YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Friglerin Gizemli Uygarlığı

Friglerin Gizemli Uygarlığı

Kategori: Sergi Kitapları

ISBN: 978-975-08-1352-8

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 12.2007

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 36.11 TL   Etiket Fiyatı : 55.56 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 296
Boyut : 23 x 29 cm.

Friglerin Gizemli Uygarlığı
26 Aralık 2007 – 13 Nisan 2008

Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi, Anadolu’da köklü bir kültür yaratarak kendilerinden sonra gelen Yunan ve Roma uygarlıklarını etkileyen Frigler’i konu edinen “Friglerin Gizemli Uygarlığı” adlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 25 Aralık 2007- 13 Nisan 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek serginin en önemli özelliği dünyanın ilk Frig sergisi olması. Sergiye eserleri ve uzman görüşleri içeren kapsamlı bir sergi katalogu eşlik ediyor.

Frigler ve Frig Uygarlığı

Herodotos ve Strabon gibi Eskiçağ yazarlarına göre Makedonyalılar’ın komşuları olan ve Avrupa’da oturdukları sırada Brygler ya da Brigler adını taşıyan Frigler, Makedonya ve Trakya’dan Boğazlar yolu ile Anadolu’ya göç eden Trak boylarından biriydi. Genel olarak kabul edilen görüşe göre MÖ 1200 yıllarına doğru başlayan ve dalgalar halinde 400 yıl kadar süren Trak göçleri, Hitit İmparatorluğu’nun yıkılışını izleyen dönemde yoğunlaşmıştı. Son yıllarda, Troia ve Gordion (Yassıhöyük) kazılarından elde edilen arkeolojik buluntular da bu görüşü desteklemektedir. Adını Homeros’un destanlarından öğrendiğimiz Mygdon, Askanios, Otreus gibi liderlerin önderliğinde, ilkel bir aşiret düzeninde yaşamlarını sürdürdüğü anlaşılan Frigler’in Anadolu’daki ilk yüz yılları hala büyük ölçüde karanlıktır. Bununla birlikte, Eskiçağ yazarlarının verdikleri bilgilerden onların, başlangıçta Troia ve çevresini ele geçirdikleri zaman içinde Askania Gölü (İznik Gölü) kıyıları ile Sangarios (Sakarya) Nehri vadisine doğru yayıldıkları anlaşılmaktadır. Frigler, buradan güney ve doğu yönde genişleyerek Anadolu içlerine yayılmaya devam etmiştir. Gordion’da hemen Hitit yerleşmesi üzerine bulunan Erken Demir Çağı’na tarihlenen (MÖ yak.ol.1200-950) kalıntılar, ilk Frig göçmenlerinin MÖ 11. yüzyıla doğru Polatlı yakınlarındaki daha sonra başkentleri olacak olan Yassıhöyük’e ulaştıklarını ve başlangıçta basit köy düzeyinde yerleşik bir yaşamı benimsediklerini göstermektedir. Frigler’in köy düzeyindeki yaşam biçiminden siyasal örgütlü bir devlet düzenine nasıl geçtiği ve bu geçişteki aşamalar bugün için bilinmemektedir. Bununla birlikte, ilk aşamada, merkeze bağlı tek bir krallıktan çok, birçok beyliğin varlığı düşünülmelidir. Buna bağlı olarak, Gordion’un önceleri bir beylik merkezi olduğu ileri sürülebilir. Nitekim, arkeolojik kazılar Yassıhöyük’ün daha MÖ erken 9. yüzyılda kabartmalı ortostatlarla süslü binalara sahip, çevresi sur ile tahkim edilmiş bir sitadel olduğunu ortaya çıkartmıştır. Öyle anlaşılıyor ki bu dönemde Gordion giderek içinde soylu yönetici