YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Savaş Sonrası – 1945 Sonrası Avrupa Tarihi

Savaş Sonrası – 1945 Sonrası Avrupa Tarihi

Yazar:

Kategori: Tarih

Çeviren:

ISBN: 978-975-08-1585-0

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 04.2009

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 34.31 TL   Etiket Fiyatı : 52.78 TL
Tükendi

Saat 14:30’a kadar verdiğiniz siparişler aynı gün kargoya verilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 1032
Boyut : 16.5 x 24 cm

Avrupa dünyanın en küçük kıtasıdır. Kıta bile değildir doğrusu – Asya’ya bağlı bir kara parçasıdır yalnızca. Avrupa’nın tamamı (Rusya ve Türkiye’yi dışarıda bırakırsak) topu topu beş buçuk milyon kilometrekareden oluşur: Brezilya’nın yüzölçümünün üçte ikisi bile değildir bu, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yarısından biraz fazla. On yedi milyon kilometrekareye yayılan Rusya’dır onu küçülten. Öte yandan içsel farklılıkların ve karşıtlıkların bolluğu bakımından Avrupa’nın eşi benzeri yoktur. Son rakamlara göre kırk altı ülkeyi barındırmaktadır. Bunların çoğu kendi dillerini konuşan ulus ve devletlerdir; azımsanmayacak kadarı devleti olmayan başka uluslarla dillerini de içine alır; hepsinin kendine özgü ve birbirleriyle örtüşen tarihleri, politikaları, kültürleri ve anıları vardır. (…)

Bu kitap İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın öyküsünü anlatır, bu nedenle 1945 yılından başlar: Stunde nul der Almanlar, “sıfır saati”. Ama yirminci yüzyıldaki her şey gibi bu öykü de Avrupa kıtasının yıkıma doğru sürüklendiği 1914 yılında başlayan otuz yıllık savaş döneminin gölgesinde kalmaktadır. (…)

Tolstoy’un tarihe bakışını anlatırken Isaiah Berlin akılcı tümevarımın iki türünü birbirinden ayrı tutarak Yunan şair Arkhilokhus’un ünlü dizesini aktarmıştı: “Tilki pek çok şey bilir ama kirpinin bildiği tek bir büyük şeydir.” Berlin’in sözleriyle bu kitap “kirpi” olmamaya önem veriyor. Bu sayfalarda ortaya koyacağım çağdaş Avrupa tarihi üzerine büyük bir kuramım yok; açıklamalarım diğerlerinin üstüne çıkan bir tema içermiyor; her şeyi kapsayan bir tek öyküm yok anlatacak. Ancak bu, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa tarihinin herhangi bir temadan yoksun olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, birden çok teması var. Tilki gibi Avrupa da pek çok şey biliyor.

ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR

Avrupa dünyanın en küçük kıtasıdır. Kıta bile değildir doğrusu –Asya’ya bağlı bir kara parçasıdır yalnızca. Avrupa’nın tamamı (Rusya ve Türkiye’yi dışarıda bırakırsak) topu topu beş buçuk milyon kilometrekareden oluşur: Brezilya’nın yüzölçümünün üçte ikisi bile değildir bu, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yarısından biraz fazla. On yedi milyon kilometrekareye yayılan Rusya’dır onu küçülten. Öte yandan içsel farklılıkların ve karşıtlıkların bolluğu bakımından Avrupa’nın eşi benzeri yoktur. Son rakamlara göre kırk altı ülkeyi barındırmaktadır. Bunların çoğu kendi dillerini konuşan ulus ve devletlerdir; azımsanmayacak kadarı devleti olmayan başka uluslarla dillerini de içine alır; hepsinin kendine özgü ve birbirleriyle örtüşen tarihleri, politikaları, kültürleri ve anıları vardır; her biri çeşitli araştırmalara konu olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Avrupa’nın altmış yıllık kısa tarihinde –dahası yalnızca bu dönem için bile– tek başına İngilizce yazılmış literatür bitmek tükenmek bilmez.

Öyleyse kimse çağdaş Avrupa’nın tam kapsamlı ya da kesin tarihini yazmaya soyunamaz. Dahası o döneme yakın bir zamanda doğmuş olmam bu iş için yetersizliğimi daha da artırmış durumda: Savaş bittikten hemen sonra doğmuş biri olarak bu kitapta konu edilen olayların çoğunun tanığıyım ve bu tarihin büyük bölümü yaşanırken gelişmeleri öğrendiğimi ya da seyrettiğimi –bazen katıldığımı bile– anımsıyorum. Peki bu, gerçek savaş sonrası Avrupa’nın öyküsünü anlamamı kolaylaştırır mı, yoksa zorlaştırır mı? Bilmiyorum. Ama bazen tarihçinin nesnel bakış açısını korumasını epeyce zorlaştırdığını biliyorum.

