YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Mareşal Fevzi Çakmak ve Günlükleri

Mareşal Fevzi Çakmak ve Günlükleri

Yazar:

Kategori: Tarih

ISBN: 978-975-08-0131-8

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 02.2002

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 39.12 TL   Etiket Fiyatı : 60.19 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 1108
Boyut : 16.5 x 24 cm
Tekrar Baskı : 2. Baskı / 04.2010

Bir ulusun yıkılış ve kurtuluş günlüğü…
Modern Türkiye’nin kurucularından Mareşal Fevzi Çakmak’ın kaleminden, “imparatorluğun en uzun” on bir yılının (1911-1921) öyküsü… Mareşal Fevzi Çakmak’ın, 30 Mart 1911’den vefatından bir hafta öncesine; 2 Nisan 1950’ye kadar titizlikle ve askeri bir disiplinle tuttuğu günlükleri ilk kez gün ışığına çıkıyor. Yıllar süren titiz ve yorucu bir çalışmanın ürünü olarak gerçekleşen elimizdeki eser, bugüne kadar varlığı dahi bilinmeyen bu günlüklerin 30 Mart 1911-31 Aralık 1921 arasındaki 11 yıllık dönemi ve Mareşal’in ölümünden önceki son 3 aylık dönemi kapsıyor.

Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı’nın muhtelif cepheleri ve en önemlisi Kurtuluş Savaşı yıllarını kapsayan günlükler, ulusumuzun yıkıştan kurtuluşa yürüdüğü, en zor 11 yılını gün gün bütün ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. İlk başta genç, aktif ve başarılı bir subay olarak sahnedeki yerini alan Fevzi Çakmak, bir süre sonra sahnenin en önemli aktörlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor; yirmi yıl gibi bir süreyle tarihimizin en uzun süre görevde kalan “genelkurmay başkanı” olan Fevzi Çakmak’ın bizzat kumandanlık ettiği, Arnavutluk İsyanı’ndan Çanakkale Savaşı’na, Doğu Cephesi’nden Sakarya Savaşı’na birinci ağızdan tanıklıklar, tespitler… En kötü günlerde bile soğukkanlılığını yitirmeyen, sarsılmaz bir askerin 11 yıllık cephe günlüğü; güçlükler, zorluklar ve ölümlerle dolu günlerde dahi hiç yitirilmeyen ümit ve coşku dolu satırları… Dr. Nilüfer Hatemi’nin, Princeton Üniversitesi’nde doktora tezi olarak hazırladığı günlüklere, Mareşal’in ailesi ve gençlik yıllarına dair iki bilimsel inceleme bölümü ile ilk kez yayımlanan belge ve fotoğraflar eşlik ediyor. Dr. Hatemi’nin, Mareşal Fevzi Çakmak üzerine ilk bilimsel çalışma olan eseri, hocaları Prof. Norman Itzkowitz ve Prof. Şükrü Hanioğlu’nun ‘takdim’iyle…

GİRİŞ

Mareşal Fevzi Çakmak'ın günlükleri ile karşı karşıya kaldığım günü hiçbir zaman unutamayacağım. Princeton Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'ndeki odalardan birindeydim ve yerdeki halının üzerine sıraladığım defterlere elimi bile sürmeye çekiniyordum. Nasıl olacak da bunlar üzerine doktora tezimi hazırlayacaktım? Günlüklerin fotokopilerini binanın dışına çıkartmadan çekebilmem için Mareşal'in torunu Prof. Ahmet Çakmak defterleri ofisinde bırakıyordu. Ben de o soğuk kış ayının bir haftasını bu işleme ayırdım. Geç saatlerde ofisini kullanıyor, her sayfadan birden fazla örnek alıyordum: karanlıkça, açık ve normal koyulukta çektiğim üçer fotokopi. Bu şekilde gayet zor okunan Fevzi Çakmak'ın Osmanlıca elyazısının silikleşmiş ve birbirine karışmış yerlerini belki daha kolay çözebilirim diye düşünüyordum.

