YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Yol Gösteren – Hayat, Ölüm, Aşk… Sen Hangisini Seçerdin?

Yol Gösteren – Hayat, Ölüm, Aşk… Sen Hangisini Seçerdin?

ISBN: 978-975-08-3182-9

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 04.2015

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 13.24 TL   Etiket Fiyatı : 20.37 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 336
Boyut : 13.5 x 19.5 cm

Babasını görmeye giden lise öğrencisi Dylan, bindiği trenin kaza yapması sonucunda hayatını kaybeder ve kendini ölenlerin gittiği Boş Topraklar’da bulur. Havanın ve manzaranın, ölmüş kişinin o an hissettiklerine bağlı olarak durmadan değiştiği, kötü ruhların kol gezdiği bu tekinsiz yerde, herkese yolculuğunun son durağına kadar eşlik etmekle görevli bir “yol gösteren” vardır. Dylan’ın yol göstereni ise gizemli ve yakışıklı Tristan’dır. Yolculukları boyunca Dylan ve Tristan beraber daha fazla zaman geçirip birbirlerini daha iyi tanıdıkça, zoraki ve geçici bir yol arkadaşlığından ibaret olan ilişkileri başka bir yön almaya başlayacaktır.

“Yol Gösteren”, hiç beklenmedik bir yerde ve zamanda, hiç umulmadık birinin kılığında çıkagelen ve ölüme meydan okuyan bir aşkın öyküsü. Her sayfası nefes nefese okunan, uzun süre akıllardan çıkmayacak bir roman.

Gökten inen ilk iri damlalar, platformun metal çatısında bozuk bir ritim tutturdu; yağmur başlamıştı. Dylan iç çekti, donan burnunu ısıtmak için yüzünü, kalın kışlık ceketine iyice gömdü. Ayaklarının soğuktan uyuştuğunu hissediyordu, kan dolaşımını hızlandırmak için çatlak betonda bir iki tepindi. Üzerinde cips paketleri, paslanmakta olan Irn Bru* kutuları ve parçalanmış şemsiyeler olan parlak siyah raylara baktı ters ters. Tren on beş dakika gecikmişti, o ise heyecandan on dakika erken gelmişti. Vücudu yavaş yavaş ısı kaybederken, raylara bakıp beklemekten başka yapacak bir şey yoktu.

Yağmur hızlanmaya başlamıştı, yanındaki adam ücretsiz dağıtılan gazeteyi okumak için boşuna çabaladı durdu. West End’de işlenen korkunç cinayetlerle ilgili bir habere kilitlenmişti. Çatı pek fazla koruma sağlamıyor, iri damlalar sayfalara düşer düşmez patlayıp genişliyor, mürekkep yayıldıkça geride bulanık bir leke bırakıyordu. Adam homurdanarak gazeteyi katladı, koltukaltına sıkıştırdı. Oyalanacak başka bir şey bulmak için çevresine göz atıyordu ki Dylan bakışlarını ondan kaçırdı. Kibar kibar havadan sudan konuşmak zorunda kalmayı hiç istemiyordu.

Bugün zaten iyi bir gün değildi. Nedense bu sabah saati çalmamış, sonrasında da hiçbir şey yolunda gitmemişti.

“Kalk! Hadi kalk! Geç kalacaksın. Dün gece yine mi bilgisayarın başındaydın sen? Bak, kendine çeki düzen vermezsen, hayatına daha fazla müdahale ederim. Bu da hiç hoşuna gitmez!”

Annesinin çınlayan sesi, tam da rüyasında tanımadığı bir yakışıklıyı görürken araya girdi. Ses, camı kesebilecek kadar tiz olduğundan Dylan’ın bilinçaltı fazla direnemedi tabii. Annesi kiralık dairelerinin uzun koridorunda bir aşağı bir yukarı yürüyüp söylenmeye devam ediyordu ama oralı olmadı. Rüyayı hatırlamaya, daha sonra kuracağı hayaller için bazı detayları aklında tutmaya çalışıyordu. Yavaş adımlar... Elini tutan sıcacık bir el... Havada yaprakların ve toprağın baş döndüren kokusu... Dylan içinin ısındığını hissedip gülümsedi ancak daha yakışıklının yüzünü zihninin bir kenarına yerleştiremeden, sabah serinliği, gözünün önündeki görüntüyü siliverdi. Derin bir nefes aldı, zorla gözlerini açıp kalın yorganın sıcaklığında tatlı tatlı gerindi. Sonra sola, kısık gözlerle çalar saatine baktı.

Yandım!

Gerçekten geç kalıyordu. Odasında oradan oraya koşturup okul üniforması olarak giyebileceği temiz kıyafetler bulmaya çalıştı. Omuz hizasındaki kahverengi saçları fırçalanınca her zamanki gibi tel tel kabardı. Dylan, saçlarının o felaket halini gösterişsiz bir topuzla gizleyecek lastik tokaya uzanırken, aynadaki aksine göz ucuyla bile bakmadı. Diğer kızların saçlarına sanatçı eli değmiş gibi şekil verebilmelerine akıl sır erdiremiyordu. Çaba gösterip fön çektiğinde bile, iki saniye dışarıda durması asi saçlarının doğal haline dönmesine yetiyordu.

Duş almadan çıkmak söz konusu olamazdı. Ama bugün, hangi musluk çevrilirse çevrilsin, hangi düğmeye basılırsa basılsın insanı haşlayacak kadar sıcak akan suyun altına hızlıca girip çıkmakla yetinmesi gerekecekti. Sert bir havluyla kurulandı. Siyah eteğiyle beyaz gömleğini giydi, yeşil kravatını takarak üniformasını tamamladı. Aceleden, kalan son naylon çorabına tırnağını takıp merdiven gibi bir kaçığa neden oldu. Sinirden dişlerini gıcırdatıp çorabı çöpe fırlattı ve çıplak bacaklarla, söylene söylene koridordan geçip mutfağa gitti.



Benzer Kitaplar