YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Malina

Malina

ISBN: 978-975-08-0810-x

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 05.2004

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 20.80 TL   Etiket Fiyatı : 32.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Orijinal Adı : Malina
Sayfa Sayısı : 288
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 12. Baskı / 08.2020

Ingeborg Bachmann’ın “Ölüm Türleri” başlığı altında yazmayı tasarladığı bir dizi romanın tamamlayabildiği ilk ve tek bölümü; mutlak aşkın ve birey olma savaşımının romanı MALINA, yaşadığımız çağa ilişkin ağrılı bir öngörü taşır. Savaşın ilan edilmeyen fakat insanların iç dünyasında yaşamını sürdüren varlığına dikkat çeken Bachmann büyük kıyımların temelinde de insanın insanı içten içe öldürdüğü günlük cinayetlerin yattığına işaret eder: “Savaş ve barış yoktur, sadece savaş vardır.”

“İnsanlık durumu”nu, bugün doğruluğunu kanıtlayan şu rafine sözlerle tanımlar Avusturyalı yazar: “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek terörle de başlamaz. İnsanlar arasındaki ilişkilerde başlar. Faşizm, erkekle kadın arasındaki ilişkide başlar.”

MALINA: Duyarlığı dilin en uç sınırlarına dek genişleyen bir proto-feminist klasik.

“Yaşayacak bir Niçin’i bulunan, hemen hemen tüm Nasıl’lara dayanabilir.”

Bu yüzyılda ülkemizin [Avusturya’nın] ürettiği en zeki ve en önemli kadın yazar.
Thomas Bernhard

MALINA’nın bu dünyada kadın olmanın beklenmedik psikolojik zorlukları hakkında yazılmış herhangi bir kitapla ve bütün kitaplarla ortak bir tabiatı olduğuna dair şüpheye yer yok. Açık seçik ve kuvvetli.
John Williams, The New York Times Book Review

Varoluşsal bir portre, umutsuz bir saplantının eseri, bir proto-feminist klasik, ve Avrupa yazınının ürettiği, kadın bilincinin en sivri yorumlarından biri.
The Nation

… Virginia Woolf’un ve Samuel Beckett’in en iyi eserlerine denk.
The New York Times Book Review

Öyle görünüyor ki MALINA’da Bachmann’ın sözcüklerle yapamayacağı hiçbir şey yok.
The New York Review of Books

MALINA, kimilerince çok bireysel diye nitelendirilmişti ilk çıktığında; aradan kısa bir süre geçtikten sonra bu yargının da, bireyselleşilmeden toplumsallaşılabileceğine ilişkin sapkın inancın ürünlerinden biri olduğu ortaya çıktı.
Ahmet Cemal

Malina’yla ilişkim yıllar boyu sonuç vermeyen karşılaşmalardan, düşünülebilecek en büyük yanlış anlamalardan ve birkaç budalaca düşten ibaret kaldı – yani başka insanlarla aramda olanlardan çok daha büyük yanlış anlamalar, demek istediğim. Ama şu da var ki, daha başlangıçtan onun egemenliği altına girmiştim; benim felaketim olacağını, Malina’nın yerinin, o daha hayatıma girmezden önce Malina tarafından alındığını erken anlamış olmalıyım. Esirgendiğim tek şey, onunla çok erken bir araya gelmekti, ya da ben kendimi bundan korudum. Çünkü daha Kent Parkı’nın yanındaki E 2, H 2 tramvay durağında, bir defasında her şeyin başlamasına ramak kalmıştı. Malina orada, elinde bir gazeteyle duruyordu, ve ben de onu fark etmemiş gibi yaparak, gazetemin üzerinden sürekli ona bakıyordum; gazetesine gerçekten o kadar dalmış mıydı, yoksa bakışları mı ona diktiğimi, onu hipnotize ettiğimi, başını kaldırıp bana bakmaya zorlamak istediğimi anlıyor muydu, kestiremiyordum.

Ben, ve Malina’yı zorlamak! Eğer önce E 2 gelirse, diye düşünüyordum, o zaman her şeyi iyi olacak, ama Tanrı aşkına sakın o antipatik H 2 ya da normalde daha ender gelen G 2 daha önce gelmeye kalkmasın; ve sonra gerçekten de E 2 geldi, ama ben ikinci vagona atladığımda Malina ortadan kayboldu; ne ilk vagona, ne de benim bulunduğum vagona binmişti, ama durakta da görünürde yoktu. Ancak ben arkamı dönmek zorunda kaldığımda, kentiçi tren istasyonuna koşmuş olabilirdi, havada dağılıp gitmemişti herhalde. Olayı açıklayamadığım, onu aradığım ve ona bakındığım için, aynı zamanda da gerek onun, gerekse benim davranışlarımıza bir neden bulamadığım için, kafam bütün gün buna takılmıştı. Ama artık bu çok gerilerde, geçmişte kaldı; üzerinde bugün konuşmak için ise aradan henüz yeterince zaman geçmedi. Yıllar sonra Malina’yla ilgili olarak başıma yine aynı şey geldi, Münih’te bir konferans salonunda. Onu ansızın yanımda dururken buldum, sonra itişip kakışan üniversite öğrencilerinin arasında öne doğru birkaç adım attı, bir yer aradı, geri çekildi, ve ben de heyecandan neredeyse bayılmak üzere olduğum halde, ‘Tekniğin Çağında Sanat’ konulu, bir buçuk saatlik bir konferans dinledim; yerinde sessiz oturmaya ve dinlediklerinden etkilenmeye yargılı bu kitle içersinde sürekli Malina’yı aradım. Ne sanata, ne tekniğe, ne de bu çağa başvurmak isteyeceğimi, herkesin önünde ele alınan bağlamlardan, konulardan, sorunlardan hiçbiriyle ilgilenmeyeceğ imi en geç o akşam anlamıştım; Malina’yı istediğim ve bilmek istediğim her şeyin bana ondan gelmesi gerektiğine inandığı m ise kesindi. Konferans bittiğinde başkalarıyla birlikte ben de uzun uzun alkışladım, Münih’ten iki kişi beni arkaya doğru götürüp yol göstererek salondan çıkardılar, biri kolumdan tuttu, biri akıllı akıllı konuşarak beni bir şeylere inandırmaya çalı ştı, birileri benimle konuştular, ve ben de benim gibi arkadaki çıkış kapısına gitmek isteyen Malina’ya baktım; ağır ilerlediği için ondan çabuk davranabildim ve akıl almaz bir şey yaptım, sanki beni ona doğru itmişler, sanki ona doğru yuvarlanıyormuşum gibi çarptım, ve gerçekten de ona doğru sendeledim.

Böylece beni ister istemez fark etmek zorunda kaldı; beni gerçekten görmüş olduğundan emin değilim, ama o gün sesini ilk kez işittim, sakin, olması gereken tonda bir sesti: Pardon. Buna verecek karşılık bulamadım, çünkü bana böyle diyen hiç çıkmamıştı, ve benden özür mü diliyordu, yoksa beni bağışlı yor muydu, kestirememiştim; yaşlar o kadar çabuk dolmuştu ki gözlerime, artık arkasından bakamadım; bunun yerine, yanı mdaki insanlardan ötürü, bakışlarımı yere çevirdim, çantamdan bir mendil çıkardım ve fısıltı halinde bir sesle, fısıldayarak, sözde birinin ayağıma basmış olduğunu söyledim. Başımı yeniden kaldırıp bakabildiğimde, Malina kalabalıkta yitip gitmişti.



Benzer Kitaplar