bir sınıfın yaşadığı bir yönetim merkezi olma yolundadır. Gordion’daki bu büyük inşaat projesi gelişimini sürdürerek MÖ 9. yüzyılın sonuna gelindiğinde Orta Anadolu’da kendi dönemi için eşi olmayan anıtsal planlı kralî bir yerleşmeye dönüşmüştür. Antik batı kaynaklarında verilen bilgilere göre, Frig Devleti’nin ilk kralı, başkent Gordion’a adını vermiş olan Gordios (Gordias)’dur. Gordios, oğlu Midas’ın Frig tahtına geçtiği yıl MÖ 742 veye 738 dikkate alındığında, MÖ 8. yüzyılın ilk yarısında kral olmalıydı. Kral Gordios’tan sonra, Frig tahtına oğlu Midas geçmiştir. Antik batı kaynaklarında daha çok efsanevi kişiliğinden söz edilen kral Midas, Assur kaynaklarında “Muşkili Mita” adı ile tarihi bir kimliğe sahiptir. Midas’ın, MÖ 8. yüzyılın 2. yarısında Orta Anadolu Platosu’nda, batı kanadını Gordion merkez olmak üzere Trak kökenli Frigler’in; doğu ve güneydoğu kanadını Muşki ve Taballer’in oluşturduğu konfederatif bir devletin kralı olduğu anlaşılmaktadır. M.J. Mellink, “Batı dünyası yani Yunanlı komşuları, krallığın Frigli yönünü, doğu dünyası yani Assur, Kuzey Suriye ve Urartulu komşuları, krallığın kendilerine daha yakın olan Muşkili yönünü tanımaktadırlar” diyerek antik batı ve doğu kaynaklarındaki Frig-Muşki, Midas-Mita ayrımına açıklık getirmeye çalışmıştır. Arkeolojik ve epigrafik bulgulara göre, Frigler Halys’in (Kızılırmak) doğusunda Çorum, Tokat ve Kırşehir; kuzeyde Samsun; güneyde Niğde ve Konya; güneybatıda Burdur ve Elmalı Ovası; batıda Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya; kuzeybatıda Bandırma yörelerine kadar etki alanlarını genişletmişlerdi. Gerek antik batı kaynakları, gerekse arkeolojik buluntular, Frig-Batı ilişkisinin MÖ. 8. yüzyılın sonlarında yoğunluk kazandığını açıkça göstermektedir. Buna göre kral Midas, bir yandan doğu ve güneydoğu Anadolu’da Urartu, Kuzey Suriye ve Assur ile diğer yandan batıda Batı Anadolu sahilleri ve Kıta Yunanistan ile ilişkiye giren Anadolu’nun ilk Demir Çağ kralı olarak haklı bir üne sahip olmuştur. Midas’ın ölümü hakkında Assur belgelerinde her hangi bir bilgi verilmemiştir. Buna karşılık antik batı kaynaklarında onun, Kimmerli istilâcılara karşı aldığı yenilgiye dayanamayıp boğa kanı içerek intihar ettiği bildirilmektedir. Başkent Gordion’u yağmalayıp yıkan, Midas’ın ölümüne neden olan Kimmer istilâsı için Eusebios, MÖ 696/695, S.J. Africanus ise MÖ 675-674 tarihini vermektedir. Bununla birlikte Frig-Kimmer mücadelesi ile ilgili yazılı belge olmaması ve Gordion’da son yıllarda yangın tabakasından elde edilen radyokarbon tarihine bağlı olarak büyük yangının Kimmerler’e mal edilmemesi nedeniyle babası Gordios gibi efsanevi kral Midas’ın da akibeti şimdilik tarihin sırlarla dolu sayfalarında gizlidir. Frig yazılı belgelerinin suskunluğu karşısında Frig toplumunu ve bu toplumun yarattığı uygarlığı anlamamıza Homeros, Herodotos, Strabon, Plinius gibi Eskiçağ yazarlarının vermiş olduğu bilgiler ve arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkan buluntular yardımcı olmaktadır. Homeros’a göre Frigler “savaşa girmek için yanıp tutuşan” bir ulustur. Strabon, onların “barışsever”, Arrianos “ çok mutlu insanlar”, Livius “ cesaretten yoksun, korkak” olduğunu belirtir. Antik çağ dünyasında ün salan Frigler’in müzik ve dansta gösterdikleri üstün performansı ise Athenaeus şöyle anlatır: “...Frigya usulü flüt çalmayı onlar keşfetmişler ve kullanmışlardır. Bu sebepten, Yunanlılar arasında flütçülere Frigyalı isimler verirler...”