YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Peri Masalları

Peri Masalları

Yazar:

Kategori: Edebiyat

ISBN: 975-08-0776-6

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 03.2004

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 3.61 TL   Etiket Fiyatı : 5.56 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 168
Boyut : 13.5 x 21 cm

Peri Masalları – kendini, öbürünü, yaşamı ve ölümü, düşkün perilerin anlatacağı gibi anlatan masallar.

Selülit

Her kadını çıplak hayal edebiliyorum. O yüzden midem bulanıyor. Bu yeteneğimi ilk olarak, kalabalık bir lokantada, sarı saçlı, pek ince, bebekyüzlü bir kadını süzerken farkettim. Kaldı ki ben lokantalardan hiç hoşlanmam, toplum içinde yemek yenilmesinden iğrenirim. Ancak kimi zaman, o kez olduğu gibi, bu tiksintimi sorgular, zaafımı bilenlerin ileride beni herhangi bir konuda bununla tehdit edebileceklerinden korkarım; tavrımı bir utangaçlıkla, çekingenlikle eşdeğer biçimde aşılması gereken bir durum olarak görürüm. Sözün gelişi, Hitchcock’a inanıp yükseklik korkusu olan bir kişinin –eğer korkusu bakir kalır ve güçlenirse– yüksekten düşüp öleceğine ilişkin yarı-dinsel bir öngörü beslediğim gibi, zamanı geldiğinde sırf bu korkum yüzünden topluma açık, yemekli bir yerde can vermekten endişelenirim. Üstüne gitmeli, derim yüreklice. Hatta bazen bundan kurtulma konusunda aşırıya kaçıp, duvarları boydan boya aynalarla kaplı büfelerde birşeyler atıştırmaya zorlarım kendimi, aynadaki görüntüme bile hoşgörüyle bakmayı öğrenebilmek için. Ancak bu yönde gösterdiğim her atılımın sonucunda, beni en azından bir yıllığına lokantalardan ve büfelerden uzak tutacak muhteşem gösterilerle karşılaşırım. Aynada kendi yüzümün ya da karşımda başkalarınınkinin aldığı o sevimsiz haller, geviş getirmeler, dişin arasına giren bir parçayı dille çıkarmaya çalışırken iyiden iyiye çirkinleşmeler; benim her zamanki tedirgin varlığımın sıska bileklerimden dirseklerime kadar sinirlerden hiç boşalmayan yaylar germesi ve uçlarındaki çelimsiz, ürkek oklara benzer zangır zangır titreyen ellerle ağzımı tutturmaya çalışmam (elbette ben etrafı sinsi gözlerle kolaçan ederken oluyor bu); karşılık olarak diğerlerinin başta bu iğrençliğe damaklarında dillerini ve pişmiş etlerini şaklatarak ritim tutmaları, ardından sazı, asıl sazı, o elektro-sazı ellerine almaları ve... Anlatamayacağım. Bir kişinin kapalı bir mekânda –duvarları aynalarla süslenmiş olmasa da– yemek yiyişi, nasıl olur da çevresindekileri rahatsız etmez, bunu kafam basmıyor işte – isterse o kişi masa terbiyesi almış bir kibarcık olsun. Patinaj yapmaya bayılan çatalı ve bıçağı tutan elin bir boşluğunu fırsat bilip porselen tabak üstünde öten Cebrail borusu, dünyanın en boyun eğdirici sesi gıcırtı, hadi onu geçtim, ritüelin kaçınılmaz seslerine, şapırtılara ve yutkunmalara ne demeli? Dayanılacak şey mi bu? Topluma açık yerlerde yemek yemek yasaklanmalı. Çünkü örneğin ben, her ne kadar insanları izlemek zorunda olmasam da, o biraz önce sözünü ettiğim hep bir ağızdan ama düzensiz biçimde çıkarılan tehditkar seslerden inanılmaz derecede etkileniyorum, kulaklarım çınlıyor, uğultular oluşuyor ve bu da kısa bir süreden sonra gözümde her türlü görüntüyü değiştiriyor. En şık lokanta bile bir batakhane, bir araba tamirhanesi, bir çöplük biçimine bürünüyor. Ortada yalnızca pisliğe ve yağa bulanmış leşçilerin dolandığı bir öğütme fabrikası. Yağdan nefret ederim. Lokantalarda kendimi, aynasız görmesem bile, başkalarının yerine koyuyor ve yemeğimi yarıda bırakıp aç kalıyorum. Yemek kendisine bir gereksinim olarak bakıldığında tuvalette yenmeli belki de. Ya da ne bileyim, onun gibi kapalı, utanılacak, ama daha temiz bir yerde. Böylece sofra kurma derdi, eve sinen ve uzunca bir süre duvarları terketmeyen yemek kokuları, yemek sonrası rehavetinde manzarayı bulandıran ve onca tembellik yapma isteğine karşı toplanması gereken yemek artıkları, bulaşıklar, televizyonda yemek tarifi veren korkunç kadınlar, bitmek bilmeyen iş yemekleri (yemek pek masum göründüğünden yalanın, aldatmacanın, hatta kendini kandırmanın, sıkıntıyı oyaladığını sanmanın gözde uşağı olmuştur her zaman), gelmeyeni bekleyen esaslı kurulmuş masalar, bunların hepsi büyük ölçüde ortadan kalkar, özel bir tür sifonla her şey hallolur. Ayrıca kilo sorununa da eşsiz bir darbe vurulmuş olur, çünkü içine ayna yerleştirilmezse, insan gereksinimi dışında bir “tuvalete” gitmez – ağzı yüzü kontrol etmek için kapıya bir tane ayna asılabilir, o da üstüne şişkoluğa ilişkin özlü bir hakaret yazılmış sade bir levhayla süslenir. Bir de yeri gelmişken şunu belirteyim: Buna benzer düşüncelerden payını almamış bir kişi, ya zaten şişmandır, ya da şişmanlayacaktır.



Benzer Kitaplar