YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Sanatçı Gözüyle Köpek

Sanatçı Gözüyle Köpek

Yazar:

Kategori: Sanat

ISBN: 978-975-08-1966-7

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 03.2011

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 7.22 TL   Etiket Fiyatı : 11.11 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 112
Boyut : 13.5 x 21 cm

“Elimin altında giderek yayılan, genişleyen konunun içinde kaybolmamak için çalışmamı sınırlarken geçmişte Doğu ve Batı sanatında köpeğin nasıl ele alındığına kısaca bir göz attıktan sonra birkaç Türk sanatçı üzerinde odaklaştım. Köpeğe değişik açılardan (olumlu/olumsuz) bakan, yaklaşımlarını ilginç bulduğum sanatçılar bunlar. Hemen söyleyeyim ki seçkim çok öznel. Köpeğe ilgi gösteren bütün sanatçıları ele almam elbette olanaksızdı. Seçtiğim sanatçıların köpeğe bakışları onların insana ve topluma bakışlarına ayna tutuyor. Başka deyişle bir toplumsal eleştiriyi içeriyor. Deneme olarak nitelediğim bu çalışmada çıkış noktam bu oldu.”
Nazan İpşiroğlu

Bu Çalışmaya Nasıl Başladım?

2006 yılında Galeri Apel’de açılan “Sayfalar” adlı sergide Bayram Candan’ın bir yerleştirmesi vardı: “Köpek Sayfaları”. Sanatçı bu yerleştirmede bir köpek ülkesi yaratmıştı. Bu bana daha ilk anda Abidin Dino’nun “Pera Palas” öyküsündeki sokak köpeklerini anımsattı. Dino’nun öyküsünde sokak köpekleri halkı simgeler. Çok duyarlıdırlar ve dayanışma içindedirler. Çevrelerindeki, kentteki, dahası ülkedeki olayları izler ve tepki verirler; yerine göre susar bekler, yerine göre de havlar ya da ulurlar. Öykü beni çok etkilemiş, bir inceleme yazısı yazmıştım. Candan’ın yerleştirmesinden de tıpkı Dino’nun öyküsünü okuduğumda olduğu gibi etkilendim. İster istemez Dino’nun bu politik öyküsüyle aralarında bağlantı kurdum ve bunun ardında ne olabilir diye düşünmeye başladım. Sanatçıya sorduğumda alçakgönüllülükle, bunların atık malzeme olduğunu, metalin kendine özgü bir yaşamı olduğunu, zamanla değişime uğradığını, bu nedenle bunları atmaya gönlü razı olmadığı için böyle bir yerleştirme yaptığını söyledi. Bunu yeterli bir açıklama saymadım, yapıtı alımlamaya giriştim. İki sanatçının köpeğe bakışları, nasıl simge olarak kullandıkları üzerinde durdukça konu daha da ilgimi çekti. Köpek ne zaman ve nasıl Türk sanatına girdi? Başka hangi sanatçılarımız köpeği simge olarak kullanıyor? Köpek neyi simgeliyor? Daha önce de simge olarak kullanılıyor muydu? Hangi sanatçılar köpeğe sanatlarında yer vermişlerdi? Bu ve benzeri bir yığın soru karşıma çıkınca bu konu üzerinde çalışmaya karar verdim. Aslında konu öylesine geniş ki giderek dal budak salmaya başladı. Tarihte nasıl? Batı sanatında nasıl? Çağdaş Batı sanatında nasıl?... Sorular bitmek tükenmek bilmiyor. Konu çok geniş olduğu için sınırlarımı çizmem gerekti. Çalışmamı çizdiğim sınırları aşmamaya özen göstererek sürdürdüm. Ancak konunun çok katmanlı olması çalışma sürecinde etkisini gösterdi ve başını aldı gitti. Çok heyecan verici bir süreçti. Araştırma sırasında ve özellikle resim alımlamalarında öğrendiklerim bana çok şey kattı. Yaşamımda hem kedim, hem köpeğim olmasına karşın insan-hayvan ilişkileri üzerinde ne kadar az düşünmüş olduğumu fark ettim.
Köpeğin geçmişten günümüze toplum yaşamında çok geniş bir yeri var. Binlerce yıl önce evcilleştirildiğinden bu yana hep insanın yanında yer almış; söylencelere girmiş, dinsel kitaplarda bile karşılaşabiliyoruz. Dil açısından baktığımızda, başka dillerde nasıl bilmiyorum ama Türkçede köpekle ilgili atasözleri, özdeyişler saymakla bitmiyor. Olumlu/olumsuz anlamları olan, övücü ya da aşağılayıcı, daha çok aşağılayıcı pek çok örnek gösterilebilir. Ancak çağdaş Türk sanatında köpek, Batı sanatındakinin tersine kedi kadar yer edinememiş kendine. Sanatçıların çoğunda kedi sevgisi ilk anda göze çarpıyor. Doğrudan kediyi konu alan ya da kediyi herhangi bir konunun içine yerleştiren pek çok ressamımız var. Köpek için aynı şeyi söylemek zor. Yazına az çok girmişse de görsel sanatlarda ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra kendine önemli bir yer edinebilmiş. Kediye bağımsız, özgür, başka deyişle özne gözüyle bakılmış. Köpek ise bağımlılığı, eğitilebilmesi vb türüne özgü yanlarıyla genellikle olumsuz karşılanmış. Bunu dine bağlayanlar var. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü köpek Kuran’da olumlu olarak adı geçen hayvanlardan biri. Kitapta üzerinde durduğum sanatçılarımızdan Balkan Naci İslimyeli kedi için “İnsan bir kediye bakarak merkez olmayı, kendisi olmayı, her türlü pisliği asaletle yaşayıp atlatmayı, güzel ve bakımlı olmayı, konfor üretebilmeyi ve terk edebilmeyi öğrenebilir” diyerek kendi bakış açısından “birey olma”yı tanımlıyor. Buna dayanarak kedi sevgisinin temelinde bilinçaltında onun özgürlüğüne duyulan hayranlığın, bir tür “birey olma” özleminin yattığı söylenebilir mi? Bireysellik bilincinin bizde hâlâ tam yerleşememiş olmasından, kulluktan bir türlü kurtulmamamızdan kaynaklanan bir kompleks söz konusu olabilir mi? Aslında başlı başına araştırılması gereken antropolojik bir konu bu. Batı toplumunda bireysellik bilinci Ortaçağ sonlarında uyanmaya başlamış. Buna koşut olarak tarihsel süreç içinde köpeğe gösterilen ilginin de farklılaşarak arttığı görülüyor. Köpek nesne olmaktan çıkıyor özne oluyor, insanın can dostu olarak toplumda kendine yer edinebiliyor. İnsandan insana olan ilişki, dostluk, duyarlılık, insanla köpek arasında da olabiliyor. Köpeğe arkadaş gözüyle bakıldığı oranda insan onu insanlaştırıyor, ona düşünceler, duygular, kısaca insani özellikler yüklüyor. Bu gelişme yazında görsel sanatlara oranla daha belirgin ortaya çıkıyor. Ayrıca köpeğin bakış açısından yazılanlar ilginç toplumsal eleştiriler içeriyorlar. Böylece yazarın ait olduğu toplum hakkında da fikir edinilebiliyor. Bu düşüncelerle çalışmama yazından da birkaç örnek ekledim.
Elimin altında giderek yayılan, genişleyen konunun içinde kaybolmamak için çalışmamı sınırlarken geçmişte Doğu ve Batı sanatında köpeğin nasıl ele alındığına kısaca bir göz attıktan sonra birkaç Türk sanatçı üzerinde odaklaştım. Köpeğe değişik açılardan (olumlu/olumsuz) bakan, yaklaşımlarını ilginç bulduğum sanatçılar bunlar. Hemen söyleyeyim ki seçkim çok öznel. Köpeğe ilgi gösteren bütün sanatçıları ele almam elbette olanaksızdı. Seçtiğim sanatçıların köpeğe bakışları onların insana ve topluma bakışlarına ayna tutuyor. Başka deyişle bir toplumsal eleştiriyi içeriyor. Deneme olarak nitelediğim bu çalışmada çıkış noktam bu oldu. Küreselleşen dünyamız baş döndürücü bir hızla değişmekte. Tüm sanat dalları da bu değişimden payını alıyor. Bu süreçte köpeğin toplumdaki ve sanattaki konumu değişiyor mu? Bu bağlamda farklı toplum ve farklı kültürlerden gelen karşıt, daha doğru deyişle iki uç bakışı sergileyen iki yabancı sanatçıya yer verdim.
Resim seçkisine gelince: Resimler arasında hoşa gitmeyecek olanlar olabilir. Dahası, kimi okura bazıları itici bile gelebilir. Bunları özellikle seçtim. Nedeni resimlerde çok boş alanlar olmasıydı. Resimler bağlam içinde alımlandığında insan-hayvan, insan-toplum, hayvan-toplum ilişkilerini içeren çok değişik boyutlara ulaşılabiliyor. Alımlamada fazla ileri gitmemeye, okuru yönlendirmemeye özen gösterdim. İpuçları vermekle yetindim, okurun da benimle birlikte düşünmesine ve yeni alımlama boyutları bulgulamasına olanak bıraktım.
Yukarıda söylediğim gibi konu çok geniş. Benim çalışmamın yeni araştırmalara öncü olmasını diliyorum.

Son olarak, resimlerini kullanmama izin veren ve görsel malzemeyi sunan sanatçılarımıza; her çalışmamda olduğu gibi bunda da verimli tartışmalarımızla ufkumu genişleten çocuklarım Zehra ve Osman İpşiroğlu ve damadım Norbert Mecklenburg’a teşekkür ederim.



Benzer Kitaplar