. Homeros ve Herodotos, Frigya’nın, ormanlar, otlaklar, hayvan sürüleri ve toprak ürünleri bakımından zenginliğinden bahseder. Antik kaynaklara göre, hayvancılığa bağlı olarak gelişen dokumacılık Frigler için önemli bir iş koludur. Frig yayılım sahası içinde Gordion başta olmak üzere Boğazköy, Alacahöyük, Pazarlı, Alişar, Kerkenes Dağı, Maşathöyük, Kaman-Kalehöyük, Midas Şehri (Yazılıkaya), Dorylaion (Şarhöyük) ve Daskylaion (Ergili) gibi merkezler ile Frig tümülüslerinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar sayesinde Frigler’in tarihi, arkeolojik ve kültürel kimliği her geçen gün daha da aydınanmaktadır. Gordion’da ele geçen madeni at koşum takımları, fildişi levhalar üzerindeki avcı ve süvari betimleri, Pazarlı ve Burdur-Düver’de piyade betimli mimari kaplama levhaları Frigler’in savaşçı yönünü vurgular. Sadece Gordion’da ele geçen binlerce dokuma tezgahı ağırlığı ve ağırşaklar, tümülüslerde bulunan keten ve yünden dokuma kalıntıları Frig toplumunda gelişmiş bir tekstil iş kolunun somut kanıtlarıdır. Tümülüslerdeki ahşap masa, sehpa, iskemle gibi farklı ağaç cinslerinin birlikte kullanıldığı mobilyalar, zengin orman kaynakları nedeniyle Frigler’de marangozluk ve mobilyacılığın çok geliştiğini gösterir. Tunçtan döküm ve dövme tekniğinde yapılmış kazanlar, kepçeler, kemerler, Türk hamamlarının geleneksel göbekli taslarının atası omfaloslu (göbekli) kaseler ve günümüz çengelli iğnelerinin atası, Frigler’le birlikte Anadolu’da moda olan fibulalar, Frigler’de çok yüksek bir maden teknolojisi ve endüstrisinin varlığını kanıtlar. Dağlık Frigya Bölgesi’ndeki kale tipi yerleşmeler ve bu yerleşmelerin çevresinde yer alan kaya anıtları ise Frigler’in geride bıraktığı en önemli mimari yapılardır. Bunlar, Frigler’in ulaştığı yüksek düzeydeki taş ve kaya işçiliğinin somut belgelerini oluşturmaktadır. Yukarı Sakarya Vadisi’nde Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya illeri arasında uzanan Dağlık Frigya Bölgesi, Frigler’in tarihleri boyunca siyasi ve kültürel açıdan en güçlü ve etkili oldukları kesimdir. Bölgenin özellikle savunmaya yönelik iskan tipine olanak sağlayan fiziki çevresi, vadilerin tabanını kaplayan alüvyonlu topraklar, zengin ormanlar ve tarımın can damarı olan akarsular nedeniyle burası Frigler için ideal bir yerleşim alanı olmuştur. Büyük bir bölümü bugün Eskişehir il sınırları içinde kalan bölgede MÖ 8.yüzyıl ile MÖ 6.yüzyılın ilk yarısı içinde birçok Frig kalesi kurulmuştur. Ayrıca, Frigler bu topraklarda adeta tek tanrı gibi taptıkları Ana Tanrıçaları Matar Kubileya için göz alabildiğince uzanan doğayı sayısız denebilecek