YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Belirsizin Bilimleri – İnsan Bilimleri İçin Yeni Bir Epistemoloji

Belirsizin Bilimleri – İnsan Bilimleri İçin Yeni Bir Epistemoloji

Yazar:

Kategori: Cogito

Çeviren:

ISBN: 978-975-363-087-5

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 04.1993

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 16.85 TL   Etiket Fiyatı : 24.07 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Orijinal Adı : Les Sciences de I’Imprécis
Sayfa Sayısı : 346
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 5. Baskı / 03.2018

Eserleri çeşitli dillere çevrilen Moles, bu kitabında bilim hakkında kalıplaşmış ön-yargılarımızı sorgulamaktadır. Doğa bilimleri ve sosyal bilimlerden alınmış zengin örneklerden hareketle kesin olmayan, belirsiz, muğlak olguların incelenmesine uygun bir yöntembilim geliştirmektedir. Moles bu çerçevede, bazı önemli sorulara da ışık tutmaktadır: Yöntem açısından, “kesin” denilen bilimleri (doğa bilimleri) insan bilimlerinden (belirsizin bilimleri) ayıran nedir? Belirsiz olgular, bilim konusu olma statüsüne sokulabilir mi ve bu, nasıl temellendirilebilir? Günlük yaşamımızın dokusunu oluşturan belirsiz olgulara, kesinlik adına ve yöntem kaygılarıyla sırt çevrilebilir mi? Kitap bir yandan sosyal bilimler alanında çalışanlar için somut bir çalışma aracı, diğer yandan bilimsel bilginin sınırları ve statüsü konusunda yeni ve kışkırtıcı bir epistemoloji denemesi niteliği taşımaktadır.

1. Bilgi Olarak Belirsiz

Birtakım muğlak olguların, belirsiz şeylerin ve içinde karar almamız, davranmamız veya tepki göstermemiz, pozisyon almamız gereken durumların ortasında yaşıyoruz. Tüm bu şeyler, ne kadar belirsiz olurlarsa olsunlar, bilincimize kavramsal bir nitelikte görünürler; onları adlandırırız; onların üstünde önce zihinsel, sonra da tüm riziko ve tehlikesine rağmen pratik işlemler yaparız. Yaşamak, belirsiz şeylerle yüz yüze gelmek demektir. Dünya, tanımlanmış değişkenler arasında güçlü bir korelasyon biçiminde ifade edilen kesin, aşkın ve karşı çıkılmaz bir hakikati keşfetmek üzere, deneycinin çeşitli olguları keyfine göre soyutladığı, arıttığı ve denetlediği bir laboratuvar değildir. Biz, hava sıcaklığından söz ederken, aslında refahımızı; adaletten söz ederken aslında kendi çıkarlarımızı; iyilikten ve kötülükten söz ederken aslında yatırımlarımızı düşünürüz.

Günlük yaşamımızda bizi yönlendiren ve bilinç akımımıza kendini dayatan varlıklar ve değerler, kültürümüzün kabul ettiği anlamda “bilimsel” nitelikte değildir. Bununla birlikte, bunlarla yaşamak ve hareket etmek zorundayız; sadece çok özel durumlarda, açık seçik bir şekilde tanımlanmış kesin değişkenlerle yüz yüze geliriz. Kafka’nın kahramanı kadastro memuru idi ve mesleğinin özelliği gereği, çeşitli yerleri dolaşarak, alıcı kadar satıcıların da, yani hepimizin üzerinde hemfikir olduğu kesin ölçümler yapmaktaydı. Fakat, ölçümlerinden çıkardığı kesin bilgiler, onun kişisel yaşamının akışında herhangi bir şeye yaramıyordu.

2. Batının Bilimsel Kaderi

Kuşkusuz, bizim dünyamız, gittikçe daha “bilimsel” hale gelme yönünde bir tercih yapmıştır; bu tercihe göre düşüncenin, anlaşılabilir olanın ve evrensel tutarlılığın tek gerçek zaferi bilimdir. Oysa, bilim, fizikçinin beyniyle donatılmış olarak doğmamıştır; bilim tamamlanmış bir sonuç olmaktan önce bir süreçtir; doğru düşünmeye sürekli yeniden başlama yönünde zahmetli bir çabadır. Esasen, tüm insanların zaman bütçesi içinde, “kesin” bilimsel düşünce, çok küçük bir paya sahiptir. Biz yaşamımızda, bizi çevreleyen bu belirsiz şeyleri, daha önceleri olduğundan daha az keyfi bir tarzda kavramaya çalışıyoruz; belki de bizim rasyonel olma dediğimiz şey budur; rasyonel olma, bir durum değil, bir yaklaşımdır. Zihnimizin hizmetinde, bizim düşüncemize, öngörmemize, yapmamıza yardım edecek ne var? Fazla bir şey yok. Tanıdığımız kadarıyla bilim, bize, belirsiz olan, kaypak olan, değişen, aynıyla tekrar etmeyen şeylerden söz etmemektedir. Bir titri olan temsilcileri vasıtasıyla, değişkenler arası güçlü korelasyonları, yaşamın zayıf korelasyonlarına tercih ettiğini ifade etmektedir. Muğlak olgular, belirsiz ilişkiler, her şeyden önce, nicel değişkenler arası korelasyonların zayıf olduğu (.20 -.40 -.60) ve değişkenler arası ilişkilerin kesin olmadığı sistemlerdir. Fakat, zayıf bir korelasyon, yine de korelasyon yokluğundan başka bir şeydir ve bu da bilimin konusudur, üstelik önemli bir konusudur; çünkü gerçek yaşamın dokusudur. Ancak, burada, yine de olgular söz konusudur; yani bilincimize kendilerini değişmez hatlarla sunan, bir başı ve sonu olan, diğer şeylere kıyasla farklarını incelemeden önce benzerliklerini veya özdeşliklerini fark ettiğimiz şeyler söz konusudur. Biçim (forme), kendi değişikliklerinden (variations) önce vardır; onlara aşkındır; bu bize Gestalt Psikolojisi’nin öğrettiği bir bulgudur.