Fevzi Çakmak'ın onbir senesinin en yakın şahitleri olan bu küçük defterler her şeyi görmüş, onunla birlikte yaşamışlardı. Kimbilir nelere tanıklık etmiş, bugüne taşımışlardı? Cepheler, kanlı çarpışmalar, kayıplar, kazanımlar, özveriler, işgaller, acı, sevinç, savaş, barış, umut... Mareşal, yazmakta olduğu günlüğünü her zaman elinin altında, daha doğrusu cebinde bulundurmuş ve az rastlanan bir düzenlilikle her gün not almıştır. Gizlice düşman hatlarına geçmesi gibi zorunlu durumlar dışında kimseye emanet edilmemiş olan bu günlükler, her yerde Fevzi Çakmak'a eşlik etmiş ve vefatından ancak elli yıl sonra ilk defa okuyucu karşısına çıkmıştır. Günlüklerin tutulmuş, yıllarca da titizlikle korunarak bugünlere ulaştırılmış olması büyük bir mutluluk, çok önemli bir tarihi kazançtır.

Fevzi Çakmak uzun yıllar Balkanlar'da görev almış, Balkan Savaşı'nda, Çanakkale, Doğu, Kafkas ve Suriye-Filistin Cephelerinde çarpışarak komutanlık yapmıştır. 1920 Nisan'ında Ankara Hükümetine katılmadan önce Erkân-ı Harbiye Reisliği ve Harbiye Nazırlığı'nda bulunmuş, daha sonra Kurtuluş Savaşı'nda Milli Müdafaa Vekilliği, Heyet-i Vekile Reisliği ve Erkân-ı Harbiye Reisliği yapmıştır. İnönü ve Sakarya savaşlarında, Büyük Taarruz'da, kısaca kurtuluşa giden yolda, askeri planların yapılması, ordunun hazırlanması, sevk ve idaresinde çok büyük emek harcamıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Genelkurmay Başkanı olan Mareşal bu görevde yirmi yıldan fazla kalmıştır. Fevzi Paşa, pek çok kaynakta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü ile birlikte, vatanın kurtuluşu ve cumhuriyetin kuruluşunda en önemli üç isimden biri olarak anılır.

Bu çalışmanın esas amacı Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak'ın günlüklerini, dolayısı ile kendisini, kendi kalemi aracılığı ile meydana çıkartmaktır. 1876 - 1950 yılları arasında yaşayan, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve ilk dönemlerinin fazla görünürde olmayı sevmeyen bu değerli askeri ve devlet adamı ne yazık ki gerektiğince tanınmıyor ve tarihimizdeki önemi yeterli derecede bilinmiyor. Burada Osmanlıca tutulmuş toplam altı defter incelenmiştir: 1911 - 1921 yıllarının tamamını kapsayan dört ve 1950'de Mareşal'in ölümünden önceki üç ay boyunca tutulmuş iki küçük günlük. İçerik bakımından çok zengin olan defterlerde asıl ağırlık askeri olmakla beraber politik ve sosyal tarih konularında da geniş bir yelpazede ilginç bilgiler bulunuyor.

I. Defter adını verdiğim günlük, Fevzi Çakmak'ın elimizdeki en eski kayıtlarını, 29 Mart 1911 - 23 Temmuz 1913 tarihleri arası yazılarını kapsar. Defter iki bölüme ayrılmıştır ve önyüzünün 206 sayfası neredeyse tamamen günlük olarak tutulmuştur. Burada Kaymakam (Yarbay) Fevzi Bey'in Arnavutluk ve Balkanlar'da görevli olduğu yıllarda, Balkan Savaşı sırasında aldığı notlar bulunuyor. Defterin arka yüzünde, yani tersten başlayarak yazılan 99 sayfada ise değişik çizim, hesap ve şemalar vardır. Bunlar okumadaki güçlük ve kullanılan kısaltmaların anlaşılamaması yüzünden tercüme edilememiş ve çalışmanın dışında bırakılmıştır. Defterdeki bilgiler, bu bölgede uzun zamandır görev yapan yükselmekte olan bir askerin, dönemi ve meydana gelen olayları nasıl görüp değerlendirdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Yaşam koşulları, askeri-siyasi gelişmeler ve sayısız çarpışmalar gayet sade ve kısa bir şekilde kaydedilmiştir.

