YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Kozmopoetika

Kozmopoetika

Yazar:

Kategori: Deneme, Edebiyat

ISBN: 975-08-0370-1

YKY'de İlk Baskı Tarihi:

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 8.42 TL   Etiket Fiyatı : 12.96 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 352
Boyut : 13.5 x 21 cm

Kozmopoetika ’80 Sonrası’ şiirimize yeni bir bakış getiren Poeturka’yı tamamlıyor: Kısmen Poeturka öncesine, kısmen sonrasına denk düşüyor. Bu özellikleriyle Kozmopoetika, bütün şiirseverler ve edebiyat okurları için olduğu kadar, Karşılaştırmalı Edebiyat, Kültürel İncelemeler, Kıbrıs ve Yunanistan Edebiyatları, Çeviri ve Dil alanındaki araştırmacılar ve öğrenciler için de bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Çeviri Kültürümüz

Genellikle çeviriden söz edildiğinde, sorunu sadece dile ilişkin bir olgu gibi algılıyoruz. Çevirinin, aslında bir dili bir başka dile değil, ama bir edebi dizgeyi, dolayısıyla kültürü, bir başka dizgeye, yani kültüre taşıyabilmek anlamına geldiğini unutuyoruz. 1960'lardan sonra hızla klasikleşen protest çizgideki bazı kitapların İngilizceden Türkçeye çevirisini ele alacağım. Batı'daki, özellikle Amerika'daki 'Beat' şiirini, 'Protest' edebiyatı ya da daha genelde 'Undergraund' kaynaklarını, bu konuya elverişli güncel bir örnek olduğu için seçtim. Yoksa amacım, ne Amerika'daki 'Beat' şiirini, ne de Türkçedeki izleyicilerini tartışmak... Karşılaştırmayı yapabilmemiz için, söz konusu kitapların Türkçeye çevrilmesiyle ilgili kabataslak resimler ortaya koymalıyım: Bilindiği gibi Beat, Amerika'da 1950'lerin sonu ile 1960'ların başında ortaya çıkmıştı. Bu tarihler, bizim kuşağımızın, yani 80'li yıllarla birlikte Türkçe şiirde yeralan şairlerin doğum yıllarıdır. 1920'li, '30'lu yıllarda dünyaya gelen Jack Kerouac, Allen Ginsberg, Gregory Corso, Lawrence Ferlinghetti (d. 1919) gibi Beatçiler babalarımızla, hatta büyük babalarımızla aynı yaştalar. Aynı zamanda bu, anılan Amerikalı şairlerin, Cahit Külebi, Attilâ İlhan, Ahmed Arif, Can Yücel, Turgut Uyar, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Cemal Süreya ile yaşdaş olduğunu gösterir. Öte yandan, dünyada Beat şiirinin yükseldiği dönemde, Türkçede 'Garip' sona ermekte, 'İkinci Yeni' etkinlik kazanmaya başlamaktadır. Elbette, Cahit Külebi, Ahmed Arif gibi farklı izleklerdeki şairler de yazıyor bu dönemde. Bir de, Allen Ginsberg'le dostluk eden ve Türkçede, Beat şairlerine tekabül ettiğine inanılan Can Yücel var... Can Yücel, otoriteyle çatışma, ironiyi, argoyu kullanarak düzenin ciddiyetini küçük düşürme, halka yakın bir dille yazma gibi noktalarda Beat'le kıyaslanabilir. Ancak onlar gibi anarşist-nihilist olmaktan çok, 'sapına kadar' sosyalist inanç sahibidir. Ve Ginsberg'lerin eşcinsel duyarlığına çok uzak, hatta Heteroseksizme meyyal olduğu söylenebilir. Yahudi-Hint mistisizmi yerine, Elen-Roma-Anadolu edebi kaynaklarını