YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Şairin Kanı

Şairin Kanı

Yazar:

Kategori: Edebiyat

ISBN: 975-08-0299-3

YKY'de İlk Baskı Tarihi:

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 7.13 TL   Etiket Fiyatı : 10.19 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 280
Boyut : 13.5 x 21 cm

Ahmet Oktay’ın şiir yazılarını bir araya getirdiği Şairin Kanı adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları Edebiyat Dizisi’nden çıktı. Edebiyat dünyasındaki yolculuğunu elli yılı aşkın bir süredir sürdüren Ahmet Oktay’ın, en eskisi 1954 tarihli yirmi dört yazısından oluşan Şairin Kanı, içerdiği derinlikli yaklaşım ve getirdiği özgün çözümlemelerle şiir okuru için ufuk açıcı bir özellik taşıyor. Türk şiirine soluk vermiş on dört ustanın yapıtlarına olabildiğince yaklaşabilme çabası kitabın can alıcı özelliklerinden. Bu bağlamda, Ahmet Oktay’ın, özellikle Edip Cansever, İlhan Berk ve Nâzım Hikmet’in şiirleri için yaptığı değerlendirmeler dikkati çekiyor. Şairin Kanı’nı oluşturan yazıların bazılarının artık bulunması olanaksız dergilerde kalmış olması, genç okura bunları toplu halde izleme fırsatı vermeyecektir. Bu bakımdan, kitabın yayımının, meraklı okurun bu yazıları bir arada düşünebilmesini ve daha tutarlı biçimde eleştirebilmesini sağlayacağını da söyleyebiliriz. Ahmet Oktay, Şairin Kanı’yla Türk şiirinin zengin damarlarından damıttığı özü sunuyor.

Oktay Rifat Üzerine Kenar Notları
1. Perçemli Sokak'ta arayabilir miyiz Oktay Rifat'ın dönüm noktasını ve kitabın o günlerin poetikasına karşı çıkan önsözünü, eleştirel bir yaklaşımın dayanağı yapabilir miyiz? Bu soruya olumlu cevap verilmesi gerektiği bellidir, ne var ki ben, kitabın adıyla o önsöz arasında yer alan "Ahmet'e" başlıklı sunu-şiirde çok daha belirleyici bir ideolojik açıklama da bulmuyor değilim: Bu sunuda, Oktay Rifat daha önceki kimliğinin göstergesi sayılabilecek "halkçı" öğeyle ve toplumsal/siyasal olanla ilgisini kestiğini bildirmiyor mu dersiniz? Bildiriyorsa, şunların eklenmesi gerektiğini söylemek bile fazla: Ahmet'le iletişim ve bildirişimi, Ahmet'in ellerinin "karanfil sapına yatkın" olacağı, elin arınacağı bir geleceğe erteliyor Oktay Rifat, dolayısıyla bu yatkınlığın sağlanması sürecinin zorunlu kıldığı mücadeleyle de bağlantısını koparıyor. Bu kopma, yalnızca izlekler ve eyleyenler düzeyinde gözlenmekle kalmaz, dil düzeyinde de, kullanılan sözcüklerin dönüşümünde de gözlenir: gündelik yaşama, iş-güç dünyasına göndermez sözcük, tam tersine güzellik, iyilik vb. değerlere gönderir. Daha da ötesinde: Perçemli Sokak'tan itibaren, Oktay Rifat'ın gündelik ve güncel olanda şiir için ölümcül bir tehlike bulunduğunu söyleyebiliriz gibime geliyor. Daha doğrusu şöyle denebilir: Gündelik öğeler "aşkınlaştırıcı" bir amaca yöneliktir, kullanıldıkları, yer aldıkları dünyayı imlemezler. Gerçekten de: Önsözünün kuramsal eksikliği ve şiirlerinin yapaylığı bugün çok daha rahatlıkla görülebilen Perçemli Sokak'ın gerçeküstücümsü havasından kısa sürede vazgeçecektir Oktay Rifat; duru, klasik biçimlere yönelecek, görmüş-geçirmişliğine yaraşan bir "şairaneliğe" ulaşacaktır ama, şiiri toplumsal/siyasal olguları dolaysızca içermeyecektir artık. Ender rastlanan güncele ilişkin anıştırmaların ideolojik içeriğinin belirsizliğine, daha uygun bir söyleyişle oynaklığına/kararsızlığına bu arada değinilmeli. Türkiye burjuvazisinin, daha doğrusu sanayi burjuvazisinin devrim olarak gördüğü, o kesimi ve onlarla bütünleşen küçük burjuva aydınları özgürlüğün ele geçirildiği, özgürleşme sürecinin hemen hemen tamamlandığı kanısına vardıran 27 Mayıs darbesinden sonra 1966 yılında yayımladığı Elleri Var Özgürlüğün bile, kitaba adını veren şiir dışında Oktay Rifat'ın Perçemli Sokak'ta başlattığı vedalaşmanın bir devamıdır.