II. Defter, toplam 172 sayfadan oluşuyor ve 26 Temmuz 1913'te başlayıp 13 Ağustos 1915'te son buluyor. Günlüğün arka yüzünde bir önceki defterdeki gibi değişik notlar, hesap ve şemalardan oluşan 26 sayfa yer alıyor. Okuma güçlüğü ile bu bölüm çalışma dışı bırakılmıştır. Fevzi Bey'in İstanbul'a dönmesinden hemen sonra başlayan bu defterde Birinci Dünya Savaşı öncesindeki dönem, seferberlik, savaşın çıkışı, ilk cepheler ve yazarın aldığı görevler hakkında bilgiler bulunuyor. Bu günlüğün kapsadığı yılları Fevzi Çakmak, İstanbul, Hadımköy, Ankara ve Gelibolu'da geçirmiştir. Daha çok askeri ağırlıklı olan ama siyasal bilgiler de içeren günü gününe tutulmuş bir defterdir. İstanbul'da bulunduğu dönemlerde saray ve sosyal hayat üzerine de ilginç notlar vardır.

14 Ağustos 1915 - 31 Temmuz 1918 arası dönemi kapsayan III. Defter, sadece günlük olarak tutulmuştur. Birinci Dünya Savaşı'nın önemli bir bölümü hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler içerir. Bu günlük 202 sayfadır ve Fevzi Çakmak'ı birlikleriyle beraber savaştığı her cephede adım adım izlememizi sağlar. Yazarın kaleminden Anafartalar, Doğu, Kafkas, Sina-Filistin Cephesi'ni oldukça detaylı bir şekilde öğreniyor, çarpışılan düşmanlar, yavaş yavaş kesinleşen genel yenilgi, bu bölgelerde yaşayanlar, askerlerin durumu vs. hakkında önemli tespitlere rastlıyoruz. Tam bir savaş ve cephe günlüğü olarak tanımlanabilecek defterde, yabancı komutanlar, Osmanlı Ordusunda görevli yabancı askerler de yer almaktadır.

Mareşal'in günlüklerinden büyük olasılıkla en fazla ilgi çekecek olanı, 1 Ağustos 1918 - 31 Aralık 1921 dönemini kapsayan IV. Defter'dir. Osmanlı İmparatorluğu'nun tam manasıyla son günleri ile, Türkiye'nin kurtuluşu ve kuruluşunun temellerinin atıldığı yılları içeren bu yazıların büyük bir merakla okunacağından eminim. Günlük, Nablus'ta başlar ve Ankara'da son bulur. Bu çok farklı iki coğrafya arasında geçen günlerde tutulan notlar 153 sayfadır. Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Fevzi Çakmak'ın Erkân-ı Harbiye Riyaseti'ne, daha sonra Harbiye Nazırlığı'na, İstanbul'un işgaline, Padişahla yaptığı görüşmelere, önce çaresizliğe sonra umuda ve gizlice Anadolu'ya geçmesine tanıklık eder. Ankara'da sevinçle karşılanır. Büyük Millet Meclisi'nde göreve başlar ve Kurtuluş Savaşı'nda kendisinden pek çok bakımdan faydalanılır. Cepheleri ve Milli Mücadeleyi, gördüklerini, yaptıklarını ve yaşadıklarını, Milli Müdafaa Vekili, Heyet-i Vekile Reisi ve Erkân-ı Harp Reisi olduğu dönemlerde de günlüklerine kaydetmeye devam eder.

Fevzi Çakmak'ın ölümünden önce tuttuğu, 1950 yılının ilk üç ayını içeren iki küçük not defteri ise, doğal olarak içerik bakımından oldukça farklıdır. Artık sağlık sorunları ve yaşlılık sebebi ile yazı yazmakta zorlanan fakat buna rağmen her gün not tutmaktan vaz geçmeyen, bıraz kırgın ve oldukça yorgun Mareşal yine dünya ve ülke meselelerini, siyaseti yakından izlemeye devam etmiştir. Kapağında "Temiz Bloknot No. 1663" yazısı basılı olan V. Defter, 23 sayfalık günlük notlardan oluşmuştur. Kapsadığı tarihler 1 Ocak 1950 ile 24 Mart 1950 arasıdır. Yazısı oldukça karışık ve pek okunaklı değildir. Günlük yazılar nadiren üç dört cümleyi aşan, oldukça kısa notlar olmakla birlikte içerik oldukça zengin çeşitliliktedir: farklı ülkeler, kendi sağlığı, meteoroloji, yerli- yabancı siyaset ve devlet adamları, teknik ilerlemeler, komünizim, tabii afetler ve ekonomi gibi konular hakkında kısa kayıtlar.

