YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Tsili –  Bir Hayat

Tsili – Bir Hayat

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

ISBN: 978-975-08-1938-4

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2011

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 5.19 TL   Etiket Fiyatı : 7.41 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 112
Boyut : 13.5 X 21 cm

Tsili bir genç kızın hayatta kalma savaşı ve insan denen yaratığın kötücül tarafını gösteren yazınsal bir belge… Appelfeld Tsili romanıyla somut gerçekliği ödünsüz bir tavırla kayıt altına alırken, trajik olanı basit ama parlak bir dilin olağandışı ustalığıyla, hiçbir cambazlığa başvurmadan yazınsallaştırıyor.
Savaşın başlamasıyla ailesi kaçan henüz on üç yaşındaki Tsili tek başına kalır. Yıllarca ormanlarda saklanır, köylüler tarafından hizmetçi olarak kullanılır, istismar edilir, her defasında dayak yer, ta ki her şeyi geride bırakıp tekrar ormanlara sığınana kadar. Uzun süre evsiz barksız dolaştıktan sonra Mark’a rastlar. Toplama kampından kaçan Mark’ın yanında kalır. Ne var ki Mark da bir gün çekip gider.

Tsili Kraus’un hayat hikâyesini belki de hiç anlatmamalı. Zalim, ışıksız bir yazgısı vardı ve her şey gerçekten de böyle olup bitmemiş olsaydı bu yazgıyı uydurabilir miydik diye kuşkuya düşebilirdi insan. Ama bir kez olup bittiğine göre daha fazla saklamanın gereği yok. Öyleyse hemen başlayalım.
Tsili anne babasının tek çocuğu değildi, abla ve ağabeyleri vardı. Ailesi geniş, yoksul ve huzursuzdu, Tsili de çevresinden hiç ilgi görmeden avludaki kırık dökük eşyanın arasında büyüdü.
Babası hastaydı, annesi de kendini tamamen küçücük dükkâna vermişti. Akşamları kardeşlerinden artık hangisi denk gelirse, Tsili’yi avludaki tozun toprağın içinden çekip çıkartır ve eve sokardı. Tsili sessiz bir yaratıktı, hiç dikkat çekmeyen, neredeyse dilsiz… Sabahları kendiliğinden kalkar ve akşamları ağlayıp sızlanmadan yatardı.
Böylece büyüdü. Yazın ve güzün büyük bölümünde dışarıda oynar, kışı yatakta geçirirdi. Ufak tefek ve zayıftı, ayak altında dolaşmaz, kimse onun farkına bile varmazdı. Sadece kimi zaman annesinin aklına gelir, kadın, “Tsili, neredesin?” diye seslenirdi. “Buradayım” diye cevap verirdi Tsili hiç bekletmeden, annesinin içinde aniden yükselen kaygı da hemen dağılıverirdi.
Tsili yedi yaşına geldiğinde ona bir çanta diktiler, iki defter aldılar, en büyük ablası da onu gri taştan yapılmış kiremit damlı köy okuluna götürdü. Beş yıl boyunca oraya gitti. Cemaatinin öteki çocuklarının tersine Tsili mükemmel bir öğrenci değildi. Daha ziyade içekapanık ve tutuktu. Tahtada yazılı kocaman harflere bakarken başı dönüyordu. İlk yarıyılın sonunda artık hiç kuşkuya yer yoktu: Kalın kafalıydı. Annesinin gerçi yeterince derdi vardı ama gene de öfkesini tutamıyordu: “Ders çalışmak zorundasın! Niye çalışmıyorsun?” Annesinin azarlarını duyan hasta babası yatağında iç geçirirdi: “Ne olacak şimdi?”
