YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Kameralı Katil

Kameralı Katil

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

ISBN: 978-975-08-1419-8

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 04.2008

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 3.61 TL   Etiket Fiyatı : 5.56 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 92
Boyut : 13.5 x 21 cm

Paskalya tatilinde arkadaşları olan bir çifte kalmaya giden anlatıcı ve karısı, hemen aynı gün o civarda bir cinayet işlendiğini öğrenirler. Adamın biri üç erkek kardeşi kaçırmış, içlerinden ikisini tehdit ve psikolojik işkenceyle, yüksek bir ağaçtan atlayarak ölmeye zorlamış, üstelik bütün bu süreci filme almıştır. Bir televizyon kanalı cinayet videosunu yayınlamakta gecikmez: Dışarıda kitle gösterileri ve polisin hummalı arayışı sürerken dört arkadaş cinayetin yarattığı kaygı ve dehşete rağmen hastalıklı bir merakla kilitlendikleri yayın akışından kopamazlar bir türlü… Kameralı Katil, dilimize ilk kez çevrilen Avusturyalı yazar Glavinic’in kendine özgü bir ironiyle kaleme aldığı bir medya eleştirisi aynı zamanda.

Benden her şeyi yazmam istendi. Eşim Wagner Sonja ve ben paskalya tatilimizi Batı Stirya’ya bir geziyle değerlendirdik. Linz yakınlarında, Yukarı Avusturya’da yaşıyoruz. Eşim Graz banliyösü kökenli olduğundan, Stirya’da birkaç tanıdığımız var. Yortudan önceki perşembe günü evden ayrıldık. Öğleden sonra Graz yakınlarında bir mekânda başka arkadaşlarla sözleşmiştik. Bu buluşma dolayısıyla eşim aşırı derecede ve kendisine zarar verecek ölçüde içki içti (yaklaşık 1 litre beyaz şarap, 6 x 2 cl tekila, sayamadığım kadar bira). Gece geç saatlerde, sabaha karşı beşe doğru, konaklamayla ilgilenmiş ve eşimi yatağa götürmek zorunda kalmıştım. Ertesi gün paskalya öncesindeki cumaydı. Eşim sarhoşluk uykusundan uyandıktan sonra, Kaibing 6, 8537 Kaibing adresinde oturan arkadaşlarımız Heinrich ve Eva Stubenrauch’un bulunduğumuz yere uzak olmayan evlerine doğru yola çıktık. Oraya vardığımızda saat yaklaşık 15’ti. Bizi sıcak bir biçimde karşıladılar. Bizim için bir ikindi kahvaltısı hazırlanmıştı ve hava güzel olduğundan açık havada büyük bir ahşap masaya sofra kurulmuştu. Avlunun en azından 25-30 kediyle dolu olmasından duyduğumuz şaşkınlığı dile getirdik. Heinrich bize komşu çiftçinin hayvanları gönülsüzce beslediğini açıkladı. Evi yaklaşık 20 m uzaktaydı. Stubenrauch’lara kiraya vermişti. Eşim, havanın ve manzaranın harika olduğunu, ikindi kahvaltısının da sersemlemiş kafasına iyi geldiğini söyledi. Ben 8 yabanarısını limonatamdan kovmak zorunda kaldım. İkindi kahvaltısından sonra saat yaklaşık 16 olmuştu ve hava neredeyse yazın olduğu kadar sıcaktı. Eşim dolaşmaya çıkma isteğini belirtti, çünkü bu kendisine iyi gelebilirmiş. Heinrich ve Eva’nın evlerinin yakınlarında uygun gezinti yapma koşulları bulunmadığından, Stubenrauch’ların arabasıyla şosedeki bir park yerine kadar yaklaşık 5 km yol yaptık. Park yerinin arkasında geniş