Son defter olan, VI. Defter'in kapağında "Temiz Bloknot No. 1665" yazısı basılıdır ve Mareşal sadece dört sayfasını kullanabilmiştir. Bu günlük 23 Mart 1950 ile 2 Nisan 1950 tarihleri arasında son günlerini geçirdiği hastahanede, Teşvikiye Sağlık Yurdu'nda tutulmuştur. Fevzi Çakmak'ın 10 Nisan 1950'deki ölümünden önce yazdığı son notlar olan bu dört sayfa oldukça zor okunan ama yazarının dünya ve Türkiye ile hâlâ ne kadar yakından ilgili olduğunu göstermesi bakımından son derece ilginçtir. Ciddi sağlık problemleri içinde, hastane ortamında hayata ve gerçeğe olabildiğince sıkı tutunmaya çalışan, okuyan, düşünen ve ısrarla yazan bir kimse olarak Fevzi Çakmak okuyucuyu çok şaşırtacaktır.

Günlüklerin değeri üç açıdan da tartışılmazdır. Öncelikle Fevzi Çakmak tarafından tutulmuş olmaları önemlidir. Yüksek rütbeli askeri kişiliği, devlet adamlığı ve son dönem tarihimizdeki rolü sebebi ile bilgi, tecrübe, mesleki ve siyasi çevresi yazdıklarına ister istemez yansımaktadır ve bu konularla ilgilenenlere önemli bir kaynak değeri taşır. İkinci olarak, bu defterlerin kesintisiz onbir seneyi kapsamalarıdır. Bu süre bizde şimdiye kadar meydana çıkmış günlükler incelendiğinde, oldukça uzun ve nadir görünen bir devamlılık sayılır. Son olarak ise, defterlerin günlük olarak yazılmış olmasına dikkat çekmek istiyorum. Anı şeklinde, olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra yeni değerlendirme ve bilgiler ışığında, dolayısıyla ister istemez bunlardan etkilenerek yazılmış olmamalarıdır. Fevzi Çakmak'ın notları günü gününe, neredeyse hiçbir ekleme ve düzeltmeye maruz kalmadan kaleme alınmış, 'yaşadıkça yazılan'1 kayıtlardır.

Bu defterlerin tutulma amacı üzerinde farklı yorumlar yapılabilirse de büyük ihtimalle yazarın kendisi için bir kayıt, hayatının ana hatlarını tespit etme isteği olmalıdır. Günlük tutmasının amacının bir gün hatıralarını yazmak olduğunu düşünmüyorum. O yılların askeri ve siyasi şahsiyetlerinin, daha önceki dönemlerle kıyasladığında çok daha fazla günlük ve hatırat meydana getirdiklerini biliyoruz. Anı-Hatırat yazımında kişiyi harekete geçiren güç veya istek, günlük yazarınınkinden oldukça farklıdır. Bu iki tür arasındaki en kuvvetli bağ, anılarını titizlikle yazmak isteyenlerin günlük tutmasında çok büyük bir fayda bulunduğudur. Fevzi Çakmak günlüklerinden yararlanıp Erkân-ı Harbiye Mektebi'nde konferanslar vermiş ve bunlardan iki kitap meydana getirilmiştir: Garbî Rumeli'nin Suret-i Ziyâ'-ı ve Balkan Harbinde Garb Cebhesi Harekâtı ve Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri- Şark Vilayetlerimizde, Kafkasyada ve İranda.2

Tarafsız ve bir gözlemci olarak yazan Mareşal, günlüklerindeki değerlendirme ve yorumlarda fazlasıyla tutumlu davranmış, duygusallıktan uzak bir yaklaşımla sadece olaylar ve durumlardan söz etmiştir. Kişiliğini ve özel hayatını tamamen arka planda tutmaya özellikle dikkat etmişse de zaman zaman kendini gayet yalın ve açık bir şekilde ortaya koymaktan da alıkoyamamıştır. Maddi kanıtlarla ispatlamam mümkün olmasa da, Fevzi Çakmak'ın, hayatının en azından kırk yıllık dönemini kaydettiğine inanıyorum. 1911'de başlayan elimizdeki ilk defter ile, 1950'de ölümünden sadece bir hafta öncesine kadar tutulmaya devam edilen son defter arasında hiç bir gücün onu yazmaktan alıkoymuş olduğunu sanmıyorum. Bu inancımda üç dayanağım bulunuyor. İlki, Mareşal'in son günlerinde, bir hastahanede dahi yazmaya devam etmiş olmasıdır. İkincisi, 1957 yılında eşi Fitnat Hanım'ın bir röportajdaki sözleri ve üçüncü olarak da günlüklerden birinin sayfaları arasında bulduğum kısa bir yazının içeriğidir.3 Fevzi Çakmak'ın 1922 ile 1949 arasındaki günlük notların şimdilik bulunamamış olduğunu ama ilerde birgün meydana çıkacağını ümit ediyorum.

