YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım

Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım

Yazar:

Kategori: Cogito

ISBN: 978-975-363-546-X

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 06.1998

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 13.85 TL   Etiket Fiyatı : 21.30 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 372
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 8. Baskı / 01.2013

Kaiser geziye çıkmadan önce, “Bütün kuşbeyinli uyruklarını yıkanmış paklanmış olarak” görsün diye nazırları, gözcüleri, teşrifatçıları Almanya’nın dört yanına haber saldığında, Kaiser’in buyruklarına göre düzenlenmiş uydurma bir hayatı yaşamaktansa kendi oyunlarını sürdürmek isteyen çocuklar direnir, yıkanmak istemezlermiş.

Günümüzde hayatın “nesnesi” değil “öznesi” olabilmemiz için “yıkanmak istemeyen çocuklar”a ihtiyacımız var. Ünsal Oskay, içimizdeki o çocuğu açığa çıkarmamızda bize ışık tutuyor.

Sunuş

 
Günümüz insanı Marx’ın bir önceki yüzyılın ortalarında Yahudi Sorunu’nda anlattığı süreci yaşamakta. Kurduğu toplumsal sistem onu insani bütün değerlerinden yoksunlaştırmakta. Bu süreç insan aklının en gelişkin olduğu günümüzde yaşanmakta. Acıları ile, düş kırıklıkları ile. Tüketimin demokratikleştirilmesi, Kitle İletişim Araçlarını kullanan Bilinç Endüstrisi ve hayatın gündelik yaşama biçiminde hepimizin benimsediği yüzeysel, olumlamacı algılama biçimi bu acılarımızın, bu düş kırıklıklarımızın kendi kurduğumuz toplumsal ilişkilerden kaynaklandığını görmemizi engellemekte. Sonuçta, hâlâ yitirmediğimiz düş görme yeteneğimiz ile “daha insanca” bir hayatı özlemlerimizde tasarlamakta; düş görme yeteneğimizi bastırdığımız hayat alanlarında ise önümüzdeki hayattan, insanlardan, insanın dünyasından korku duymaktayız. Bu korkumuz, demokratik toplum hayatından vazgeçmeye her an hazır “sıradan insanlara” dönüştürmekte bizi...

Gündelik hayatın rutin akışı içinde benimsediğimiz bu olumlamacı algılama düzeyini aşabilmek hayata eleştirel bir gözle bakmayı gerektiriyor. Yazma eylemi her şeyden önce bunun ortamını sağlıyor. Yazma eylemi, Melville’in dediği gibi, “Kuzey yarıküresinde yaşanan hayatın gerçek yüzünü anlamak için uzak denizlere açılmayı” sağlıyor. Aynı anda, Borges’in değindiği gibi, “Kralın adamlarından ve kasabasındaki hayattan sıkıldığı için yazan El Tobosso’lu ya da Mantiellinin” gösterdiği bir saklı mutluluğu paylaşmanızı da sağlıyor. Yazma eylemi, yaşanan bir hayattan sonra, geçip giderken, arkada bırakılan bir iki söz. Gündelik varoluş biçimimizin içindeki “sınırlı insan” halimizi aşıp da bıraktığımız bir iki söz...

Bu söz ise, “ve sen benim sesimi işittin!” diyebileceğimiz tek varlıkla; kendi Nineve’sinin yıkımı da mutluluğu da kendi ellerinde olan insan ile buluşmamızı sağlıyor. Söz, insana eriştirilebilmiş söz, Ahab’ın yenilgisini yengiye çeviren yabanıl Kızılderilinin şahini geminin direğine kanadından, bakırdan çiviyle mıhlaması gibi... Bize biçilmiş “kaderin” en ergil yanını bakırdan çiviyle direğe mıhlamak kaderin erişilmez, değiştirilmez görünmesini sağlayan büyüsünü bozan eylemimiz. Bir “İletişimci” ve bir Siyaset Bilimcisi olarak yazılarımda insan ile onun çevresini etkileşim içinde anlatmaya çalıştım. Kendimi; eleştirdiğim, olumsuz gördüğüm, bitmesini istediğim hiç kimseden, hiçbir olgudan soyutlamadım. Ben de onların parçasıyım. Onların oluşumunda benim de yerim var. Bu nedenle, eleştirilerimde Voltaire’ci bir “tepeden bakma” yerine; herkesle birlikte düşünmeye, hayatı herkesle birlikte değerlendirmeye çalışan Rousseau’cu bir yaklaşım olsun istedim. İlk gençliğimin güzel kadını “dansözler kraliçesi” Özcan Tekgül için de, Zeki Müren ve Bülent Ersoy için de, “en kültürlü Kültür Bakanımız” için de, hayatımızın önemli ya da önemsiz her öğesi için de buna özen gösterdim. Yazıların sıralanmasında belirli sayıda gündelik hayattan izlenimlere dayanan denemelerimden sonra uzunca bir metin, bir tür “inceleme” diyebileceğimiz bir metin olsun istedim. Bunun, yazıların bütününü okumayı kolaylaştıracağını; kendi aralarında bir bütünlüğü olan metinlerin okunmasına bir derinlik kazandıracağını düşündüm. Yazdıklarımda “kötümserliğin” ağır bastığını sanmıyorum. Uzun süreceğe benzeyen zor dönemlerde iyimserliğin yolu, yaşanan hayatın “sahih” halini görebilmekten geçiyor. Marx’ın yaptığı güzel bir alıntıyı yineleyeyim: Corruptio optimi pessima. Türkçesi, “aldatıcı, iğva edici iyimserlik gerçek kötümserliktir” oluyor...

 
Ünsal Oskay



Benzer Kitaplar