bir buğday ve mısır tarlası uzanıyordu. Heinrich buranın bölgenin tepelerle bölünmemiş en büyük düzlüğü olduğunu söyledi şaka yollu. Tarlaların arasındaki yollarda dolaştık. Bu sırada genel konular üzerine (sağlık durumu, yenilikler vb) konuştuk. Böcekler havada vızıldıyordu. Ağustosböcekleri cırlıyordu. Gökyüzünde güneş öylesine yakıyordu ki, kendimi muhtemel bir güneş yanığından, hatta güneş çarpmasından korumak için başıma üzerinde Chicago yazan, pembe bir beysbol şapkası takmak zorunda kaldım. Böcek seslerini bir yana bırakırsak, ortalık gayet sakindi. İşlenmiş toprağı arkamızda bırakıp yüksek otların arasından geçtik. Doğrusu, ortalıkta hiçbir şey görünmüyordu, yalnızca tek başına duran bir ağaç, birkaç çalılık ve bir bina gibi görünen bir şey. Daha yakına vardığımızda, bunun küçük bir yıkıntı olduğunu saptadık. Heinrich buraya daha önce gelmişti. Buranın hikâyesini biliyordu. Bunlar yirmi yıl önce yanmış bir köy evinin kalıntılarıydı. Söylentilere göre ev kundaklanmıştı. Çiftçi ve karısı alevler arasında can vermişti. Çevrenin batıl inançlı sakinleri buranın tekinsiz olduğuna inanıyor ve yıkıntılardan uzak duruyorlardı. Eşim burayı hemen terk etmemizi istedi. Heinrich onunla alay etti. Yoksa hayaletlere mi inanıyordu. O ise yaklaşırken ürkünç bir duyguya kapıldığını söyleyerek karşılık verdi. Belki bu, akşamdan kalma olmasından ileri geliyordu. Ancak ortamdan korkunç bir şeyler yayılıyordu. Açıklayamıyordu bunu ama korkmuştu işte. Stubenrauch’ların evine dönmek istiyordu. Heinrich bir şaka yaptı. Bunun üzerine eşim tir tir titremeye başladı ve koşarak oradan uzaklaştı. Onu izlemek zorunda kaldık. Hiç konuşulmadı. Stubenrauch’ların evine geri döndük. Eşlerimiz akşama spagetti bolonez yaptılar. Onlar mutfakta çalışırlarken, Heinrich benimle oltalar üzerine lafladı. Arada sırada bir kedi evin içine girmeyi başarıyordu. Bu da Heinrich’in ayağa kalkmasına ve hayvanı kovalamasına yol açıyordu. Bunun üzerine Heinrich kedilerin gerçek bir baş belası olduğunu ve burada her şeyi kirletip sağlıksız bir ortam yarattıklarından eve girmelerine izin verilmemesi gerektiğini belirtti. Yemekten sonra kâğıt oynadık. Eva Stubenrauch’un çişinin gelmesi nedeniyle verilen bir arada eşim iki küçük paket Kelly’s cipsi aldı. Heinrich televizyonu ve teleteksti açtı. İlk haber, yabancı bir ülkeden yapılan resmi ziyaretle ilgiliydi. İkincisi, iki çocuğun öldürüldüğünü bildiriyordu. Cinayet Batı Stirya’da işlenmişti. Korkunç bir cinayet olduğu yazıyordu. Kapsamlı soruşturma açıldı >> 30 yaşlarında, orta boylu bir adamın, 7 ve 8 yaşlarındaki 2 çocuğu yüksek bir ağaçtan atlamaya zorlayarak öldürdüğü ve bu olayları bir video kameraya kaydettiği ortaya çıkarıldı. Üçüncü bir erkek çocuk, yaşamını yitiren iki çocuğun 9 yaşındaki kardeşi, kaçmayı başardı. Araştırmalar hummalı bir biçimde sürüyor. Heinrich, yeniden içeri giren kadınlardan haberi okumalarını istedi. Eva yüzünü elleriyle kapattı. Eşim: Bu kadar iğrenç bir şeyi daha önce