Bu kitap öyle ilahi bir tarafsızlık hedeflemiyor. Savaş Sonrası nesnellikten ve doğruluktan, dilerim, uzaklaşmadan, yakın Avrupa tarihinin kişisel bir yorumu. Haksız yere küçük düşürücü imalara yer vermesi bakımından bir anlamda dediğim dedik de denebilir. Kimi yargıları tartışmalı olabilir, kimilerinin yanlış olduğu mutlaka kanıtlanacaktır. Herkes yanılgıya düşebilir. Buradakiler de iyi ya da kötü benim yanlışlarım –bu boyutta ve kapsamda bir çalışmaya yanlışların karışması kaçınılmaz. Öte yandan eğer yanlışlar sınırlı sayıdaysa, bu kitaptaki değerlendirme ve sonuçlardan en azından bazıları kalıcılığını koruyacaksa, bunu, gerekli araştırmaları yapar ve kitabı yazarken bilgilerine başvurduğum nice bilim adamına ve arkadaşlarıma borçlu olacağım.

Böyle bir kitap öncelikle başka kitaplara dayanmaktadır. Esinlenmek ve örnek almak için yararlandığım modern tarih klasikleri şunlar: Eric Hobsbawn’un The Age of Extremes –Aşırılıklar Çağı , George Lichtheim’ın Europe in the Twentieth Century, A. J. P. Taylor’ın English History 1914-1945 ve müteveffa François Furet’nin The Passing of an Illusion. Birçok bakımdan birbirlerinden bütünüyle farklı olan bu kitaplarla yazarların ortak yanı, takipçileri arasında pek az görülen, geniş bir bilgiden doğan güven ile bir tür entelektüel özgüveni paylaşmalarıdır –aynı zamanda her tarihçinin örnek alması gereken berrak bir üsluba sahipler.

Bu bilim adamları arasında yakın Avrupa tarihini yazmış olanlardan en çok yararlandığım kişiler olan Harold James, Mark Mazower ve Andrew Moravcsik’e değinmeden ve teşekkür etmeden geçemem. Onların eserlerinin etkisi izleyen sayfalara damgasını vurmuştur. Modern Avrupa üzerine araştırmalar yapmış başka herkesle birlikte savaş sonrası ekonomisi üzerine kapsamlı ve yerleşik kanılara karşı bir araştırma yapmış olan Alan S. Milward’a ayrıca teşekkür borçluyum.

Kıtanın batı yarısındaki uzmanlar tarafından kaleme alındıkları için genel Avrupa tarihlerinde çoğu zaman çarpıtılan bir konu olan Orta ve Doğu Avrupa tarihiyle tanışıklığım ölçüsünde, bu çalışmayı çok yetenekli bir dizi genç bilim insanına borçluyum; bunların arasında Brad Adams, Catherine Merridale, Marci Shore ve Timoth Snyder’ın yanında arkadaşlarım Jacques Rupnik ve István Deák de var. Timothy Garton Ash’ten yalnızca (yıllardır kendi konusu bildiği) Orta Avrupa’yı değil, aynı zamanda ve özellikle Ostpolitik çağında iki Almanya hakkında da çok şey öğrendim. Jan Gross ile yıllar boyu yaptığım görüşmelerde –ayrıca onun çığır açan yazıları sayesinde– Polonya tarihinin bir bölümünü öğrenmekle kalmadım, Jan’ın görülmedik bir içgörü ve insanca yaklaşımla ele aldığı savaşın sosyal sonuçlarını nasıl anlayacağımı da öğrendim.

Bu kitapta İtalya ile ilgili bölümler Paul Ginsborg’un çalışmasına çok şey borçlu, tıpkı yazılarını ve anlattıklarına dayanan İspanya ile ilgili bölümlerin de yazdıklarını okuyup anlattıklarına kulak verdiğim ender bulunur insan Victor Perez-Díaz’a olduğu gibi. Anlattığım bu iki zorlu öykünün oluşmasını o iki kişiye ve Déportation et Génocide adlı eseriyle savaş sonrası Fransa’nın Yahudi Soykırımına gösterdiği kararsız tepkiyi derinlemesine irdeleyen Annette Wieviorka’ya özel minnet borçluyum. “Yaşam Biçimi Olarak Avrupa” üzerine son sözlerimin çoğunu parlak bir uluslararası hukukçu olan, “dağılmış devletler” hakkındaki çalışmasında, özünde daha iyi olduğu ya da ideal bir modeli temsil ettiği gerekçesiyle değil, ama yaşadığımız şu dünyada başka bir seçenek işe yaramayacağı için AB modeli uluslararası yönetimi şiddetle savunan Anne-Marie Slaughter’ın yazılarından esinlendim.

