin yapılmasını yadırgamamak elde değil! Dayanamayıp papaza resimdekinin kim olduğunu sorduğumda, din adamı belli belirsiz bir gülümsemeyle “Siz kim olmasını isterseniz o odur!” deyiverince, futbol deyimiyle kontrpiyede kalmıştım... Vallegrande, öyle herhangi bir kasaba değil, burada yıllarca önce olup biten dramatik olaylar, bütün dünyanın ilgisini çekmiş, uluslararası medyanın haftalarca birinci haberi olmuştu. Vallegrande, Che’nin ölüsünün ilk kez dünya basınına gösterildiği yer. Ceset, ertesi gün el çabukluğuyla gizlice kaçırılıp yok edilmiş. Che’nin düşmanları, bir ölünün bazen canlısından daha tehlikeli olabileceğini, biraz geç de olsa akıl edebilmişlerdi. Doğal olarak, dönemin Bolivya askeri yönetiminden Che için, insanların akın akın ziyaret edecekleri bir anıt mezar yaptırmaları da beklenemezdi! Che’nin öldürülüşü, Vallegrande’ye birkaç saat mesafede, bizim yoksul Doğu Anadolu köylerini andıran Higuera’da gerçekleşmişti. Yuro uçurumu diye adlandırılan dağlık yörede, ordu birlikleri tarafından tuzağa düşürülen Che ve arkadaşları, saatlerce çarpışarak birçok ölü verdikten sonra cephaneleri bittiğinde esir düşmüşlerdi. Yaralı olarak Higuera’ya getirilen Che, köyün okul binasına kapatılmıştı. Yarası ağır olmayan gerilla lideri, kendisini sorgulamak isteyen subaylara tek kelime söylememeye kararlıydı. O sırada Başkent La Paz’da cunta generalleri toplanmış ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Ve sonunda Che’nin öldürülmesine karar verildiğinde, kimseler bunun ileride ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini o anda kestiremiyordu. Higuera’daki infazın ardından belki de İsa’dan sonra dünyayı uzun yıllar etkileyecek “Che Efsanesi” doğuyordu. O zamanlar, başta Latin Amerika olmak üzere, Avrupa, Afrika, Asya ülkelerinde öğrenci odalarının çoğunu Che posterleri süsler, başında siyah beresiyle bu yakışıklı, gizemli devrimcinin posterleri, ülkesine göre, açık veya gizli olarak çarşı ve pazarlarda satılırdı! Fidel’le Küba devrimini gerçekleştirdikten bir süre sonra, para, pul, şöhret ve iktidar koltuğunu elinin tersiyle itip gerçekleşmesi neredeyse imkânsız sayılan, ama kendisinin inandığı dava için ölümün üstüne gitmişti... Che’nin politik inancını paylaşmasa da bu yürekli ve gizemli devrimciye saygı duyan çok insan gördüm. Che’yi bir Robin Hood veya bir İnce Memed gibi görenler de vardı. Ölümünden sonra, başta ‘68 Paris olayları olmak üzere, büyük öğrenci olayları uzun yıllar onun ruhunu taşıdı. Peki Che’nin yakalanıp öldürülüşünden sonra geriye sağ kalanlar ne olmuştu? Hayatta kalan on guerillero’dan beşi, ordu tarafında kıstırılıp yakalanırken, geri kalan beşi çemberi yarıp kurtulurlar. Bunlardan biri, Kübalı Pombo, diğeri de Bolivyalı İnti Peredo’dur. Küba’ya bir gidişimde, Pombo’yu tanıma fırsatım olmuştu. Asıl adı Harry Villegas olan bu sevecen, siyahi Kübalıyla uzun uzun sohbet etmiş, Che’nin yaşamının son günlerini onun ağzından dinlemiştim. Pombo, Bolivya Dağları’ndan Küba’ya dönüşünde, bu ülkede generallik olmadığından, en yüksek askeri rütbe olan Commandante’liğe atanmıştı. Benimle konuşmasında işlenen hataları, içten bir dille anlatmış, gelişip güçlenmeye vakit bulamadan savaşa zorlanmalarını, Küba devriminin tersine, kırsal alanda halktan gereken yardım ve desteği görmeyişlerini, bir de en önemlisi, gerilla birliklerindeki yabancı sayısının Bolivyalılardan fazla oluşunu başlıca yenilgi nedenleri olarak göstermiş, sonunda da “Biz savaşı kaybetmedik, bir çatışmada yenik düştük!” diye eklemişti. Yenilgiden sağ salim çıkan İnti Peredo, Bolivya Dağları’na dönüp mücadeleyi sürdürmüştü. Che’nin sadık silah arkadaşı İnti iki yıla yakın savaştıktan sonra bir çatışmada yaşamını yitirmişti. Pombo bir gün beni alıp Peredo kardeşlerin Havana’da yaşayan annelerine götürüyor. Selvira Leigue uzun uzun oğullarını anlatıyor. Sonra bir dolabın sürgüsünü açıp daktiloda yazılmış bir tomar kâğıdı bana uzatarak, “Bu İnti’nin Che ile ve ondan sonra verdiği mücadelede tuttuğu günlük, alın bunu Avrupa’da yayınlatın!” diyor. İnti’nin günlüğü birkaç ay sonra, Der Spiegel’de yayımlanıyor. Che’nin ölümü üzerinden otuz beş yıl geçmesine karşın, onun anısı birçok ülkede hâlâ yaşıyor. Öldürüldüğü ülke Bolivya’daysa, ona gösterilen ilgi garip boyutlara ulaşıyor. Che’nin son bir yılını geçirdiği Cochabamba yöresininin orman, dağ, keçi yolları turizme açılmış, rehberli turlar düzenleniyor. Vallegrande Kilisesi’nde, akordu bozulmuş bir org eşliğinde çocuk korosu ayinler okuyor. Kızılderi kökenli kavruk erkekler, başlarında siyah geleneksel fötr şapkaları köylü kadınlar, ömrü boyunca alınlarında yazılı olan yoksulluk damgasını silmek için savaşan, bu yolda hayatını veren sakallı, keskin bakışlı yabancı için mırıl mırıl dua ediyorlar! Yakılan mumlar, edilen dualar, otuz küsur yıl gecikmeyle gelen halkın desteğinin bir işareti mi acaba? Şimdi Vallegrande’de bir söylenti dolaşıyor, Aziz Ernesto’ya edilen dualar kabul ediliyor, hastalar iyileşip sakatlar düzeliyormuş diye. Aziz Ernesto’nun Comandante Ernesto Che Guevara’dan başkası olmadığını söylemeye, bilmem gerek var mı?



Benzer Kitaplar