hiç duymamış. Heinrich haberde sözü edilen yerin gayet yakında olduğuna dikkatimizi çekti. Muhtemelen bir kasaba gazetesinde, reisi gönüllü itfaiye şefi olan felaketzede aileden babanın fotoğrafını gördüğünü öne sürdü. Birinin bir başkasını nasıl kendini öldürmeye zorlayabileceği, böyle bir şeyin nasıl olup da gerçekleşebileceği hepimizde hayret uyandırdı. Bu, yeniden kâğıtlarımıza dönebilene dek biraz daha sürdü. Bu arada ben biraz para kazandım, eşim biraz kaybetti, Eva çok kazandı, Heinrich de çok kaybetti. Cips yiyip, kırmızı şarap içtik. Heinrich bunları ara ara kilerden getirdi. Kilere yalnızca evin dışından ulaşılabildiğinden ve akşam sağanak başladığından, her seferinde eve ıslak döndü. Bu da neşelenme fırsatı oldu. Birkaç saat oynadıktan sonra, sabaha karşı 1.30 civarında Eva kâğıtları kutusuna kaldırdı. Dişlerimizi fırçalamak ve yüzümüzü yıkamak için birbirimizin ardı sıra banyoya gitmeden önce, çocukların öldürülmesiyle ilgili muhtemel yeni haberleri okumak amacıyla Heinrich yeniden teleteksti açtı. Ne var ki yeni bir şey yoktu. Ben eşimin ardından merdivenlerden yatak odalarının bulunduğu birinci kata indim. Bu sırada ahşap basamaklara onun bastığı ayakla değil de öteki ayağımla basmaya dikkat ettim. Ertesi sabah yeniden güneş açtı. Ahşap masada kahvaltımızı ettik. Masanın üzerine bir güneş şemsiyesi yerleştirildi. Stubenrauch’lar, salam, birçok peynir çeşidi, yumurta, tost, tereyağı, marmelat, çörek ve meyve suyundan oluşan zengin bir kahvaltı hazırlamışlardı. Teşekkürler ve övgüler sıralayarak karşılık verdik. Ara sıra, çok küçük bir şapka ve mavi, kirli bir iş tulumuyla ortalıkta dolanan, komşu evdeki çiftçi yanımıza geliyordu. Gayet yakında yaşanan çocuk cinayetinden söz ediyordu. Çocukların ana babasını tanıyormuş ve bu işi kim yaptıysa dışarıdan gelme biriymiş. Bu arada el kol işaretleriyle asma eylemini anlatıyordu. Üstelik o kadar yüksek sesle konuşuyordu ki sanki orada bulunanlardan biri ya da kendisi ağır işitiyordu. Çiftçinin karısı da yanımıza geldi. Bankta Heinrich’in yanına oturdu. Ellerini benekli bir önlükle örtülü kucağına koydu, başını sallayarak ve mimikleriyle ne kadar sarsılmış olduğunu gösterdi. Kahvaltısını benden daha çabuk bitirmiş olan eşim, bu sırada masanın yaklaşık 2 metre uzağında duruyor ve sessizce önüne bakıyordu. Eva çiftçi kadınla aynı fikirde olduğunu anlatan bir baş işareti yaptı. Bir iç çekildi. Heinrich, örtüsüz masanın üzerinde bir elmayı yuvarladı ve katil hakkında daha fazla şey bilinip bilinmediğini sordu. Eşim kendisini hiç iyi hissetmediğini ve bu haberlere katlanamadığını söyledi. Heinrich ona kulaklarını tıkamasını öğütledi, bu koca bir saçmalıktı ve eşim güzel günün tadını çıkarmalıydı. Çiftçi kadın, Eva’ya, onunla birlikte daha sonra kiliseye paskalya yemeklerini kutsatmaya gitmek isteyip istemediğini sordu. Eva, ne zaman gideceğini henüz söyleyemeyeceği ve kadının kendisini beklememesinin daha iyi olacağı biçiminde karşılık verdi.



Benzer Kitaplar