YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Al Gözüm Seyreyle – Güneş Karabuda’nın Yaşar Kemal Fotoğrafları: 1956-2010

Al Gözüm Seyreyle – Güneş Karabuda’nın Yaşar Kemal Fotoğrafları: 1956-2010

Kategori: Sergi Kitapları

ISBN: 978-975-08-1854-7

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 09.2010

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 12.96 TL   Etiket Fiyatı : 18.52 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 112
Boyut : 16.5 x 24 cm

Al Gözüm Seyreyle – Güneş Karabuda’nın Yaşar Kemal Fotoğrafları: 1956-2010
Sermet Çifter Salonu, 16 Eylül – 17 Ekim 2010

Sermet Çifter Salonu, iki ustayı, Yaşar Kemal’i ve Güneş Karabuda’yı bir araya getiriyor. 16 Eylül – 17 Ekim 2010 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek “Al Gözüm Seyreyle” / Güneş Karabuda’nın Yaşar Kemal Fotoğrafları: 1956-2010” başlıklı sergide, Güneş Karabuda’nın 1956 yılından başlayarak çektiği Yaşar Kemal fotoğrafları yer alıyor.

Sergiyle eş zamanlı olarak bir de sergi kitabı yayımlandı. Kitapta, sergide yer alan tüm Yaşar Kemal fotoğrafları ve Güneş Karabuda’nın Yaşar Kemal üzerine kaleme aldığı yazısı yer alıyor.

YAŞAR KEMAL

Yaşar’la olan dostluğumuz 50 küsur yılı geçmiştir. Onunla öyle değişik mekânlarda, öyle değişik insanlarla beraber olmuşuzdur ki tümünü hatırlamakta zorlanıyorum. Ama bunlardan birkaçı yaşamım süresince belleğimde her dem taze kalacak. İşte hemen aklıma geliveren bir anı: İsveç’in Uppsala Üniversitesi bir gününü Yaşar Kemal’e ayırmış, program yüklü… Başlarında rektör, dizi dizi kelli felli profesörler Yaşar’ın etrafında pervane oluyor! Seminer, konferans, öğle yemeği, akşam da kabul resmi birbirini izliyor. Üniversitenin koca amfisi tıklım tıklım dolu, genç öğrenciler yazarımızı kuşatma altına almış, ona sorular yöneltiyorlar. Sahneye çıkan ünlü bir pop yıldızına gösterilenden farksız bir ilgi görüyor yazar. Salondakilere edebiyat üzerine bir konuşma yapan Yaşar’ı uzun uzun, çoşku ile alkışlıyorlar. Bir an dalmışım, farkında olmadan uzaklara, bizim topraklara gidiveriyorum…
Bir süre Savrun çayını izledikten sonra, sağa dönünce karşımıza Hemite Köyü çıkıyor. Yanımda Yaşar Kemal var. Etraf ana baba günü, bağıran çağıran yaşlı genç erkekler, “lü lü” çeken kadınlardan oluşan mahşeri bir kalabalık bizi karşılıyor. Bu şenlik nedensiz değil elbette. Yaşar Kemal doğduğu köyüne dönüyor! Arabadan inince milli coşkumuzun şaşmaz simgesi olan silahlar patlıyor, salınan güvercinler göğün mavisinde beyaz lekelere dönüşüyor. Yaşar her zamanki sakin, güleç haliyle el sıkıyor, el sallıyor, kalabalığın içindeki yüzlerce kişiyi kendi isimleriyle çağırıyor. Çukurova’nın tam ortasındayız şimdi!..
Yaşar Kemal Çukurova’sını her zaman içinde taşıdı, yaşadığı yer İstanbul, Paris, veya Stockholm da olsa Çukurova’nın sarı sıcağını, kar beyazı pamuk tarlalarını, ağasını, ırgatını, Anavarza kalesini, kuşunu kurdunu, böceğini çiçeğini yazmayı sürdürdü. Kendi geçmişini, geldiği yeri hiç unutmadı ve yıllarca kuşaktan kuşağa insan kitlelerini etkileyip büyülemeyi başardı. Batı dünyası, eskilerin deyişiyle “nev-i şahsına münhasır” bu yazara büyük ilgi gösterdi ve kitapları kırk küsur yabancı dile çevrildi. Örneğin, yaşadığım İsveç’te toplumun her sınıfından Yaşar Kemal okuyucusu bulunur. Marketin kasasında oturan kadın, kasanın önünde oluşan kuyruğa aldırmadan bana Yaşar Kemal’den haber olup olmadığını sorar, bankadaki müdire hanım da Çukurova’da hâlâ arzuhalci var mı, yok mu? diye merak eder. İsveç’in “makbul ve maktul” eski başbakanı Olof Palme’nin komodini üzerinde gece kitabı olarak bir Yaşar Kemal bulunduğu herkesin bildiği bir sırdı! Zamanın Fransa Cumhurbaşkanı Françoıs Mitterand, yazarımızın hayranı ve yakın dostu idi ve Elysée Sarayı’nın kapıları ona her zaman açıktı.
Yaşar Kemal ile Türkiye’nin dışında İsveç’te birkaç yıl, Fransa’da da sık sık beraber olduk. İster İsveç Dışişleri Bakanı, ister Kraliyet Akademisi’nin bir üyesi, isterse de Montmartre’ın Le Pic Sokağı’ndaki balıkçı olsun, o, bu birbirinden ayrı dünyaların insanları ile göz açıp kapayıncaya dek dost oluverir. Ve işin ilginç yönü, Yaşar Kemal, karşılıklı gevrek kahkahaların atıldığı bu buluşmaları hiç yabancı dil kullanmadan yönetir! Zira yaşam koşulları, Türkçeyi alabildiğine renkli, özgün ve ustaca kullanan, adına sözlük yazılmış bu yazarımıza yabancı dil öğrenme olanağını vermemişti.
Dostluğundan onur ve zevk duyduğum Yaşar Kemal’i değişik ülke ve mekânlarda tam 50 yıldır fotoğraf ve film kameramla sürekli izleme şansını yakalayabilmiş olmaktan sınırsız mutluluk duyduğumu söylemek isterim.

Güneş Karabuda



Benzer Kitaplar