Tsili var gücüyle çabalıyor ama her şeyi unutuyordu. Hıristiyan köylüler bile akıllarında daha çok şey tutuyorlardı. Tsili her şeyi birbirine karıştırıyordu. “Yahudi ama kafasına hiçbir şey girmiyor” diyorlardı başarısızlığından zevk alırcasına. Tsili öğrendiklerini belli bir düzende tutmak istiyor ama tahtaya kalkar kalkmaz içindeki sözler susuyor, elleri donuyordu.
Saatlerce oturup ders çalışıyordu ama bir faydası yoktu. Dördüncü sınıftayken bile iki kere ikinin kaç ettiğini bilmiyordu, el yazısı kargacık burgacıktı ve hatalarla doluydu. Annesi onu azarlıyor, dövüyordu, hasta babası da ondan geri kalmıyordu: “Neden çalışmıyorsun?”
“Çalışıyorum.”
“Öyleyse neden hiçbir şey bilmiyorsun?”
Tsili başını önüne eğerdi.
“Niye başımıza dert açıyorsun?” diye soruyordu babası dişlerini gıcırdatarak.
İyileşmez bir hastalığa yakalanmış olmasına rağmen kızının bu kem küm hali ona yaralarından daha çok acı veriyordu. Dönüp dolaşıp kızının tembelliğine, ama en çok da inatçılığına getiriyordu sözü: “İsteyen başarır.” Bu öylesine bir söz değil, onun kesin kanaatiydi. Herkes bu konuda hemfikirdi: Dükkândaki anneleri, kitaplarının başındaki ağabey ve ablaları. Onlar çalışıyorlardı, sınavlarına hazırlanıyor, hızlandırılmış kurslara yazılıyor, ders kitaplarını ve defterleri yalayıp yutuyorlardı. Tsili ise yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor, bahçe işlerini görüyordu. Ufak tefek ve çelimsizdi, hizmetçiye benziyordu.
1941 Kışı’nda ortalıkta kötü kötü söylentiler dolaşıyordu. Gene de Kraus’ların evinde herkes karıncalar gibi meşguldü: Gıda depolanıyor, evin kızları önemli tarihleri ezberliyor, en küçük oğlan kâğıtlara geometrik şekiller çiziyordu. Yaklaşan sınavlar hepsini telaşlandırıyordu. Karanlık odadan sık sık babalarının yüreklendirici sesi duyuluyordu. “Çalışın çocuklar, çalışın! Tembellik etmeyin!” diye sesleniyordu dua eder gibi, kızları öfkelendiren melodik bir tınıyla.
Bazen Tsili akıllarından çıkıveriyordu ama okulda, ona tepeden bakan, çoğu Hıristiyan öğrencinin alaylarına hedef oluyordu. Tuhaftır, ne ağlar ne aman dilerdi. Her gün, eziyet dolu o okula gider, çilesini doldururdu.
Haftada bir gün köyden yaşlı bir öğretmen gelir ve ona dua öğretirdi. Gerçi Tsili’nin ailesi dini kurallara artık uymuyordu ama annesi artık kim bilir nedense din dersinin kızına iyi geleceğine inanmıştı. Ayrıca dersler yaşlı adama da küçük bir kazanç sağlıyordu. Adam haftanın hep başka bir gününde, genellikle akşamüzerleri gelir, Tsili’ye hiç sesini yükseltmezdi.
İlk derste ona Kitabı Mukaddes’ten meseller anlatır, ikinci derste birlikte dua kitabını okurlardı. Dersin sonunda Tsili ona bir bardak çay koyardı. “Dersler nasıl gidiyor?” diye sorardı Tsili’nin annesi. “İyi gidiyor,” diye cevap verirdi yaşlı hoca. Ailenin ibadet etmediğini ve Şabat kurallarına uymadığını bildiği için ilahi ışığı söndürmeme görevinin tam da bu geri zekâlı kıza kalmış olması onu hayretler içinde bırakıyordu. Kız yaşlı adamın her istediğini yapıyordu. Adam beyaz bir şal takar, eski yıpranmış ayakkabılar giyerdi. Ama gözlerinde, dar zamanlarında ilimden derman bulamamış bir insanın küskünlüğü okunuyordu. Oğulları Amerika’ya gidince evinde tek başına kalakalmıştı.



Benzer Kitaplar