YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Bienaller Mevsimi

Bienaller Mevsimi

ISSN: 977-1300-2740-189

Sayı : 189 Dönem : Temmuz - Ağustos 2022

150 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
24.50 TL  
-+

Siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

HakkındaİçindekilerAbonelik

Sanat Dünyamız dergisi okuyucularıyla güncel sanat alanındaki son gelişmelere dair eleştiriler, denemeler ve söyleşilerle dolu 189. sayısını buluşturuyor. Derginin kapağında bu yıl Kader Attia’nın küratörlüğünde 12.’si düzenlenen Berlin Bienali’nden Calida Garcia Rawles’ın “High Tide, Heavy Armor” adlı eseri yer alıyor. 12. Berlin Bienali, Özgün Eylül İşcen’in kapsamlı bir yazısıyla değerlendiriliyor. İlker Hepkaner ise New York’tan Whitney Bienali’nin bu yılki edisyonuna dair notlarını paylaşıyor. Misal Adnan Yıldız ise 15. Documenta’nın açılışından hemen sonra ortaya çıkan tartışmaları kaleme alıyor.

Pera Müzesi’nde açılan “Ve Şimdi İyi Haberler” sergisini küratörü Christoph Doswald sergiyi ve medyayla sanat ilişkisini anlatıyor. Eda Gecikmez ise Ankara’da açılan “Kuş Görülmez Fakat Sesi Ağaçtadır” sergisini ve hazırlık sürecini aktarıyor. Koli Art Space ise çalışmalarını ve gelecek planlarını bir söyleşiyle paylaşıyor.

Arter’de açılan “Koyun Koyuna” sergisini Erman Ata Uncu değerlendiriyor. Süreyyya Evren “Sanat İç Sessiz” adlı yeni serisinde eleştirinin olanaklarına bakıyor. Huo Rf ise bu sayıda başladığı “Başlı Başına Bir İş” adlı serisinde sanat kitaplarını ele alıyor. Hülya Bilgi ve Turgut Saner Sadberk Hanım Müzesi’ndeki “Motif Projesi” üzerine bir yazı paylaşıyor.

Dergide ayrıca Ankara’daki Sığınak’ta açılan “Belki Sonra” sergisi, Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Yukarı Bak” sergisi ve 5. Mardin Bienali’nin değerlendirmeleri yer alıyor.

Temmuz Ağustos sayısının ajandası ise bu sayı geçtiğimiz ay Galeri Bosfor’da “İşsiz Nesneler, Canlılığın İzleri” adlı sergisi yer alan sanatçı Ilgın Seymen tarafından hazırlandı.

Sanat Dünyamız’a buradan abone olabilirsiniz.

Editörden - Fisun Yalçınkaya
Bienaller MevsimiPANDEMİNİN ETKİLERİ YAVAŞ YAVAŞ GEÇERKEN TÜM DÜNYAYI BİR KEZ DAHA BİENALLER VE BÜYÜK SERGİLERİN HEYECANI SARDI. SANAT ESERLERİ BİR ARAYA GELMENİN, BİRLİKTE SÖZ ÜRETMENİN YOLLARINI ARAŞTIRIRKEN MERKEZLER, YERELLİKLER VE BULUŞMALARIN TANIMLARI YENİDEN KURULUYOR. VENEDİK’TEN SONRA BERLİN VE WHITNEY BİENALLERİ’YLE BİRLİKTE KASSEL’DEKİ DOCUMENTA TARTIŞMALI GÜNDEMLER YARATTI. BU TARTIŞMALARI ÖZGÜN EYLÜL İŞCEN, İLKER HEPKANER VE MİSAL ADNAN YILDIZ YAZILARINDA FARKLI YAKLAŞIMLARLA DİLE GETİRİYORLAR. BÖYLELİKLE SANAT ÇEVRESİNDEKİ EN GÜNCEL TARTIŞMALARI YERİNDEN BİLDİRİYORLAR.
SÜREYYYA EVREN “SANAT İÇ SESSİZ” ADLI YENİ SERİSİNDE HER DEM YOKLUĞUNDAN YAKINILAN VARLIĞI DA AYRICA TARTIŞILAN “ELEŞTİRİ”NİN İMKÂNLARINI ÖZGÜN BİR BAKIŞLA DEĞERLENDİRMENİN YOLLARINI ARIYOR. HUO RF İSE “BAŞLI BAŞINA BİR İŞ” ADLI YENİ BAŞLADIĞI SERİSİNDE SANAT YAPITINA DÖNEN SANATÇI KİTAPLARINI İNCELİYOR.BU SAYI AYRICA YIL BOYU YOĞUN SERGİ PROGRAMIYLA DİKKAT ÇEKEN KOLİ ART SPACE BİR SÖYLEŞİYLE DERGİYE KONUK OLUYOR. ANKARA’DA 31 AĞUSTOS’A DEK SÜREN “KUŞ GÖRÜLMEZ FAKAT SESİ AĞAÇTADIR” SERGİSİ VESİLESİYLE EDA GECİKMEZ SANAT PRATİĞİNDE ARAŞTIRMANIN YERİNİ ANLATIYOR. PERA MÜZESİ’NDE 7 AĞUSTOS’A KADAR DEVAM EDECEK “VE ŞİMDİ İYİ HABERLER” SERGİSİNİN KÜRATÖRÜ CHRISTOPH DOSWALD DERGİDEKİ SÖYLEŞİSİNDE MEDYA VE SANATIN İLİŞKİSİNİ ÖRNEKLERLE AÇIKLIYOR.TARTIŞMALARIN BOLCA DÜŞÜNDÜRECEĞİNİ VE YENİ YAKLAŞIMLARI DEĞERLENDİRMEYE YARDIMCI OLACAĞINI UMUYORUZ.

