YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Şimdi Saat Kaç

Şimdi Saat Kaç

Yazar:

Kategori: Deneme, Edebiyat

ISBN: 975-08-0643-3

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2003

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 6.02 TL   Etiket Fiyatı : 9.26 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 222
Boyut : 13.5 x 21 cm

Ferit Edgü’nün 1970’lerden bu yana, yazın ve resim sanatı üzerine yazdıklarından geniş bir seçmeden oluşuyor Şimdi Saat Kaç. Ahmatova, Aragon, Borges, Camus, Dostoyevski, Kafka, Onat Kutlar, Michaux, Sartre ve Turgut Utar’I okurken; Bacon, Aliye Berger, Cezanne, Abidin Dino, Arif Dino, Dubuffet, Eren Eyüboğlu, Modigliani ve Picasso’nun resimlerine bakarken sanatçıyı unutmayan, kimi zaman onun ağzından konuşan, kimi zaman sorgulayan, kimi zaman düşleyen ama her zaman sanat yapıtının ve yaratıcılığın sorunsalını irdeleyen denemeler…

Yazmak

Ah, belâlı bir uğraştır yazmak. Özellikle ne yazıldığı, niçin yazıldığı, kimin için yazıldığı saptanmadığında.
Bir şiir, bir roman yazılırken bu soruların karşılığı kolaydır. Örneğin: Edip yazıyor. Roman yazıyor. Yazmadan edemediği için (ya da söyleyecek bir şeyi olduğu için) yazıyor. Okuyucu için yazıyor.
Ama her kolay yanıt gibi, bu yanıt da aldatıcıdır. Çünkü yapılan bir genellemedir.
“Özelleme” yapacak olursak, bir şiir, roman, öykü yazılırken yukarda sıraladığım sorular, dolayısıyle bu sorulara verilen yanıtlar pek geçerli değildir. Yaratma süreci içinde başkaları pek düşünülmez. Bu yazdığımı kim anlayacak? diye bir soru sorulmaz.
Kimin için yazıyorum? sorusu yaratıcının aklının ucuna geldiğinde, bunun yanıtı da çoğu kez somuttur. Örneğin, ozanın sevgilisidir. Bu sevgili, gerçek (erkek ya da dişi) bir sevgili olabileceği gibi, yurdunun insanları, işçi sınıfı, bir paşa ya da padişah olabilir. Ya da olabilmiştir. Ozan, bir eleştirmeni ya da bir başka ozanı da (ölü ya da diri) düşünebilir. Ama, okuyucu kitlesini kolay kolay gözünün önüne getiremez.
Geniş halk kitleleri (kaç bin kişi?) için yazanlar için de böyledir bu.
Eski dünyanın içinde yaşayıp ışığı alnında ilk duyan kişi, sanatçı, yapıtında, yarının aydınlık toplumunun tohumlarını atarken nasıl bir iletim kurabilir kitlelerle? Sanatçı, yazar, ister istemez az-buçuk aydınlık kafalarla bir iletim kurabilir. Çünkü sanatta iletim şıpın işi kurulmaz. Özellikle, gerçeğe değişik bir açıdan yaklaşma isteği taşıyan yazarlar, çizerler söz konusu olduğunda.
Yapıtının, yayımlandığı anda geniş halk kitleleriyle iletim kurmasını isteyen, kalemini böylesi bir yaklaşımla kullanan bir yazar, içinde yaşadığı toplumsal koşulları hesaba katmıyorsa, belki çok sayıda (?) okura kavuşabilir, ama seçtiği “hedef kitle”ye hiçbir zaman ulaşamaz. Bu tür sanatçıların çok sevdikleri mesaj sözcüğü de, dolayısıyle havada kalır. Çünkü iletim söz konusu olduğunda “hedef kitle”ye varmayan mesaj, işlevini yerine getirmemiş bir mesajdır.
Ahmet Yoldaşa gönderilen mesaj, yolunu şaşırıp para babası Mehmet beyin oğluna vardığında; Mehmet beyin oğlu bu mesajı ne denli algılarsa algılasın, ondan ne denli etkilenirse etkilensin, mesaj aynı mesaj olmaktan çıkmıştır: boş bir sözcüktür artık o.
Belki, olağanüstü tarihsel anların dışında sanatsal mesajların tümü boş bir sözcüktür. Dolu olduklarında ise (ne çelişki!) sanat değildir.
Zira, bir sanat yapıtının, kendisinin dışında bir mesajı yoktur, yaşamın kendisinin de bir mesajı olmadığı gibi.
Kuşkusuz, her sanat yapıtının özünde yaşamı değiştirme özlemi yatar. Bu nedenle de, sanatçı gerçekliği değiştirip, başka kılıklara sokabilir. Yalnız, kendisini çevreleyen gerçekliğe yeni bir gözle baktığı için değil; yeni bir dünya, yeni bir insan yaratmak istediği için. Sanatta yeniliklere, özellikle bu açıdan bakmak gerektir.
Neyin değişimi?
Nasıl yeni bir insan?
Nasıl yeni bir dünya?
Kimler için?
Niçin?

Sanatçının dilde yarattığı bir yenilik, insanoğlunda yarattığı, yaratmayı amaçladığı bir yeniliktir. Ona yeni bir düşünme, yeni bir anlama ve kendini dışa vurma olanakları vermek ister. Önemli sanat yapıtları, şiirler, öyküler, romanlar, okuyucuya, “Ah, içinde yaşadığımız olayları ne güzel dile getirmiş” dedirtenler değil, günlük olaylardan gerçekliklere; gerçekliklerden gerçeklere uzanan ve okuyucunun sezgisini, düşüncesini, dünyaya bakışını değiştiren, onda bu değişme özlemini uyandıran yapıtlardır. Bu tür yazarlar, sıradan bir okuyucu için güç yazarlardır kuşkusuz. Ama bunları, kendi kendilerine (dolayısıyle okuyucuya) güçlük yaratan yazarlarla karıştırmamak gerekir. Bu karışıklığı, etkili eleştirmenlerin olmadığı ortamda zaman çözümler: Birinciler cep kitabı olup geniş okuyucu kitlelerine kavuşurlar (ölümlerinden sonra da olsa), ikinciler hep anlaşılmaz olarak kalırlar. Çünkü bu yazarlar, yazardan çok “edip”tirler. Çünkü onlar yalnızca yazdıklarıyla vardırlar. Yazmak için yazarlar. Yaratıcı bir yazarın ne “edep”le, ne de “edebiyat” denilen “ölü-yazın”la ilgisi vardır.
Kalemlerini yöneten “Nasıl yazmak?” sorusudur.
Gerçek bir yazarın bundan daha önemli bir başka sorusu/sorunu/sorunsalı yoktur.

1978



Benzer Kitaplar