2. Oktay Rifat'ı Bir Cigara İçimi'ne ulaştıran uzun yolculuğun ürünlerinin okurun karşısına çıkardığı şiirsel ve ideolojik sorunların bütün gerekçelerinin, ne Perçemli Sokak'ın önsözünde, ne de ona benzeyen sanatsal yönsemeli yorumlamalarda bulunabileceğini sanıyorum. Böylesine bir girişim, kent bireyinin hiç değilse 1950'den bu yana tarihsel çözümlemesini gerektirir. Hemen ve önemle vurgulayalım: Bu çözümleme, hiç kuşkusuz öteki şairlerin olduğu kadar Oktay Rifat'ın şiirinin de yapısal özelliklerini, kendi içsel değerlerini açıklamaz, açıklayamaz. Ama açıklayabileceği de az değildir: Hangi sorunsalın hangi koşullarda şiire yansıdığı ve söylem kipinin hangi koşullarda değiştiği. Bir şairin hesaplaşmaya giriştiği şiirsel/estetik ideoloji ile mücadelesi yalnızca o düzeyin ilişkilerinden kaynaklanmaz ve dışlaştırdığı eğilimler yalnızca o düzeyi temsil etmez çünkü. Tam tersine: Estetik ideoloji, şairin genel ideolojisinin bir altbölgesini gösterir, şiirsel/estetik düzeyde üretir o ideolojiyi. Ama çözümlemeyi burada gerçekleştirmek, bu sınırlayıcı "kenar notları"nın amacını da, oylumunu da aşar.

3. Bir arka-plan çalışmasında yararlanılabilecek şu gözlemi, ilerde geliştirmek hakkımız saklı kalmak koşuluyla belirtelim: 1950-1970 dönemi şiiri hiçbir zaman siyasal iktidarın destekleyicisi olmamış, gerici bir içerik üretmemiştir. Baskı, açıkça görülebilecek/görülmüş muhalif öğelerin kılık değiştirmesine, anıştırmanın arkasına çekilmesine yol açmıştır ama, bu süreçte bir onaylama görülemez. Söz konusu dönemde sanayileşme/kentleşme olgusu ile toplumun demokratikleştirilmesi olgusu iç içe girdiğinden işçi sınıfının kimi istekleriyle burjuvazinin kimi istekleri birlikte görünmüşler, kendi sınıf söylemine eklemlendiğinde karşıtını dıştalaması gereken, dıştalayacak olan bazı ideolojik öğeler bu yüzden belirgin bir söylemlerarası akışkanlık kazanmıştır. Örneğin düşünce özgürlüğü hem işçi sınıfının özlemi, somut siyasal isteği olmuştur, hem burjuvazinin; bu ortak öğeyi kullanan siyasal görüşleri apayrı şairler, aynı sınıfsal söylemin içindeymiş gibi görünmüşlerdir.

4. Rahatlıkla belirtilebilecek bir nokta: Oktay Rifat gerçeküstücülükle flörtünden edindiği bütün yararlı öğeleri koruyacak, kimi zaman geleneksel biçimlerden de yararlanan bir yalınlaşmaya, şiiri dingin bir nesne kılmaya, daha doğrusu, bağışlanabilir bir sözcükle: bir "yeni-klasikçilik"e yönelmiş görünüyor. Uzun süredir uzam-zaman ve yaşam-ölüm sorunları üzerinde durması, insan bireyinin ve doğanın serüvenini, elbet son kertede bu ulamlar açısından irdelemeye çalışması, şairin bu yönsemesinin doğal sonucu sayılmalı.

5. Şunun söylenebileceğini de sanıyorum, belli bir sakınganlığı gerektiriyorsa da: Sokaktan eve doğru çekiliyor Oktay Rifat'ın şiiri. İmgelerin ve görüntülerin birer oluşturucu durumundaki doğal öğeleri bile evin uzantılarına dönüşüyor sanki. Dağ, ağaç, deniz, hayvan hep evin içinden algılanmıyor mu acaba diyorum? Eve çekilmiş bilinç, enstantaneler halinde dondurduğu doğa görünümlerinden ve doğal nesnelerden, bir odanın loşluğunda ya da bir pencere önünün tekilliğinde varoluşuna ilişkin ruhsal/bedensel doyumunu sağlar. Doğa sorununun Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler'den başlayarak Bir Cigara İçimi'ne kadar uzanan dönemde geçirdiği değişimlerin belirlenmesi de eleştirel bir çalışmanın önkoşullarından biri olmalıdır. "Bir sensüalist gizemciye mi dönüşmektedir, haz yerini acıya mı bırakmaktadır?" gibi boşlanmaması gereken bir soru, cevabını ancak bu belirleme sırasında bulabilir.

6. Bu "kenar notları"nı bir soruyla bağlamanın zamanı: Bir Cigara İçimi'nin satırları arasından bize bakan kim ve söylediği ne? Bir bilgenin notları bunlar, kuşku yok: "Islak yol ve kırık dal-Bir güz adamın içinde-Bakınır bizden öte-Bir göz adamın içinde-Şıra şaraba dönmüş-Bir giz adamın içinde." Gelgelelim bu "Ozan"ın notlarının "bir cigara içimi" süresince alındığı da belli olmuyor değil. Üstelik ikinci bölümü nasıl değerlendirmeli? Oktay Rifat, yirmi beş yıl sonra toplumculuğa değilse bile, toplumsala bir dönüş yapıyora benziyor. Damıtılmış şairanelik burada da işliyor, arka-plana çekilmiş günceli yetkinleştiriyor, dışa dönük bir gönderge düzeni oluşturuyor. Eleştirel bir çalışma, kitabın şu iki sözcükten hangisini daha çok doğruladığını ortaya çıkarmalıdır: Toplumsal mı, pastoral mı?

Yusufçuk, 1980



Benzer Kitaplar