ustalıkla değerlendiren bir şairdir Can Yücel. Kısacası, birçok açıdan, dünyadaki Beat şairleriyle bağlamları farklıdır. Ginsberg ile Ferlinghetti'nin şiirlerini çevirerek Amerika adlı bir kitapta toplayan Orhan Duru ile Ferit Edgü de aynı dönemde yetişen edebiyat adamları. Bu iki önemli Beat şairini tanıtan söz konusu kitabın ilk basım tarihi 1976, asıl yaygınlaştığı ikinci basım tarihi ise 1985... Demek ki, özgün basımın üzerinden 20-30 yıl geçtikten sonra. Hatta daha sonraları, 1990'ların başındadır Beat şiir çevirilerinin Türkiye'de gerçekten yaygınlaşması. Sözgelimi, Sombahar dergisinin, Temmuz-Ağustos 1991 tarihli "Beat Özel Sayısı"nda, Gregory Corso, Allen Ginsberg, Jack Kerouac ve Lawrence Ferlinghetti'nin şiirleri, yenilerden Ogan Güner, Dürrin Tunç ve Duygu Akın'ın çevirileriyle yayımlanır. Ayrıca, Cevat Çapan tarafından yapılmış çeviriler de dergilerde ve nihayet Çağdaş Amerikan Şiiri Antolojisi'nde 1990'ların başında yer alır. Oysa, çevrilmekte olan bu Beat şiirleri 30-40 yıl öncesinde, yani 1950'li, 1960'lı yıllarda yazılmıştı. 1990'ların başında, Türkiye'de 'marjinallik' kültürüne artan ilgi bağlamında Beat'i ele alan daha birçok süreli-yayının adını sıralamak mümkün. Bu karşılaştırmalar gösteriyor ki, orijinal metinlerin yazım tarihi ile çeviri tarihi arasında ve daha önemlisi çevrildiği dil ve ülkede tekabül edeceği bir yazınsal karşılık bulup yaygınlaşma tarihleri arasında 30-40 yıllık bir gecikme, burada vereceğim adıyla Zaman Kayması var. * * * Konu bununla bitmiyor: Türkçeye çevrilen Beat şiirlerinin edebi bağlamları da değişiyor. Daha açık bir ifadeyle, çevrilen edebiyat yapıtları, oluşmuş oldukları (source, yani kaynak) toplumsal kültür içindeki bütün boyutlarıyla öteki (target, yani erek ya da hedef) dile aktarılmıyor ya da aktarılamıyor. Daha çok, çevrildikleri zaman diliminde, öteki (erek ya da hedef) toplumsal kültür içinde, oynamaları beklenen role göre tek bir boyuta indirgeniyor ya da farklı bir boyuta taşınıyor. Nasıl? Şimdilerde, İngilizceden Türkçeye çevrilen Beat ya da Undergraund şiirleri ile romanlarının 'marjinallik, eşcinsellik, uçukluk' bağlamları öne çıkıyor. Kapitalist Batı sistemine karşı toplumsal-siyasal başkaldırı ve dünyadaki eşitlikçi, barışçı özlemlerle kaynaşan Yahudi-Hint mistisizmi bağlamları silikleşiyor. Çünkü, 80'den sonra Türkiye'de yaygınlaşan marjinallik ya da uçukluk kültürü, Beat'teki gibi doğrudan siyasi bir protestoya bağlı değil, tersine, siyasallaşmadan, eski toplumcu söylemlerden uzaklaşma çabasına bağlı. Aynı şekilde, dile yüklenen işlevlerdeki bağlam da çeviride değişiyor. Sözgelimi, Amerikalı şairlerin argoya yüklediği taze şiirsel işlevin bağlamı, özgün metinle tam da örtüşmeyen bir biçimde Türkçede izlenmeye çalışılıyor. Amerika'da olduğu gibi, tüm bir edebiyat dilini sarsıp, sözlükte yeni nüanslar yaratamıyor. Batılı Protest şair ve yazarların dili sadeleştirmek, sıradan insanların 