ama hep berekete, bolluğa yönelik eylemler için gizemli kült anıtlarıyla donatmıştır... Eski Frigçe yazıtlar ve Frig sanat eserleri, Matar yani Ana olarak bilinen tanrıçanın, Frig halkının ana tanrıçası olduğunu ortaya koymaktadır. Yazıtlarda “ Matar Areyastin” veya “ Matar kubileya/kubeleya” olarak da geçen bu tanrıça, Frig sanatında ikonografik olarak betimlenen tek tanrıçadır Frigli’nin hayalinde.... Bu durum Ana’nın tartışmasız en büyük ilahe, tek tanrı olarak kutsandığını gösterir. O, insanoğlunun yaşam kaynağı, doğanın, doğurganlığın, bereketin kendisidir. Frig Vadileri’ndeki anıtsal ya da küçük ölçekli kült anıtları, doğayı tüm canlılığı ile simgeleyen Ana Tanrıça Matar Kubileya’ya duyulan derin saygı ve bağlılığın en güzel kanıtlarıdır. Otantik Frig dini tapınımlarının somut tanıklarını oluşturan bu anıtlar, ana kayaya oyulmuş fasadlar, altarlar ve nişlerden oluşur. Bu anıtlar, tanrıçanın karakteri gereği çoğunlukla yerleşmelerin dışında, ormanlık, ıssız ve gizemli doğanın ortasındaki kayalık alanlarda yer alır. Aslında, Matar Kubileya kültünde, gök kubbenin altındaki uçsuz bucaksız doğa, bütünüyle tanrıçanın tapınağıdır. Sonraları tanrıça, mimari bir yapıya dönüştürülen kayaların içinde yaşamaya devam etmiştir. Sembolik kapı, her an tanrıçanın varlığını hissettirir. Kapı bir gün açılacak ve tanrıça kayaların derinliklerinden görünecektir inananlara... Frig Krallığı’nın politik gücünün nasıl ve ne zaman sona erdiği pek açık değildir. Arkeolojik buluntular, MÖ 7. yüzyılın sonlarında başkent Gordion’da istikrarın ve zenginliğin devam ettiği yönündedir. Öyleyse Herodotos’un bildirdiği gibi Frig Krallığı, Lidya kralı Alyattes’in (MÖ 610-560) MÖ 590 yılındaki Kızılırmak seferine değin hala bağımsızlığını koruyordu. Ancak ne doğu ne de batı kaynaklarında Midas’ın halefleri hakkında açık bir kayıt yoktur. MÖ 585 yılında Medler ile Lidyalılar arasında yapılan Kızılırmak barışından sonra Frig topraklarının Kızılırmak’ın doğusunda kalan toprakları Medler’in denetimi altına girmişti. Batıda kalan büyük kesim ise Lidya egemenliği altındaydı. MÖ 547/46 yılında Lidya Krallığı’nın yıkılmasıyla birlikte Frigya toprakları, iki yüz yılı aşkın bir süre Pers İmparatorluğu’nun bir parçası olmuş, Kappadokia, Paflagonia ve Hellespontos ile birlikte Büyük Frigya satraplığına bağlanmıştı. Askerî ve idarî planda kalan Pers egemenliği boyunca yerli halk, büyük ölçüde geleneksel yaşam biçimi ve kültürlerini sürdürmeye devam etmiş, eski Frig dili ve yazısı en azından MÖ 4. yüzyıla, hatta 3. yüzyıla kadar kullanılmıştı. Pers egemenliğini takip eden Hellenistik Çağ’da Anadolu’da Yunan kültürü, Yunan tarzı yaşam biçimi yayılmış, yerli diller, gelenekler yerini bu akıma bıraktı. Bununla birlikte köklü Frig kültürünün etkileri bölgede Roma döneminin sonlarına, hatta Hristiyanlığın ortaya çıkışına kadar devam etti. Bir zamanların ihtişamlı başkenti Gordion ise önemini yitirmiş, giderek sonun başlangıcındaki köy niteliğine bürünerek sessiz bir şekilde unutulmuştur.
Taciser Tüfekçi Sivas



Benzer Kitaplar