Avrupa genelinde dostlar, meslektaşlar ve dinleyicilerden kıtanın yakın geçmişi ve bugünü konusunda kitaplardan ve arşivlerden edinebileceğimden çok daha fazla bilgi edindim. Konukseverlikleri ve yardımlarından dolayı Krzysztof Czyíewski, Peter Kellner, Ivan Krastev, Denis Lacorne, Krzysztof, Mircea Mihaes, Berti Musliu, Susan Neiman ve David Travis’e özellikle teşekkür ederim. Ne kadar tatsız bir deneyim olursa olsun Budapeşte’deki Terör Evini ziyaretimi, bunu yapmam için bana ısrar etmekten bıkmayan Istvan Rév’e borçluyum. New York’taki dostlarım ve meslektaşlarım Richard Mitten, Katherine Fleming ve Jerrold Seigel bana cömertçe zaman ayırıp fikir vermekten kaçınmadılar. Dino Buturovic, Yugoslav dil karmaşasıyla ilgili aktardıklarımı seve seve incelemekten çekinmedi.

New York Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesinde birkaç dönem üst üste dekanlık yapmış Philip Furmansky, Jess Benhabib ve Richard Foley’e hem araştırmamı hem de başkalarının da Avrupa’yı araştırıp tartışmasını özendirmek için kurduğum Remarque Enstitüsünü destekledikleri için minnettarım. Yves-André Istel’in büyük desteği ve himayesi olmasaydı, pek çok şey öğrendiğim atölye çalışmalarını ve dersleri barındıran Remarque Enstitüsünü geliştiremez; İdari Yönetici Jair Kessler’in son derece etkili ve yakınmayan işbirliği olmaksızın bir yandan Remarque’ı yönetirken bir yandan bu kitabı yazamazdım.

Nicelerinin yanında yayın ajansının temsilcileri Andrew Wylie ile Sarah Chalfant’a gösterdikleri dostluk ve verdikleri tavsiyeler için derin minnet borçluyum; beklediklerinden çok daha uzun –ve de kapsamlı– bir projeye destek vermekten bir an olsun vazgeçmediler. Editörlerime de –Londra’da Ravi Mirchandani ve Caroline Knight ile New York’ta Scott Moyers ve Jane Fleming– bu kitabın tamamlanmasına yardım etmek için yaptıklarından dolayı borçluyum. İlk kez The New Republic’in arka sayfasında, desteklediği çarpıcı sanat bölümünde deneme yazısı olarak yayımlanmış değerlendirme ve görüşlerinden bazılarına 12’nci ve 14’üncü bölümlerde yer verilen Leon Wieseltier’e konukseverliği için teşekkürler. Şimdiye dek profesyonel anlamda kendimi en çok borçlu hissettiğim kişi, yıllardır beni, taşıdığı onca serüvenci riske ve olası yararlarıyla birlikte beni siyasal ve tarihsel pusulamı her zamankinden daha geniş tutmaya özendiren The New York Review of Books’un eşsiz editörü Robert Silvers olmuştur.

Bu kitap New York Üniversitesindeki öğrencilerin katkılarından da çok yararlanmıştır. Bunlardan bazıları –en çok da Dr. Paulina Bren ile Dr. Daniel Cohen (şimdi Rice Üniversitesinde) ve Dr. Nicole Rudolph– bu sayfalarda görecekleri gibi kendi yaptıkları tarihsel araştırmalarla o dönemi anlamama katkıda bulunmuşlardır. Diğerleri –Jesssica Cooperman ile Avi Patt– araştırma görevlileri olarak değerli çalışmalar yaptılar. Simon Jackson’ın yanı sıra Michelle Pinto hiç sızlanmadan usta bir resim araştırmacısı oldu; en hoş resimlerin çoğunu bulmayı o üstlenmişti, bunlardan en önemlisi de Üçüncü Bölümün sonunu süsleyen örtülü Lenin’dir. Alex Molot böyle bir kitabın kaçınılmaz ve pek yerinde olarak dayandığı basılmış ve yayımlanmamış istatistiksel raporlarla verileri titizlikle derleyip topladı. Onlar olmasaydı bu kitabı yazamazdım.

Ailem savaş sonrası Avrupa’sında uzun yıllar yaşamış bulunuyor –çocuklarımsa gençliklerini burada geçirdiler. Kitaptan dolayı ortalıkta olmamamı, seyahatlerimi ve takıntılarımı hoş görmekle kalmayıp içeriğine de seçkin katkılar yaptılar. Bu kitap Daniel’e adını; Nicholas’a bütün güzel öykülerin mutlu sonla bitmediği bilgisini borçludur. Eşim Jennifer’a da borcu çoktur –en az iki kez özenli ve yapıcı yaklaşımla okunmasını. Ama kitabın yazarı karısına çok daha fazlasını borçlu. Savaş Sonrası ona adanmıştır.



Benzer Kitaplar