YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Bir Yazarın Günlüğü (kutulu, iki cilt)

Bir Yazarın Günlüğü (kutulu, iki cilt)

ISBN: 978-975-08-0925-4

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 04.2005

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 65.00 TL   Etiket Fiyatı : 100.00 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Orijinal Adı : Dnevnik Pisatelya
Sayfa Sayısı : 1210
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 5. Baskı / 03.2020

Yapı Kredi Yayınları, Rus ve dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Dostoyevski’nin günlüklerini ilk kez Türkçe olarak yayımladı. Dostoyevski’nin döneminin toplumsal ve siyasal olaylarını ele aldığı yazılarının içeriğini, kimisi bugün hâlâ güncelliğini koruyan; batılılaşma sorunu, Avrupa özenticiliği, kültür yozlaşması; anadil sorunu; adalet sistemi; kadın sorunu gibi konular oluşturuyor. Bir romancı olarak tanıdığımız Dostoyevski’yi bu kitap sayesinde toplumsal-siyasal bir kişilik olarak tanıma olanağı buluyoruz.

Papaz Kastorski’nin sözünü ettiği zangocun yazısı işte bu. Kastorski’ye yanıt vermeden, önce şu zatın konusunu bitirelim. Neden sinirlendiniz, Bay Zangoç? Hataları belirtiyor, yol gösteriyorsunuz da, asıl hataya düşen siz oluyorsunuz: “Bu, temelden yoksundur, ne ezelden, ne de çok eski zamandan beri kilise şarkıcıları Rus kiliselerinde hiçbir zaman böyle kostümler giymemişlerdir” diyorsunuz. Ne demek bu? Neden “temelden yoksun oluyormuş?” “Ezelden beri, çok eski zamandan beri...” ifadeleri niçin kullanılamazmış? Ne yani, dün falan mı giyiyorlardı bu giysileri? Hiç değilse de-de-le-rimizin de-de-leri zamanı ndan beri giymemişler midir?

Sözlerimizi düzeltmeye kalkışıyorsunuz. Derin bilgili bir tarihçinin çatılmış kaşlarıyla ortaya çıkıyorsunuz da, bir şey söylemiyorsunuz. Derin bilgi sahibi tarihçinin kilise şarkıcıları nın bu giysileri kullanmaya başladıkları yılı, zamanı, belki de gününü tam doğrulukla belirleyeceğini beklerken bir yığın gereksiz laşar ettikten sonra “Polonya’dan geçmiştir” diye zayıf bir tahminle yetiniyorsunuz, o kadar! Laf ebeliği bunlar, laf ebeliği!..

Yalnızca şuna yanıt verin Bay Zangoç: Size göre, bizde pek çok insanın üzerinde, kilise görevlilerinde de etkisini gösteren Polonya tarzı çoktan beri mi vardı, yoksa düşüncenize göre üç günlük falan mıydı sadece? Birazcık anlaşılabilir olsun diye kullanı lan “uzun zamandan beri böyle olagelmiştir” cümlesinde yanlış olan nedir peki?

Bu giysiler (ya da benzerleri) Büyük Petro döneminden beri kullanılmaktadır, öyleyse hemen hemen Patriklik dönemiyle de örtüşmektedir. Ne kadar eski olduğu ortadadır. “Geçenlerde” denebilir mi buna? “Ezelden beri” ya da “çok eski zamandan beri” denemez mi? Yazımda kilise şarkıcılarımızın bu giysileri hangi dönemden beri giydiklerini ve tam tarihini belirtmediysem bir niyetim olmadığından, yalnızca “çok eskiden beri” ifadesini kullanmayı istediğimdendir. Bu “çok önceden” ifadesi her zaman ”yüzyıllardan beri” anlamında kullanılabilir ve yazı mı okuyan herkes bu biçimde anlar. Ne Dimitri Donski, ne de Yaroslav38 zamanından söz ediyorum. Ben yalnızca, “çok önceden” anlamında kullanmak istemiştim, o kadar...

Bilge zangoçtan bu kadar söz etmek yeter. Saldırdı, el kol hareketi yaptı ve sonuçta bir şey çıkmadı. Hiç değilse “Bay Dostoyevski’nin bilgiden yoksun sözlerinden endişe duyarak... vs” cümlesini incelikle kullanmış. Ama pap. Kastorski zangocun koyduğu sınırları bir kalemde aşıp geçiyor. Çok atak, heyecanlı bir kişilik! “Yazar Dostoyevski’nin kilise şarkıcılarına ilişkin koyu bilgisizliği...”, “... aynı Bay Dostoyevski’nin redaktör olarak imzasını koyduğu "Grajdanin" dergisinde, yine tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan, kaba, anlamsız ve bağışlanamaz cehaleti karşısında artık daha fazla susmayacağım...”

fiu Dostoyevski denilen adamın korkunç bir cinayet işlediğ ini sanırsınız: Bağışlanması bile mümkün değil! Sevgi timsali olması gereken bir din adamı bağışlayacak halde değilmiş! Peki nasıl bir “cehalet”miş bu? ‹şin aslı neymiş? Elimizden bir şey gelmez, Kastorski’nin yazısına olduğu gibi yer verece- ğiz, okurlarımıza bir ziyafet sunalım bakalım. “Birazcığı niçin daha iyi olsun? Ne kadar çok olursa o kadar iyidir” – işte benim düşüncem.



Benzer Kitaplar