YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Yine Doğdu Tanyıldızı

Yine Doğdu Tanyıldızı

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

ISBN: 978-975-08-3060-0

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 10.2014

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 9.63 TL   Etiket Fiyatı : 14.81 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 204
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 2. Baskı / 03.2018

“Yine Doğdu Tanyıldızı”

Gürsel Korat’ın “Yine Doğdu Tanyıldızı” adlı romanı tragedyaları andırır:
Yaklaşan felaketi haber veren ve her düğümünde çoğalan çaresizliği okurun kucağına bırakan bu roman, görsel dille yazılmış çağdaş bir destandır.

1300 yıllarında, Niğde kadısı Şeyh Nizamüddin ile Zembilli İshak’ın yaşadığı aşk, şeyhin oğlu Nureddin’le evlatlığı Fazıla’nın aşkını korkunç bir açmaza düşürür. Herkes bu düğümü çözmek için seferber olsa da olaylar sürprizlerle doludur. İlyada bir koşuklu destan olarak dilden dile beş yüz yıl boyunca anlatılmış, Perikles çağında bunları birileri yazmıştır. Leyla ile Mecnun öyküsü dilden dile dolaşmış, ama birileri öyküyü düzyazı olarak değil de şiir halinde yeniden kurmuştur. Yani, sözlü edebiyatın yakın zamanlara kadar yaşamış olmasından hareketle, modernliğin şafağı doğuncaya kadar öyküyü anlatanlarla yazanların farklı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kurmaca yazarı hem anlatıcıyı hem de yazanı kendi bünyesinde toplayan ilk kişidir. “Yine Doğdu Tan Yıldızı”, bu ayrımın farkına vararak açılış yapar: Anlatan ve Yazan farklıdır. Burada görsel teknikleri kullanmaya yarayan bir sesleniş formuna varır yazar. “Yazının görselleşmesi” dediği şeyin laboratuvarında dolaşırız ve birden anlatıcı ve yazar birleşir. Fakat burada da yazarın gizlenmiş sesini açığa çıkararak ilerler anlatım. Yani yazar hem anlattığının hem de yazdığının farkındadır.

Koca konağın gölgesinde uzun kirpikli, gülümseyerek bakan develer dinleniyor. Bakışlarında iyimser yaşlı kadınların şirinliği var. Bunlardan biri, sanki geviş getirmiyor da yanındakine, “Niğde Kuyumcuları Ocağı şeyhi Nizamüddin Dârâ’nın evi de ne ev canım!” diyor.

Develer öyle demez biliyorum, öyle demişler gibi düşünmeni istiyorum, anlatışıma karışma da yaz sen.

O sıra, ayağım bir taş oyuğuna giriyor, canım acıyor, develerden birinin semerine tutunarak ayağımın altına bakıyorum. Topallaya topallaya yürüyerek meydanı geçiyorum. Şeyhin evi hana böyle girersen tam arkanda kalır biliyorsun; meydanlık ve çeşme de.

Şeyh Nizamüddin Dârâ’nın evi onun sarraflıktan gelen zenginliğine uygun, on odalı, üç katlı taş konaktır. Cümle kapısı taş döşeli sokağa açılır, meydanda ise suyu az olsa da görkemli bir çeşme vardır.

Şeyh, tez canlı ve duyguludur; coşkunluğu göç mevsimindeki kuşların dalga dalga kanat çırpmasına benzer. İyice bak, yakına gel şöyle, onun beyaz sakalında, aceleyle büzdüğü ağzında, kırışık göz kenarlarında, sevilme heyecanlarının izleri durur, görüyor musun? Bunu yaz işte. Şeyh hep sevilmiş, sevginin büyük acılarıyla hiç kırılmamıştır; bunu da yaz ve en azından bu nedenle onun şimdiki halini aklında iyi tut: Olaylar bu adamın bahtını bir ay içinde gözünün yaşına bakmadan değiştirecek. Şeyh, yaşamaktan mutluluk duyduğu şu zamanı, tehlikeden habersiz yaşadığı şu halleri hep özleyecek!

Nizamüddin Dârâ’nın yürüyüşü, sözünün dinleneceğini bilenlerin yürüyüşüdür. Ellisini yeni bulmuş, dinç, güçlü bir adamdır. Uzağı bulanık görse de yakını pırıl pırıl görür ve bunu Allah’ın “kuyumculuk işine devam et” anlamına gelen bir işareti sayar. Dârâ ağzıyla gülenlerdendir, gözünde pek bir değişiklik olmaz. Konuşurken başkalarının gözünün içinde kendi sözlerinin yankısını arar. Kibrin kötü olduğunu söyleyenlerin kibriyle insanları azarladığı da olmuştur; sevgi duymadığı insanlara “Allah sevgisi ”nden söz ettiği de. “Allahım!” derken elini kaldırışından anlaşılır ki Allah en çok onun sesini işitir, gözlerini göğe dikti mi, sanırsın ki o Allah’ı aracısız görmektedir.

“Gör” diyordum değil mi, bak da gör: Şeyh uykuda. Ağzı çarpılıyor, küçük bir inleme işitiyorsun: Kaşları kalkıyor şeyhin, hıçkırığa benzer bir sesle uyanıyor. Bir an nerede olduğunu düşünenlerin bakışı dolaşıyor kaşlarının altında, iç çekiyor ve yüksek sesle dua okuyarak uyandığını bildirenlerin azametiyle “Lââ ilâhe...” diyerek doğruluyor, devamını getirmesine gerek yok: Şeyhin uyandığını herkes anlamıştır nasıl olsa.

Başucundaki su maşrapasının kulağı andırır kıvrımlı sapına iki parmağını geçirirken oturup düşünüyor şeyh; bildiği bir şeyi anımsayan kişinin bakışlarıyla suyunu yudumluyor:
Düşünde hamur kıvamında, elle yoğrulabilen, kıvrılabilen bir altın burgusunu örüyordu. Bu örgü, ansızın çözülmeye ve savrulan saçların esnekliğiyle ilmeklerinden kurtulmaya başladı, evlatlığı Fazıla’nın saçları oldu ve genç kızın omuzlarına döküldü. Şeyh bu dökülüşten sakındı, sıçradı ve düşte olduğunu anladı.



Benzer Kitaplar