Uzunca bir zaman kayıp defterlerin izini bulmaya uğraştım. Başaramayınca da çalışmamı 1911 - 1921 arasındaki onbir seneyi gün gün, adım adım, iklim iklim Fevzi Çakmak ile beraber yaşamak demek olan dört defterle sınırlamaya, ama 1950 tarihli en son iki günlüğe de yer ayırmaya karar verdim. Aradaki uzun tarihi boşluğu biyografi şeklinde doldurmayarak kayıp günlüklerin bir gün ışığa çıkışını beklemeyi daha uygun buldum. Günlüklerin başına yazarı hakkında bir bölüm ilave etmek gerekmekteydi. İlk iki bölümü, yani Fevzi Çakmak'ın ailesi, çocukluk ve gençlik dönemi, eğitimi, ilk askeri görevlerini içeren konuları bir biyografi çalışması niteliğinde meydana getirmeye çalıştım. Bulguların elverdiğince detaylı olması, ilk iki bölüm ile günlükler arasında bir bilgi dengesinin kurulması için gerekliydi. Ayrıca Mareşal hakkında şimdiye dek bilinmeyen yeni veri ve belgeler ortaya çıkmıştı. Fevzi Paşa olarak tanınacak olan Mustafa Fevzi'nin doğup büyüdüğü ortam, sosyal ve tarihi sahne, kişiliğini etkileyen yakın veya uzak aile bireyleri, tanıdıkları, şehri, evi, eğitimi ve çevresi, hem mesleki hem de kişisel hayatına kuşkusuz büyük etki etmişti ve bunları belirtmek gerekiyordu.

Fevzi Çakmak'ın ailesi ve kökleri hakkındaki bilgilere yine Çakmak ailesinin üyelerinin cömert katkıları ile ulaşılmıştır. Danıştığım kimseler yalnız zamanlarını, anılarını ve bildiklerini benimle paylaşmakla kalmayıp ellerinde bulunan doküman ve belgelerden de faydalanmama, hatta çoğaltarak almama izin vererek bu çalışma için benzersiz bir kaynak oluşturdular. Fevzi Çakmak'ın dedesi Bekir Efendi'nin 1880 tarihli mürur tezkiresinin bile bir örneği bulunmuş, kullanımına izin verilmiştir. Mareşal'in eşi Fitnat Hanım'ın torunu için çizdiği küçük bir aile şeceresi de, bu çalışmada bulacağınız dallanıp budaklanmış bugünkü aile ağacının temelini oluşturmuştur. Ayrıca çeşitli nüfus dairelerinden, arşivler ve mezarlıklardan aile bireylerinin tespitinde faydalandım. Devlet, Vilayet Salnameleri, askeri okul yıllıkları, hatırat, günlük, gazete ve dergiler, buralarda yayınlanan röportaj ve görüşmelerden, kısaca her türlü basılı kaynaklardan da pek çok bilgiyi edinme, derinleştirme ve doğrulama fırsatı buldum.

İlk bölümde ağırlığı Fevzi Paşa'nın ailesi, çoçukluğu, öğrenimi ve dönemin şartları çekmektedir. İkinci bölüm iseaskerlik mesleğinin ilk yıllarını kapsar. Yüzyılın başında genç bir erkân-ı harp subayının Kosova'da (Arnavutluk - Sırbistan) aldığı görevler, edindiği başarılar, bulunduğu bölgenin özel koşulları çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır. Hayatının hemen hemen onüç senesini geçirdiği Balkanlar, Fevzi Çakmak'a da diğer pek çok mektepli genç subaya yaptığı etkileri yapmıştır: tecrübe kazandırmış, kendilerine güvenlerini sağlamlaştırarak siyasi veya askeri pek çok olumsuzluğu değiştirme gücüne sahip oldukları inancını vermiştir. En büyük kazanç ise, kesintisiz denilebilecek sıcak çatışmalar ve komitacılarla başedebilme yöntemleri geliştirmeleri, savaş deneyimi kazanmalarıdır. Hatıratlarını yazan her subay bölgenin bu kaçınılmaz etkisine değinmiştir.

