YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Uzun, İnce Yolcular – 37 Portre

Uzun, İnce Yolcular – 37 Portre

Yazar:

Kategori: Edebiyat

ISBN: 975-08-0861-4

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2004

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 6.62 TL   Etiket Fiyatı : 10.19 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 226
Boyut : 13.5 x 21 cm

Yakın tarihimizde şöhret olmuş, iz bırakmış ancak zamanla unutulmuş 37 insan Uzun, İnce Yolcular adlı kitapta buluştur. Yaşadıkları dönemin sosyal tablosu içinde sunulan bu kişiler, hem birbirlerinden hem de herkesten farklı bir ömür sürdüler. Ancak çoğunun sonu hüsranla sonuçlandı. Alp Zeki Heper’den Tarzan Toma’ya, dansöz Pandora’dan Prenses Fazıla’ya 37 portre sizi bekliyor.

Pandora Bir zamanlar her yılbaşı “TV’ye dansöz çıksın mı, çıkmasın mı?” diye uzun uzun tartışmalar yapılırdı. Şimdi hangi kanalı açsanız karşınıza dansöz çıkıyor. Daha doğrusu dansözler topluluğu. Daha da doğrusu “dansöz kılığına girmiş kadınlar.” Artık onlar da, o “dansöz gibiler” de gündelik “sanal” hayatın bir parçası. Oysa bir zamanlar hakiki dansözler vardı. Acısıyla tatlısıyla hakiki hayatları olan hakiki dansözler. Pandora onlardan biriydi. Öldüğü yerde “ilahi bir tesadüf eseri” olarak, bugün aynı isimde bir kitapçı var. Beyoğlu’nda, Büyükparmakkapı ile Hasnun Galip Sokağının kesiştiği yerde, paçavralar içinde, donarak ölmüş bir kadın cesedi yatıyordu. Vadesi, donarak mı, yoksa ağır bir kaba dayak yüzünden mi dolmuştu? Kurcalayan çıkmadı. Yola doğru savrulmuş kolunun altında bir rakı şişesi vardı. Derin yaralarla perişan suratı duru beyazdı. Kusmuş, altına işemiş, ortalığı kana bulamıştı. 1968 yılıydı. Sokağın esnafı onu hemen tanıdı; “Ulan, bizim Pandora bu!” diyerek günahkâr ruhu için dua okudular, üstünü gazeteyle örttüler, uçmasın diye şurasına burasına taş koydular. O gün İstanbul’da tıpkı bugünkü gibi sulusepken bir kar yağıyordu. Pandora’nın zavallı bedeni öğlene kadar orada öylece yattı. Nihayet Savcı Bey polis jipiyle geldi, iki satır zabıt tuttular. Malûm, su testisi su yolunda kırılır meselinin derinliğiyle sarsılarak defolup gittiler. Artistler Kahvesi’nden bir şapka dolusu parayla çıkan üç-beş serseri, Pandora’nın kuş gibi gövdesini itinayla kaldırarak, hemen karşıdaki Ağa Camii’ne taşıdı. Oradan da Kulaksız’daki Bahriye Mezarlığına götürüp gömdüler. 1960’larda dansözlerin hayatı, bugünkü Mısırlı meslektaşları kadar zordu. Çaptan düşene kadar topuklu iskarpininden şampanya içilen, kocayınca paspas gibi sokağa atılan kadınlardan biriydi Pandora. Tıpkı bizim gibi iki yakası hayatta bir araya gelemeyenlerdendi. Salak, önüne gelene âşık oluyordu. Mektepli yavşaklara, klaksonu havalı şoförlere, torbacılara, tombalacılara, pavyon fedailerine aşırı zaafı vardı. 1962’de kabasından bıçaklandı. 1964’te dişlerini döktüler. 1965’te jiletle güzel façası bozuldu. En nihayet 1967’de, dans edemesin diye bacaklarından vurdular. Kim bilir kaç kere tövbe edip köyüne döndü, kaç kere! Ancak bir ya da iki aya kalmadan tekkeye dönüyordu. Elmadağ’daki lüks kulüplerde çalıştı. Düşkünlük yıllarında ise çadır tiyatrolarında ve Anadolu’nun kerpiçten örme tüm pavyonlarında göbek attı. Herifler, Pandora üstünde oynasın diye ceketlerini sahneye fırlatırlardı. Piste çıktı mı 45 dakikadan evvel inmezdi. Bir yılbaşı gecesi, iddia üzerine, dizlerinin üstünde altı saat dans ederek 15 lira kazanmıştı. Yer dansında beli gelirmiş diye bir rivayet dolaşırdı hakkında. O zamanlar gazino patronları dansözlere çeşitli isimler yakıştırırlardı. Emine Adalet Pee (Irak Elçisinin eşi Fahrünnisa Zaid’in Berlin’de düzenlediği kostümlü ‘şark partisi’nde Adolf Hitler’e göbek attı), Tahiye Salem, Özel Tanca (intihar etti), İnci Birol (Fahrettin Aslan’a ikiz çocuk doğurdu), Necla Ateş, Nermin Kuran (yoksulluk içinde genç yaşında öldü), İnci Altıntop, Anna Bella (35 bıçak darbesiyle öldürüldü), Türkan Şamil, Salome (yüzüne kezzap attılar), Serap Özer (yoksulluk içinde genç yaşında öldü), Semiramis, Semire Semir, Nimet Alpullu (Alpullu sakinleri ayağa kalkınca mecburen soyadını Alp olarak kısaltmıştı), Hülya Babuş (annesi ve bütün kız kardeşleri dansözdü. Ailenin erkekleri tel cambazıydı. Babuş bir süre milli kaleci Varol’un sevgilisi oldu. Babuş milli kaleciye taşra panayırlarında penaltı çektiriyordu), Gönül Seval, Nilüfer Sezer, Tamara (Almanya’ya işçi gitti), Işık Nur, Saliha Tekneci, Afrodit (nadim oldu, türban taktı), Melike Cemali, Tülay Zerengil, Afet Sevilay, Sedef Türkay (‘Bay Alkolik’in –Halit Çapın’ın– Türkiye Güzelik Kraliçesi İnci Asena’dan sonraki tesellisiydi), Nana, Zennube gibi. Ona Pandora adını Alp Zeki Heper’in çektiği Soluk Gecenin Aşk Hikâyeleri filminin setinde tanıştığı üniversiteli sevgilisi takmıştı (sonra bu çocuk eroinden kafayı yedi). Pandora’nın çetin rakipleri vardı. Bu yüzden kısacık ömrü ona buna haset çekerek geçti. Adına şarkı bestelenen Zennube, Nana en çekemediği dansözlerdendi.



Benzer Kitaplar