Ajandada Ne Var?

Zaman ve Mekânın Ruhunu Yakalama Yarışları - Özgün Eylül İşcen

DEKOLONYAL PRATİKLER ÜZERİNE YENİ BİR SERGİ HATTA MERKEZDE BİR BİENAL ÜRETMEK MÜMKÜN MÜ? 18 EYLÜL’E DEK SÜRECEK BERLİN BİENALİ’Nİ VE GÜNÜMÜZDE SÖMÜRGECİLİK KARŞITI PRATİKLERE GETİRİLEN FARKLI YAKLAŞIMLARI MERCEK ALTINA ALDIK. KÜRATÖR KADER ATTIA’NIN BİENALDE KAÇIRDIĞI YA DA YAKALADIĞI ŞANSLARA DEĞİNDİK.Bu yıl 12.’si düzenlenen Berlin Bienali, şehrin altı farklı noktasında kapılarını ziyaretçilere açtı. Sonundaki ünlem işaretinin vurgu kattığı “Still Present!” (Şimdi ve Burada, Hâlâ) başlığını taşıyan bienalin küratörlüğünü Cezayir asıllı Fransız sanatçı Kader Attia üstlendi. Attia kendi sanat pratiklerinde sömürgeciliği geçmişten kalan bir tortu yerine kendini dönüştürerek devam ettiren tarihsel bir süreç olarak konumlandırarak maddi ve manevi onarım süreçlerine odaklanıyor. Böylece sanatçı-küratörün ruhunu katmayı amaçladığı bienalin ana temalarını bu eksende çizdiği söylenebilir. Peki ortaya koyduğu bienal zaman ve mekânın ruhunu yakalayabiliyor mu?

ABD Sanatının Sonu mu? - İlker Hepkaner
NEW YORK’TA 5 EYLÜL 2022’YE DEK SÜRECEK WHITNEY BİENALİ BU YIL GÜNÜMÜZDE ABD’Lİ OLMANIN ZORLUKLARI VE İMKÂNLARINA ODAKLANAN “QUIET AS IT’S KEPT” (SUS PUS) BAŞLIĞIYLA İZLEYİCİYLE BULUŞUYOR. PEKİ BU BİENAL TÜRKİYE’YE NEREDEN BAĞLANIR, SUSTURULAN GERÇEKLİKLER NE ZAMANA KADAR TUTULABİLİR, BİR GÖÇMEN KENDİNİ BU BİENALDE NASIL HİSSEDER SORULARINA YANIT ARADIK.New York’taki Whitney Müzesi, Manhattan’ın batı yakasındaki Meatpacking Mahallesi’nin en batısında bulunur. Whitney’in batı cephesi ile Hudson Nehri arasında çirkin bir otoyol, incecik bir yürüme, koşu yolu ve yıkıntılar içindeki iskele Pier53 bulunur. Müzenin doğu cephesi ise şehrin en yoğun turistik noktalarından olan High Line Parkı’na dokunarak başka bir gerçekliğe bakar. Turistler için hemen High Line’ın girişine park
etmiş fast food karavanlarından yayılan ağır et kokusu ve New York turistlerinin aklındaki New York manzaralarının reprodüksiyonlarını satan işporta tezgâhların arasından geçerek müzeye ulaşırsınız. Bu karmaşadan sonra Whitney’in 2016’da açılan ve yapıların sistemlerini göstermeyi amaçlayan “high tech” tarzında tasarlanmış binası sizi keskin çizgileriyle karşılar; çelik, beton ve camın soğukluğu, Modernitenin düzen takıntısını hatırlatır. Ancak bir kez müzenin içine girince orada bundan çok daha fazlası olduğunu, 20. yüzyılın en sarsıcı, en gösterişli, en çenebaz güncel sanat işlerinin sizi karşılayacağını bilirsiniz. Pandemi nedeniyle bir yıl gecikmeli olarak düzenlenen 2022 Whitney Bienali müzenin içinde bulunduğu coğrafi ve fiziksel koşulların yarattığı karmaşayı üzerinden atamamış bir seçkiyi ziyaretçilere sunuyor. ABD’nin gitgide kutuplaşan sosyal gerçekliğinin altını çizmek için bir katı labirent diğer katı açık alan olarak tasarlanmış bienalin temel iddiası sanatseverleri “Amerikalı” olmanın psikolojik ve fiziksel sınırlarını sorgulamaya davet etmesi. ABD sanatının az tanınmış üreticilerine platform sağlamayı kendine görev edinen bienalin teması “Quiet as It’s Kept” (Bu söz öbeği, herkesin bilmesine rağmen karşılaşıldığında sırmış gibi hareket edilen, konuşulmayan gerçeklikleri anmak amacıyla kullanılıyor.) Bienaldeki işler tam olarak malumun ilamı: Herkesin sosyal medyada canlı izlediği şiddet dolu anları, çevresel elaketleri, polis baskısını, insani acıları, silinen ve kaybolan kültürleri sanatseverlere gösteren işlerin toplamından geriye bir gözlem kalıyor: ABD’de işler hiç iyi gitmiyor.