Fevzi Paşa'nın Balkanlar'da geçen dönemi hakkında, "Mareşal Hayatını Anlatıyor" başlığıyla Ağustos 1947 - Mart 1948 arasında Bahadır Dülger'in Tasvir Gazetesi'nde tefrika edilmiş yazı serisinden oldukça faydalanılmıştır. Yazılan tüm Fevzi Çakmak biyografilerine kaynaklık etmiş olan Süleyman Külçe'nin Mareşal Fevzi Çakmak adlı iki ciltlik çalışmasından da, Mareşal'in kişiliği ve ilk görev bölgesindeki senelerinin tasviri, İkinci Meşrutiyet'i hazırlayan koşullar gibi konularda yararlanılmıştır. Ayrıca Başbakanlık ve ATASE başta olmak üzere çeşitli arşivler, eski atlas ve coğrafya kitapları, İngiliz gizli istihbarat raporları, yerli ve yabancı askeri kaynaklar, tez ve araştırma kitaplarından bilgi edinilmiştir. Fevzi Çakmak'ın yükselme tarihleri, görevleri, kazandığı madalya ve taltifleri hakkında künye defteri ve şahsi dosyasından da yararlanılmıştır.

Bu çalışmanın ilk iki bölümü biyografi şeklindedir. Fevzi Çakmak'ın günlükleri üçüncü bölümden itibaren her biri bir bölüm olarak çalışmada yer alır. Sadece yedinci bölüm iki kısa günlükten yani, V. Defter ve VI. Defter'den oluşturulmuştur. Sonuç bölümü ise sadece ilk dört günlüğün, yani 1911 - 1921 yılları arasında yazarın kaleminden çıkanların bir değerlendirilmesi olarak sınırlandırılmıştır. Fevzi Çakmak, günlüklerinde okuyucuya o kadar çeşitli konularda bilgi sunmaktadır ki, yazdıkları çok farklı bakış açılarından değişik çalışmalara kaynak olacak zenginliktedir. Örneğin, defterler sadece askeri açıdan ele alınıp tüm bahsi geçen çarpışma ve savaşlar araştırılabilinir. Hatta insan faktörü merkeze yerleştirilip sadece neferlerin sağlık şartları, hangi dönemlerde hangi bulaşıcı hastalıkların görüldüğü gibi çok sınırlı bir çerçevede bile azımsanmayacak sonuçlara ulaşılabilir. Defterlerin zenginliği ve uzunluğu, beni Fevzi Çakmak'ın yazdıklarını Latin alfabesine aktarmaya/kazandırmaya yoğunlaştırdı. Sonuç bölümü bu sebeple sadece kısa bir değerlendirme ile son bulmaktadır.

Mareşal defterlerinde o dönemde tercih edilen rik'a yazısını kullanmış, cümlelerini oldukça kısa ve sade tutmuştur. Yazılarında yabancı kelimelere rastlansa da bunlar göze batmayacak orandadır. Arapça, Farsça terkipler günlüklerde hemen hemen hiç bulunmaz. Osmanlı ordusunda görev yapan yabancı subayların kullandıkları ve bir oranda dile yerleşen bazı terimler, o yıllarda yazılmış diğer günlük ve hatıratların tersine Fevzi Çakmak'ın yazılarında pek yer almaz. Bununla birlikte, Mareşal'in defterlerinde rastladığımız yer adları ile özel isimlerin çeşitliliği dikkate değerdir: Arnavutça, Yunanca, Sırpça, Rusça, Arapça, Almanca, İngilizce ve Fransızca. Yazı dili, Fevzi Paşa'nın günlüklerinde basittir ama zaman zaman acele not alanların yaptığı bazı küçük dilbilgisi hatalarına da rastlanır. İyelik ekleri unutulur ya da aynı kelime birden farklı şekilde yazılmış olabilir.4