Bilincimizdeki bu biçimler, tıpkı uzunluklar ve fiziksel akımlar gibi bilim konusu olmak zorundadır; onlar da adlandırılabilir; onların da kategorilendirilebilmesi, denetlenebilmesi ve ifade edilebilmesi ve hatta belki de yasalarının bulunabilmesi gerekir. Niçin bunu, bu kadar az yapıyoruz? Örneğin, birlikte olduğumuz kadının aşkı, vergi müfettişinin sert tavrı, reklam mesajlarının cazibesi, şefin bilgeliği, sosyal konuların nazikliği gibi belirsiz değişkenleri ele aldığımızda, niçin deneme ve yanılma yöntemlerine, yaşanan anın veya sezgimizin bizi yönlendirişine, mevcut peşin yargılara dayanıyoruz? Kimseler onları incelemediği için mi? Herhalde. Ama başka nedenler yok mu? Belirsiz olgular “kategorisi”nin ne kendine özgü yöntemleri ne de “bilim”i var. Bu olgular alanının kuralları yok mu? Kesin bilimler bize kolay cevabı veriyor; bu alan, muğlak; dolayısıyla kuralsız ve yasasız, anomik ve sonuçta bilimin hüküm sürdüğü alanın dışındadır.

Aslında, bu, muğlak fikirleri, belirsiz kavramları keyfimize göre yanlış fikirlerle karıştırmak ve “tüm bunları” henüz felsefeden çok da ikna edici olmayan bir şekilde ayrılmış olan ve zaten belirsiz bir terim olan “insan bilimleri” veya “sosyal bilimler” adı altında yerleştirdiğimiz disiplinler ailesine terk etmek, onlara sırtımızı dönmek demektir. Bu anlamda, daha sonra yeniden ele alacağımız bir noktaya değinelim; rasyonel bilginin Batı’daki gelişimi boyunca dayatılan bu tutum, epistemolojik alanda görülen tek tutum değildir. Özellikle doğu dünyası, daima başka ikna ve keşif yöntemleri uygulayagelmiştir. Hatta Batı’da bile, “yüzeydeki düşünce”, Batı’nın doğrusal aklına (geçici olarak?) bağlanmazdan önce, anahtar şekil, anatomik kesit, aydınlatıcı şema, sayısal tabloların yan yana getirilmesi gibi yollarla, açık seçik bilgiye ve öngörüye ulaşmanın başka yollarını önermiştir.

Bu kitapta savunacağımız görüşe göre “Bilim” sözcüğü, insan zihnine sunulan düzenli biçimlerin bilgisi anlamındadır –yani bilim, sadece bu demektir, ama tüm bunlar da demektir– ve dolayısıyla, kesin olmaları neden gösterilerek üzerinde uzlaşılmış bilimlerle sınırlandırılamaz; burada bir sapma vardır; düşünce tarihinin belirli bir döneminde, insan zihninin o zamanki bilimsel araçlarla hâkim olunması güç ve belirsiz çok sayıda olguyu bir yana bırakması, kuşkusuz yararlı olmuştur; ama bu yine de bir sapmadır. Söz konusu dönemde, insanın çabasını doğa bilimleri üstünde odaklaştırması daha basit, daha verimli ve daha rahattı; çünkü bu bilimlerin konusu insana az bağımlıdır ya da en azından, “gözlemciden bağımsız bir gerçeklik kavramının anlamsız olduğunu” (D’Espagnat) ortaya koyan mikro-fiziğin doğuşuna kadar bu böyle görülmüştür.

Bu kitapta savunacağımız tez budur; kesin (?) bilimlerin yanı sıra, kesin olmayanın, belirsizin, muğlak olanın, zayıf korelasyonların bilimleri vardır ve bunlar bizi günlük yaşamımızda yüz yüze gelmek, karşılaşmak zorunda olduğumuz şekliyle gerçeğin bilgisine doğa bilimlerinden daha çok yaklaştırmaktadır; bu alanda bir epistemoloji (hakikate ulaşmak için kurallar), bir metroloji (belirsizin ölçme teknikleri ve bilimleri) ve bir metodoloji (insanın belirsiz şeyler üstünde etkili olmasını sağlayacak yöntemlerin bilgisi) oluşturmak zorundayız.



Benzer Kitaplar