YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Özgür Rosto

Özgür Rosto

Yazar:

Kategori: Doğan Kardeş, Roman

Yaş:

ISBN: 978-975-08-1301-6

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 10.2007

Resimleyen:

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 11.02 TL   Etiket Fiyatı : 15.74 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 193
Boyut : 13.5 x 19.5 cm
Tekrar Baskı : 2. Baskı / 10.2011

(9-11 yaş)

“Bir varmış bir yokmuş, Rostroporot adında bir kaplumbağa varmış…” Böyle başlıyor Özgür Rosto ile arkadaşı Lal’ın hikâyesi. Ama anlatılan sadece onların değil; pek çoğumuzun, çocukların ve ebeveynlerin hikâyesi. Sıradışı bir kız çocuğunun dilinden, bir çocuğun kendini keşfetmesini, büyümesini, paylaşımlarını, büyüklerin çocuklarını büyütürken yaşadığı çelişkileri, çabaları, dostluğu ve özgürlüğü anlatıyor Yiğit Bener bize. “Onu gördüğünüzde kolayca tanırsınız. Bağasının üzerinde kırmızı bir leke var. Benim işaretimi taşıyor o, babamın dediğine göre isyanın ve özgürlüğün rengini, yani benim adımın rengini: Lal.”

Babamın Rostroporot Masalı

Bir varmış bir yokmuş, Rostroporot adında bir kaplumbağa varmış. Rostroporot her gün işe gider gelirmiş. Çünkü anne babalar gibi kaplumbağaların da her gün işe gitmeleri gerekiyormuş. Ne yapsınlar? Karınlarını doyurmaları için para kazanmaları lazımmış. Artık para olmadan hiçbir şey yapılamıyormuş.
Oysa eskiden ne güzelmiş, para diye bir şey yokmuş. Kaplumbağalar özgürce ormanlarda, tarlalarda gezinip, birbirlerinden lezzetli otlar, tohumlar, meyveler yerlermiş. Ama artık ormanlar yakılmış yıkılmış. Tarla kalmamış. Yerlerine kocaman binalar yapılmış, çirkin evler dikilmiş. Kaplumbağaların gezip dolaşarak karınlarını doyuracakları yer kalmamış. Çaresiz, artık birilerinin yanında çalışmak zorunda kalmışlar. Orman yerine işe gidip gelmeye başlamışlar.
Rostroporot gerçi işe gitmeyi pek sevmezmiş. Sevilecek şey de değilmiş hani: Sabahın köründe kalk, sıcacık yatağını terk et, apar topar hazırlan, acele bir şeyler atıştırıp... fırla! Tıpkı anne babalar gibi... Aslında onlar da sevmez işe gitmeyi... Yine de mecburen gidiyorlar işte... Çocukların okula gittikleri gibi... Çocuklar da hiç sevmez sabah erkenden kalkmayı... Siz de sevmezsiniz, değil mi?
Bu nasıl hayat böyle? Çocukken, gün ağarmadan kalk okula git... Büyüyünce de işe... Üff... Böyle hayat mı geçermiş? Gel gör ki geçiyor! İşe gide gele hayat geçip gidiyor işte... İş mi bu yani?
Neyse, Rostroporot her sabah erkenden kalkar, hazırlanıp işe gider, mesaisi bitince eve dönermiş:
Sabahları ağır aksak, yuvarlana yuvarlana Rostroporot işe gider... Akşam olunca da ağır aksak, yuvarlana yuvarlana Rostroporot eve döner...
Gelgelelim, Rostroporot biraz dalgın bir kaplumbağaymış. Hep bir şeylerini bir yerlerde unuturmuş. O gün de, her zamanki ağır aksak temposuyla, işe gitmek için yola koyulmuş:
Ağır aksak, yuvarlana yuvarlana Rostroporot işe gider...
Epey yürüdükten sonra birden aklına takılmış: Bu işte bir terslik var. Bir şey eksik sanki... ama ne? Derken bir bakmış ki, meğer çantasını evde unutmuş! Haydaaa! Çantası olmadan işe nasıl gidecek? Hadi bakalım! İşin gücün yoksa o upuzun yolu gerisin geriye bir daha tep!
Kolay mı? Aynı şeyin, kentin öbür ucundaki işine giden anne babanızın başına geldiğini düşünün... Rezalet! Eee, ne demişler? Akılsız başın cezasını ayaklar çeker. Neyse ki kaplumbağaların dört ayağı var. Bizim gibi iki değil. Ceza böylece biraz daha küçük parçalara bölünüyor. Ancak öyle ya da böyle, ne yapsın zavallı Rostroporotcuk? Mecburen tekrar eve dönmüş:
Ağır aksak, yuvarlana yuvarlana Rostroporot eve döner...
Uzun süren bir yolculuktan sonra nihayet evine varmış. Gerçi... yol aslında o kadar uzun değilmiş. Ama kaplumbağa bu: Bakmayın siz masallarda tavşanlarla falan yarışabildiğine. Kaplumbağalar o kadar hızlı koşamaz. Ağır aksak, yuvarlana yuvarlana ilerler onlar. Tıpkı trafikte sıkışan arabalar gibi. Rostroporot da onlar gibi ağır aksak ilerlemiş, sonunda evine varmış. Sağa sola bakınmış, çantasını bıraktığı yerde, masasının üstünde bulmuş. Çantasını almış, tekrar ağır aksak, ama sağlam adımlarla yola koyulmuş:
Ağır aksak, yuvarlana yuvarlana Rostroporot işe gider...
Evden bayağı uzaklaştığı bir sırada, Rostroporot’un içine bir kurt düşmüş. Kurt dediysek, o uluyan kurtlardan ya da kıvrılan kurtçuklardan değil tabii. Deyim bu: “Kulağına kar suyu kaçmak” gibi... Kuşkulandığınızda kulağınıza gerçekten kar suyu kaçar mı... hele yazın? Kaçmaz! Eh, o zaman bu örnekte de içine düşen kurt gerçek kurt değilmiş elbette. Hem... koca kurt, Rostroporot’un içine nasıl düşsün? Olacak iş mi bu? Siz de iyice abarttınız yani! Küçük kurtçuk olsa, belki...

Ama o bile düşmemiş. Rostroporot sadece tedirgin olmuş, bir şeylerden kuşkulanmış, o kadar. Çantasını açmış bakmış ki, asıl en önemli dosyası yok... Biraz düşününce hatırlamış: O dosyayı akşam incelemek için kenara koymuştu... Belli ki sonra tekrar çantasına yerleştirmeyi unutmuş! Oldu mu şimdi... Hayda! Hadi bakalım! Bir kez daha gerisin geriye eve!



Benzer Kitaplar