Defterler, yazıldıkları tarihler, o günlerin ve bölgelerin şartları göz önünde tutulduğunda oldukça iyi haldedirler. Oysa bazı sayfalar bir dolu fırtınasında ıslanıp tamamen birbirine girmiş, akmış mürekkep izleri de yazının okunmasını nerdeyse imkânsızlaştırmıştır.5 Bazı bölümler de kurşun kalem ile tutulmuş fakat aradan geçen uzun zamanın ve birbirine sürtünen sayfaların yıpratıcı etkisi ile kelimeler silikleşmiş, harfleri meydana getiren noktalama işaretlerinden emin olunması çok zorlaşmıştır. Yukarda da belirttiğim gibi, özel adlar başlı başına bir sorun olmuş, bunların bir tanesinin tespiti için bazen günler, haftalar harcanıp boş bırakılmak zorunda kalınmıştır. Köy, kasaba, dağ, tepe, köprü gibi isimlerin doğru okunması için azami gayret gösterilmiş, Fevzi Çakmak'ın kendi yazdığı iki kitaptaki adlarda da bir tutarlılık bulunamadığında, kulağa en doğru gelen ses uyumu doğru kabul edilmiştir. Tabii ki bu yöntemin bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan bölgeler için bile yanılma payının yüksek olduğunu kabul ediyor, bu konuda bir çözüm bulamadığımı üzülerek belirtiyorum.

Fevzi Çakmak'ın yazılarına ekleme veya çıkartma gibi hiç bir müdahale yapılmamış, sadece köşeli parantezlerin içindeki gerekli bilgiler benim tarafımdan verilmiştir. Örneğin günlüklerde köşeli parantez içinde gösterilen Miladi tarihler Fevzi Çakmak'ın defterlerinde yoktur. Defterlerde okunmayan yerler büyük çoğunlukla üç çizgi ile, "- - -" şeklinde belirtilmiş ve arka arkaya okunamayan kelimlerin sayısına göre de tekrarlanmıştır. Bunun dışında okumayı engelleyen büyük bir lekeyi "Leke", yazının üstüne gelerek yapıştırılmış bir bant için de "Flaster" kelimelerini kullandım. Yazarın günlüklerde kullandığı kısaltmaların çoğu askeridir. Bu konuda danışıp yardımlarını aldığım askeri araştırma uzmanlarının da belirttiğine göre, bazı kısaltmalar Mareşal'in şahsi kısaltmalardır ve ne yazık ki çözülememiştir. Bunlardan biri, benim çeviride (ters nun) olarak gösterdiğim, günlüklerde hızla yazılmış ters bir nun harfine benzeyen şekildir. Anlamı bulunamamıştır.

Fevzi Çakmak günlüklerinde Rumi takvimi kullanmış, bazı önemli olayların yanına da nadiren Hicri takvimle not düşmüştür. Kaynak olarak kullandığım arşiv belgeleri ve özel koleksiyonlardaki dokümanlarda verilen tarihler Miladi takvim değil ise, bunlar miladiye çevrilerek ya köşeli parantez içinde ya da dipnotta gösterilmiştir.6 Fevzi Çakmak'ın yazılarında geçen ve Alaturka saat olarak bilinen eski zaman sistemine ise dokunulmayarak aynen bırakılmıştır. Defterlerde alt alta yazılan aynı kelimeyi tekrar etmemek için kullanılan "minhu" kısaltması, tarihlerde ve özellikle içinde bulunulan ayın belirtilmesinde sık sık göze çarpsa da bunun yerine kelimeyi tekrar etmek tercih edilmiştir.

Mareşal Fevzi Çakmak'ın günlükleri sadece askeri tarihe değil, aynı zamanda son dönem Osmanlı İmparatorluğu ile Cumhuriyet Türkiyesi arasındaki döneme çok büyük katkılarda bulunacaktır. Defterlerdeki bilgilerin, siyasi konulardan, sosyal, ekonomik, coğrafi ve meteorolojik verilere kadar geniş bir alana yayılan çeşitliliği ile pek çok farklı konudaki araştırmaya kaynaklık edeceği hiç şüphesizdir. Yazıları, Fevzi Paşa'nın kişiliğini, düşüncelerini, amaç ve seçimlerini anlamamıza yardım edecektir. Elinizdeki çalışma sadece büyük bir asker, değerli bir komutan ve Atatürk'ün en yakın silah arkadaşlarından birinin günlükleri değil, aynı zamanda çok zor ve çok uzun bir dönemin yaşayan tanığıdır.

