YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Osmanlı’nın İstanbulu

Osmanlı’nın İstanbulu

ISBN: 978-975-08-0391-4

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 08.2002

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 9.63 TL   Etiket Fiyatı : 14.81 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Orijinal Adı : Estambul Otomano
Sayfa Sayısı : 134
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 6. Baskı / 05.2018

Avrupa’nın Osmanlı toplumuna bakış açısının, bir bir batılı tarafından eleştirisi sayılabilecek kitap, tarih boyunca imparatorluklara başkentlik yapmış İstanbul’da şekillenen yaşama biçimi üzerine çarpıcı gözlemler içeriyor. Topkapı Sarayı’ndan mahalle yaşamına açılan kültür penceresinden bu efsane kentin insanları, gelenekleri ve yaşama düzeni… Çağdaş yazının seçkin ismi Juan Goytisolo, Doğu ve Batı arasındaki kültüel çatışmayı, Avrupa merkezli Oryantalist bakış açısını eleştirerek gözler önüne seriyor. Batı dünyasının kurguladığı tarihsel “Türk” imgesi, bu çalışmada siyasi ve kültürel boyutlarıyla İstanbul?un gündelik hayatı içinde ele alınıyor. Yazar, Topkapı Sarayı’ndan gündelik hayatın popüler mekanlarına doğru genişleyen toplumsal kültür yelpazesinde Batı’nın önyargılarıyla hesaplaşarak Osmanlı’nın özgünlüğünü vurguluyor. Batılıların kafasındaki “Türk” imgesini İstanbul’un gündelik yaşamında ele alan yazar; Topkapı Sarayı’ndan gündelik mekanlara kadar uzanan geniş bir yelpazede Osmanlı’nın özgünlüğünü vurguluyor ve Batı’nın önyargılarıyla bir Batılı olarak hesaplaşıyor. İmparatorluğun tek hakimi padişah ve çevresindekiler, yeniçeriler, esnaf ve tüccarlar, harem hayatı, azınlıklar, eşcinseller ve kentin diğer yaşama mekanları, Goytisolo’nun etkileyici gözlemleriyle aktarılıyor Osmanlı?nın İstanbulu’nda.

Kimi asırlık ağaçlar bugün hâlâ varlığını koruyor -örneğin Bâb-ı Âli'ye yakın bir refüjün ortasındaki çınar ya da Sahaflar Çarşısı'nın orada, Beyazıt Camii'nin yanındaki kahvehaneye gölge veren çınar gibi-, ama İstanbul sokaklarında çok uzun süredir taban tepen bir gezgin olarak, yukardaki alıntıyı yüreğim sızlamadan okuyamıyorum: yirmi yılı bulmayan bir sürede, kentte nice bahçe ve koruluğun yok olduğunu gördüm, tıkanık trafiğin keşmekeşine ve otopark ihtiyacına kurban edildiler. Altmışlı yılların Madrid'inde olduğu gibi, Belediye yetkilileri ağaçları kesip kuşa çevirdiler, sonuçta kent çirkinleştiği gibi, kentlilerin yaşamında herhangi bir iyileşme olmadı. Doğrusu şu ki para sınır tanımıyor ve bayındırlık işlerini gerçekleştiren firmalar salt kendi maddi çıkarlarını düşündüklerinden, Türk gelenekleri gibi, halkın büyük çoğunluğunun duygularından da habersizler. Yıkıcı gelişme tutkusuna hâlâ kuvvetle karşı çıkanlar yok değil, ama örneğin Tepebaşı gibi kimi mahallelerin bir İstanbul tutkununa şimdi sergiledikleri görünüm bundan daha umut kırıcı olamaz. Kuşlar, köpekler ve kediler de Türklerin gözünde sevgiye ve özene değerler. İngiltere'de hayvanları koruma dernekleri kurulmadan yüzyıllar önce, gezginler İstanbul halkının hayvanlara davranışını hayranlıkla vurgulamışlardır. Urdemalas Osmanlı hakkında kötü şeyler söyleyen ve barbar diyenlere karşı çıkarak söyle der: "...birçokları durup denizdeki balıklara ekmek atıyor, balık bilmezse Halik bilir diyor. İstanbul'un her yanı başıboş köpeklerle dolu, Hünkâr'ın sarayının çevresindeki alanlarda karınca gibi kaynaşıyorlar; çünkü bir dişi köpek doğurduğunda yavrularını öldürmeyi günah sayıyorlar, öyle olunca da tabii şeytan gibi çoğalıyor itler. Bir o kadar da kedi var, sahipsiz olduklarından, barınacak bir evleri yok, uyuz içindeler. Çoğu kimse sadaka olsun diye kebap ya da ekmek alıp bunlara dağıtıyor. Bir yakınları hasta olunca bir kafese kuş dolduruyor, sonra Allah'ın gönlünü etmek için kapısını açıp hepsini salıveriyorlar." Osmanlı vakanüvisi Evliya Çelebi'nin aktardığı bir söylence var: Bir gün bir minarenin tepesine yuva yapmaya çalışan bir leyleği müezzin hoyratça kovmuş, o gün bugündür leylekler İstanbul'da konaklamıyorlarmış. Ama daha sonraki yazarlar onu yalancı çıkarıyorlar: kent leyleklerle dolu diyorlar, güvercinler de şaşılacak bir hızla çoğalıyorlarmış. Ali Bey de Marakeş'te bundan biraz farklı bir söylence işitmiş: Leylekler kışın Mekke'ye hacca gidildiğinden ötürü, kimsenin kendilerini rahatsız etmesinden korkmadan, canlarının istediği yere yuva kurabilirlermiş. Doğrusu en gözüpekleri günümüzde kahvelerin masalarına bile konuyorlar ve büyük bir kibarlıkla gedikli müşterilerin kendilerine bir şeker ya da bisküvi ikram etmesini bekliyorlar.



Benzer Kitaplar