'düşük' dilini edebiyatta yükseltmek ve dahası, kalabalıklar sokakta yüksek sesle haykırabilsin, duvara kırmızı boyayla kazısın, şarkılarla söylesin diye yazılan açık, düz, halkçı söyleyişlerin Türkiye'de pek izlenmediği görülüyor. Türkçede, kendini Ginsberg'lerin, Bukowski'lerin izleyicisi sayan şiir ve edebiyat, esasen karmaşık, ağdalı, simgesel ve örtük bir dile, ses ve söz oyununa dayalı bir yönde gelişiyor. Bununla ne demek istiyorum? Söz konusu çeviri şiir ve romanın izleyicisi yerli yapıtlardaki dil sorununa biraz yakından bakalım. Tabii, önce şunu belirtmeliyim, örneğin Allen Ginsberg'in "Amerika" adlı şiirinin farklı tarihlerde, farklı kişiler tarafından yapılan çevirileri, sadece o çevirmenlerin yetenek ya da tercihlerini değil, ama çevrildiği zamana göre, okura göre değişen kültürel dizgeleri ve şiir kodlarını da gösteriyor. Bir örnek: Ginsberg'in şiirlerinde sık sık kullanılan "fuck me" sözcüğü, öylesine yalın ve anlaşılır olmasına karşın, Türkçe şiire tam olarak çevrilemiyor. Belki bundan sonra çevrilebilecek. Çünkü o sıralarda, "sik beni", henüz Türkçe şiire kazandırılabilmiş bir sözcük, bir şiirsel söyleyiş değildi. Ne var ki, "sik beni"yi, Türkçede şiirsel bir sözcük haline getirip, edebiyat içi kullanıma sokabilecek olanlar, çevirmenlerden çok şairler olsa gerek. Bir şairin de belirli bir toplumda, belirli bir kültürel dizge içinde yarattığını düşünürsek, sırf şairden gelecek bir arzunun da, bazı sözcükleri şiire kazandırmaya yetemeyeceğini anlayabiliriz. Nitekim günümüzde, en çok Beat'i çağrıştıran, uçukluğa, heteroseksüellik dışı cinselliklere, argoya, karşı-söylemlere düşkün olan şairlerimiz bile, "fuck me" sözcüğünü, "beni becer" ya da "düz beni" vb. dolaylı biçimlerde şiire aktarıyor. Ama bunu böyle çevirdiğiniz zaman ise, Ginsberg'in orijinal metinde yaptığı sarsıcı etkiyi, yani şairânelikten ve egemen ahlaktan intikam alışını tam çevirememiş oluyorsunuz. Çünkü, çeviri ne yalnızca dilbilgisini ilgilendiren bir konudur, ne de çevirmenin bir başına altından kalkabileceği bir iş. Türkçede "sik beni"li bir söylemin geçerli olamayışı, 1960'lar Amerika'sındaki Beat şiir ve edebiyatının dayandığı toplumsal, kültürel, siyasal yapının ya da gelişmelerin Türkiye'de mevcut olamayışıyla ilgilidir. Daha doğrusu, farklı bir şekilde varoluşuyla ilgili. Alternatif bir şiir, ancak alternatif bir toplumsal kültürle birlikte gelişebilir. Bunun sırf çeviri yoluyla yapılabileceği sanısı, burada 'Beat' denen ile, oradaki Beat'in aslında aynı şeyler olmadığını görmemizi zorlaştırıyor. Nasıl ki, Türkiye'nin bir 'tercüme suretinde' Batılılaşması, yani Batı-Avrupa'nın, Türkiye'ye bir 'Avrupaî görünüm' kabilinden çevrilmesi, bu ülkeyi Batı-Avrupalı yapmaya yetmemiş ise... Aynı sözcükler, yerden yere başka anlamlar, göreli çağrışımlar yükleniyor, böylece çeviri süreci içinde, burada vereceğim adıyla Bağlam Kayması'na uğruyor.



Benzer Kitaplar