Nilüfer Hatemi
Teşvikiye, 10 Şubat 2000
Notlar
1 Terim, S. Talat Halman'ındır; "Yaşadıkça Yazılan" Türk Dili Günlük Özel Sayısı, 127 (Nisan 1962), 436-441.

2 Garbî Rumeli'nin Suret-i Ziyâ'-ı ve Balkan Harbinde Garb Cebhesi Harekâtı, Istanbul: Erkan-ı Harbiye Mektebi Matbaası, 1927. Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri- Şark Vilayetlerimizde, Kafkasyada ve İranda, Ankara: Genelkurmay Matbaası, 1936.

3 Bu röportajda, Fevzi Çakmak'ın 12 yaşından itibaren günlük tutmakta olduğunu ve ölene dek de yazmaya devam ettiğini okuyoruz. Fitnat Hanım, Mareşal'in defterlerinin önemli bölümünün kendisinde olduğunu, küçük bir kısmının ise damatları Şefik Paşa'da [Tümgeneral Şefik Çakmak (1892-1966)] bulunduğunu söylüyor: "Mareşal'in Refikası Anlatıyor", Çakmak Dergisi (Istanbul) 50 (16 Şubat 1957), 6-7. Şefik Paşa'nın, özellikle de son senelerinde, hep yanında olan yeğeni Nihat Başkaner ile Ankara'da, 25 Mayıs 1999'da yaptığım görüşmede bana verdiği pek çok değerli bilgilerden biri de amcası Şefik Paşa'dan kendisine herhangi bir defter veya yazılı belge kalmamış olduğudur. Oysa II. Defter'in sayfalarının arasında bulunan, Arap alfabesiyle yazılmış ayrı bir kâğıtta ise Fevzi Çakmak'ın geride bıraktığı defter ve belgerin şu an elimizde bulunanlardan sayıca daha fazla olduğu görülür. Ne yazık ki bu kâğıdın kimin tarafından ve hangi tarihte yazıldığı bilinmiyor. Bu notta yazanlar:

NUMARA- 6

Bu pakette olanlar:

1- Amerikan bezine dikili 4 hatıra defteri

2- Amerikan bezine dikili 3 hatıra defteri

3- Bir zarf içinde bazı vesikalar ve mektuplar

4- Bir küçük defter (subay isimleri)

5- İki kırmızı not defteri

i- Ocak - 23 Mart 1950 hatıraları kaydı

ii- 23 Mart - 2 Nisan 1950 sağlıkevi hatıraları (son) kaydı

6- Çok Sevdiği Şeyh Vefa Takdimi kitabı

7- Bazı mühim vesikalar (listesi üzerinde)

4 Örneğin defterlerde 18 Ağustos ve 19 Ağustos 1920 günlük girdilerinde çok büyük bir olasılıkla aynı yer adı için iki farklı yazım kullanılmıştır: Koyunoğlu ve Koyunağılı. 20 Eylül ve 21 Eylül 1920 tarihli notlarında da hem Kara İlyas, hem de Karaca İlyas adlarına rastlanır. Süleymaniye ve Süleymanlı olarak 4 Kasım ve 18 Kasım 1915 günlerinde kaydedilmiş isimlerin ise aynı yerlere ait olduğu hemen hemen kesindir.

5 Fevzi Çakmak defterinin zarar görmesini şöyle anlatıyor: 25 Ağustos 1329 [7 Eylül 1913] (Pazar)- Hızırgazi- Güneş, Sıcak ve Akşam Fırtına ve Yağmur- ... Akşama doğru çıkan fırtınada ceviz kadar dolu düştü ve çadırların (benimki de dahil) kısm-ı azamı yıkıldı. Elbiseler ıslandı. Bu defter de o sırada ıslandı.

6 Tarih çevirilerinde kullanılan kaynak: Yücel Dağlı - Cumhure Üçer, Tarih Çevirme Kılavuzu, 5 cilt, Ankara; Türk Tarih Kurumu, 1997.



Benzer Kitaplar