YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Sahici Trenler için Oyuncak Kitap

Sahici Trenler için Oyuncak Kitap

Kategori: Doğan Kardeş

Çeviren:

ISBN: 975-08-0694-8

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2003

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 12.04 TL   Etiket Fiyatı : 18.52 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 278
Boyut : 16.5 x 22 cm

Enis Batur, bir “demiryolu alfabesi” hazırladı. Yazar, kendisinde yer eden “trenli” metinlerin yanı sıra, hafızasına kazınan birbirinden farklı “tren”e dair görsellere de yer verdi bu seçkide. Sahici Trenler İçin Oyuncak Kitap, Türk ve Dünya Edebiyatından seçilmiş örnek metinleri, görsel sanatlardan ilginç ürünlerle besleyen özel bir seçki.

SAHİCİ TRENLER için OYUNCAK KİTAP KURARKEN

Bahis trenlerden, vagonlardan, kuşetlinin özel kokusundan açılacaksa; biri çıkıp garlardan, sonuncu peronu aydınlatan çelimsiz ışıklı lâmbalardan, sabahın ilk saatlarında bekleme salonuna eski bir bavulla gelen bir yolcudan dem vuracaksa pek sözü başkasına bırakmak istemem ben: Taşrada Ölüm Dirim Hazırlıkları'nın, varoluşunun aynasına bakmaya çalışan şairi "annem bir trende doğurmuş beni" dediği an bir metaforun girdabındaysa biraz, biraz da gerçeğin yanıbaşındadır: İstasyon Caddesi'nde doğdum, bütün çocukluğum o gri gar kütlesini bir ucundan yaran, öbür ucundan çıktığında yerkürenin en uzak noktalarına doğru yola düştüğünü o zamanlar düşlemekten geri durmadığım siyah trenlerini dinlemekle, gövdemin ayarını onların nabzına göre düzenlemekle geçti. Nereden geldim şehre, bilmiyorum; ilk kez evimden, rahim yuvadan sürgüne çıkma duygusu ile orada delindim: İstasyonlar kapkara, parlak, dev birer böcek gibi çöreklendi içimde; trenlere güçlü birer sökücü, söküp alıcı olarak bakmaya o yaşlarda başladım: Haydarpaşa'da, son bir kez sallanıp kaskatı kesildiğinde vagon, anladıydım: Geri dönemeyecektim. Hayatımın bir çağı böylece trenlerle, istasyonlarla başladı, onlarda bitti: Önümde açılan yoldan, yolculuktan o kadar korktum ki, korkusuzca karanlık tenine dalmaktan başka bir çare bulamadım. Günler, yıllar beni bambaşka trenlere, uzak garlara çağırdı: Ne zaman bir şehre varsam, içimde kabaran güdüye kapılarak gidip rayların bittiği yere bakarım: Seslere kulak verir, kokuları içime çeker, hareketleri dikkatle izlerim, renkler bırakırım imgelem kuyumda yer etsin. İlk görüntü, ilk duyular, ola ki ilk harfler belleğimin en eski sayfalarında, en kuytu köşesinde, varsa, olmuşsa, herhalde vardır, olmuştur, kişisel tekvin noktamdadır. Gariptir ya da değildir, o noktaya ne vakit dönmeyi denesem soğuk, keskin, loş ışıklı bir kış günü çıkar karşıma: Trenler, istasyonlar bir mevsimde başlar içimde, öbür mevsimlere bu açılıştan geçerler. Görmüş geçirmiş, ağır, şikâyetçi, bungun trenlerdir. Telâş ve donukluk, hüzün ve heyecan, umut ve umarsızlık arası istasyonlardır. Sayısız insan yüzü doldurmuştur raylara döşeli zihnimi: Uçsuz bucaksız bir albümü, önü arkası belirsiz bir surat kataloğunu kaplarlar. Bütün hareketler orada, onlarda kazılır: Arayan, bekleyen, başıboş insanlar; oturan, ayakta duran, yatan yolcular; el sallayanlar, ağlayanlar, biribirilerine sarılanlar ve öteki kutupta kimsesiz, ıssız gövdeler. Bütün zamanlar geçer istasyonlardan, açık ve kapalı mekânlara bölünür, onlarda ayrışırlar: Kuşluk vaktinden akşama, geceden sehere iner akrep. Herkes ikidebir geçen vakti, gelmesini beklediği vakti okur bileğindeki, cephedeki, perondaki saatlarda: Olay, hep, bir rötar tarifesine bağlı istekle hüsranın ortasında cereyan eder. Sözü kimseye bırakmamak, sözgelişi. Herkesin hayatında özel, ayrıksı bir yer tutar trenler: Başkalarının satırlarını okurken kendi satırlarını kurarlar, kuracaklardır. Kişisel tren ve istasyon tarihimi katederken benden önce döşenmiş, dörtbir yana uzanmış raylardan geçtim sık sık: Kömür kokan ülkeler, hemzemin geçitlerde beklemiş insanlar, metrûk garlar gördüm. Bir istasyona yaklaşırken "gasteee" diye bağırarak koşan çocuklar duydum. Bütün istim seslerini dinledim. İşte iki arkadaşımla sabahladığımız vagon-restaurant. İşte Brüksel'den Bruges'e, beni hayatımın en keskin virajına götüren tren. İşte, Viyana'dan Prag'a yataklıyla geçişimi adım adım pencereden izleyen kanlı dolunay. Çankırı'dan Hersek'e kırkdört saatta varan asker treni işte. Saint-Lazare garında sabaha doğru berduşlarla dertleştiğim günler. Bandırma'dan sonsuz kederlerle sarsak bir vagona binişim. İndiğim, beklediğim; ne uğurladığım, ne de uğurlanacağım halde, başıboş, Sirkeci'de uzaklara baktığım peronlar. Pulman uyuklamaları. Geceyarısı istasyonlarımda açma ayran alışım. Sayısız biletin uçuştuğu apayrı bir dünya. Hayalet bir trenin lokomotifinden bakıyorum sonra: Şiirler, roman sahneleri, filimler, fotoğraflar, resimler, yolculuk kitapları dibi görünmeyen bir vagon ordusu çıkarıyor önüme: Düdük seslerini duyuyorum: Penceremdeki görüntü hareket ediyor, yerinde belli belirsiz sallanıp. Onları topluyor, bir kitapta bazılarını peşpeşe diziyor, uzun bir sahici tren kuruyorum.

Enis Batur



Benzer Kitaplar