Kaygan Zemin - Misal Adnan Yıldız;
Medya ve Sanat - Bihter Sabanoğlu - Christoph Doswald
Uykuya Övgü - Erman Ata Uncu
Bülbülün İzinde - Burcu Çimen, Eda Gecikmez
Mektupları Süsleyen Resimler - Elif Kamışl
Görünürlük Mücadelesi İçin Bir Aktivizm Alanı - Derya Sayın - Koli Art Space

Sanatın İç Sesleri - Süreyyya Evren

SÜREYYYA EVREN YENİ SERİSİNDE ELEŞTİRİ VE SANATIN BİRBİRİNE DOYAMAYAN İLİŞKİSİNE YENİ PENCERELERDEN BAKIYOR.Eleştiri metinleri bir anlamda sanatın iç sesleri. Peki, bu durumda sanatın iç sesi mi yok denmek isteniyor günümüzde sanatta eleştiri yok, eleştiri kalmadı derken? Biraz öyle gerçekten galiba. Sanatın kamusal görünürlüğü olmadığı zamanlarda bu kuraklık daha bir çatırdıyor, daha bir boğuk hissediliyor. Her şey kariyer dengeleri üzerinden gittiğinde hayıflanmak ve eleştirinin boşluğunu görmezden gelinesi –çünkü zararsız– bir eksiklik saymak mümkün. “Eleştiri de kalmadı, hay bin kunduz, neyse işimize bakalım,” demek mümkünse sorun da pek kalmıyor. Eleştirisiz de başarı elde edilebildiğinde ve sürdürülebilirlikte anlam bulunabildiğinde çoğunluk hemfikirse bir ekstra malzemenin –adı çok geçen ama zor bulunan bir sosun– eksikliği gibi tınlayacaktır eleştirinin yokluğu. Ancak sanatın kamusal görünürlüğü arttığında ansızın politik yelpazenin solundan ve sağından eleştiriler geliyor sanata. Soldan gelenler genelde sanatın neliğine değil de finansal yapısına, prestij ekonomisinde sağladığı faydanın nasıl denetlendiğine (veya günün politik doğrucu değerleriyle uyumuna) dair oluyor. Solun sanat eserinin kendi başına gücüne dair giderek artan inançsızlığı eserin anlamını asla kendi başına ve diğer eserlerle ilişkisi içinde inşa edemediği, hep tümüyle ekonomik ve politik bağlamından bulduğu inancıyla birleşiyor. Böyle olunca eleştiri ‘parmak sallama’ olarak, ‘orada durma, onunla oynama, ona bakma bana bak’ şeklinde gelişiyor. Sağ yelpazeden gelen eleştiri ise eseri bir an için eser olarak ciddiye alıyor ve hemen ardından sanatlığını sökmeye davranıyor çünkü her tür modern sanatın modern yaşamın dindar yaşama üstünlüğü tezini savunduğu vehmine kapılıyor ve dindar yaşamın dindar sanat dışında bir sanatla karşılaşınca dağılmasından korkuyor – dolayısıyla sanata epey bir güç atfediyor ve o nedenle ne dediğine ve ne yaptığına da bakıyor, tabii, yanlış şeyi yaptığına karar vermeye yetecek kadar, bir adım ötesi değil. Soldan gelen eleştiri sanat eseriyle karşılaşınca yaşanacak bir dağılmadan korkmuyor, o kadar güçlü görmüyor sanatı, ama sanatı sosyo-politik olarak kullanabilecek ekonomik ve politik aktörleri tehlikeli ve güçlü görüyor ve bu anlamda bir alet olarak sanatın doğru yönetimini tartışıyor.

Tarihsel Biçimler, Çağdaş Yorumlar, Düşünceler - Hülya Bilgi - Turgut Saner
Zahmetsizce Hatırlatan ve Hasar Üzerine - Huo Rf
Fırtınanın En Huzurlu Kalbi - Melike Bayık
Gökten Yeryüzüne, Yerden Gökyüzüne - Fisun Yalçınkaya