YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Kritiğin Toprağında – Türk Şiirine Felsefeyle Bakmak

Kritiğin Toprağında – Türk Şiirine Felsefeyle Bakmak

Yazar:

Kategori: Edebiyat

ISBN: 978-975-08-1789-2

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 06.2010

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 14.26 TL   Etiket Fiyatı : 20.37 TL
-+

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 352
Boyut : 13.5 X 21 cm

Yücel Kayıran Türk şiirinin son yüzyıldaki ana çizgilerine felsefeyle bakıyor. İlk bölümde, Nâzım Hikmet’ten Enis Batur’a, kendi şiirini kuranların izi sürülürken ikinci bölümde kimi kavram ve sorunlar irdeleniyor: Aydınlanma, erkek, 60’ların şiirindeki yorgunluk imgeleri ve 12 Mart idamlarının şiirdeki yansımaları tartışılıyor. Son bölümdeyse, Yahya Kemal’den Haydar Ergülen’e, “ontik problem”i şiirleştirenler ele alınıyor.

Eşik-Söz: Günümüz Türk Şiirine Felsefeyle Bakmak

Günümüz Kavramı

Günümüz ifadesini, moda eğilimlerin zemini ya da gelip geçici olanın sahnesi anlamında değil, geçmişten gelen ile hal arasındaki sürtüşme ile bu sürtüşmeden doğan gerilimin yaşandığı zaman süreci anlamında kullanıyorum. Bu bağlamda günümüz kavramı, bir başlangıç durumundan çok, oluş halini dile getiren bir kavramdır. Oluş, bir başlangıçtan bir sona varmak ya da olgunlaşmak demek değildir. Çünkü bir başlangıçtan sona varmak ya da olgunlaşmak, aslında tamamlanmış olmak demektir. Oluş, hep var kalma çabasında olmak, varlıkta olmayı sürdürmek demektir. Sürekli yok olma tehlikesiyle ve daima bir retle yüz yüze gelmek demektir. Bu nedenle, Herakleitos, oluşu, ateşe (:aleve) benzetir. Ateş (alev) metaforu, var kalmak ile yok olmak arasındaki boğuşma halini dile getirir. Şunu söylemek istiyorum: Retle, yok edilme girişimiyle karşılaşmayan “şair”, şairlik kaftanını henüz giymiş değildir. Bu kaftan, sırrı ateşten, sırtı kederden olma bir kaftandır. Sadece kendi yoluna girenler retle karşılaşır; diğerleri henüz “iyi, güzel” diye nitelenen bir bağlam içinde yer alırlar. Bir şairin, gençlik dönemlerinde gözlerinde parıldayan neşe yerini acıya bırakmamışsa, oradaki eminlik duygusu ateşte yanma hali tarafından kuşatılmamışsa, yanılsamadan varlıksal alana geçilmemiş demektir. Şairlerin ilerleyen yaşlarındaki fotoğraflarına baktığımızda, gördüğümüz şey, kederin göz çukurlarına yuva kurmuş olduğudur. Dolayısıyla varolmak, hep yanar halde, hep ateşte olmak demektir. Herakleitos, ateş, varlığın logos yasasıdır, demiştir. Varolmayı hak etmiş olmanın, daima ateşte, alev halinde olmakla olanaklı olduğunu söyler bu yasa bize. Bu metafor ile düşünmeye devam edersek, eleştirinin (yani kritiğin) şair ve şiir için işlevi, ateşin varlığını ve devamını sağlamak için ateşe atılan odunun işlevi ne ise odur. Ateş, odun var olduğu sürece, odunu yaktığı sürece, yani odunu hiçliğe dönüştürdüğü sürece varlığını sürdürür. Odunun hiçliğe dönüştürülmesi demek, odunun, ateşin bünyesine dahil edilmesi demektir. Odun kuru ise, ateş parlar, geçer; yaş ise, ateşi söndürebilir de, söndüğü sanılan ateşe, bir süre sonra, sessiz sakin bir güç de kazandırabilir.
Günümüz Türk şiiri derken de kastettiğim, işte bu ateş halinde olma sürecini ve o süreçte olanlarla ilgili olup bitenler alanıdır. Ancak günümüz denilen şey de ilerler, çerçevenin içeriği değişir, zincirde yeni halkalar oluşur. Günümüz denilen şey, bu bağlamda yeni halkaların oluşma sürecidir.
Kritik Kavramı

Felsefi Şiir’de başka şairlerin şiirlerine ilişkin çeşitli argümanlar yer alıyordu. Ancak oradaki yazıların temelinde, yeni bir poetikanın paradigmasını oluşturma kaygısı var idi. Yani orada, kendi şiir anlayışımın etrafında dolaşıyor idim. Bu kitapta ise, başka şairlerin şiiri etrafında dolaşıyorum. Hareket noktam, konu edindiğim şairin şiiri. Burada yapmaya çalıştığım, konu nesnesi edindiğim şiirin, neliğini, temel niteliklerini, ilkliklerini, buluş ve keşiflerini tanımlamak. Dolayısıyla burada, söz konusu şairin şiirine, o şiirin kendi ontik (varlıksal) yapısı içinde bakmak söz konusu.
Bir şiire, o şiirin ontik yapısı içinde bakmak ne demektir?
Bir şiire, yani bir şairin kurduğu şiire, o şiirin ontik yapısı açısından bakmak demek, ona özü gereği ait olan ana nitelikleri incelemek, irdelemek, bu ana niteliklerin ne olduğunu belirlemek demektir. Başka bir deyişle, bir şairin bütün şiirlerindeki birliği, devam eden, süreklilik gösteren niteliklere ilişkin şiir ve dizeleri ortaya çıkarmak, değişen şey içindeki değişmeden ilerleyenin ne olduğunu tanımlamak demektir. Belirtmem gerekir ki bu betimleme, esinini ve hareket noktasını, Aristoteles’in, Metafizik’te (Prote Philosophia), felsefenin konusunun, “varlık olma bakımından varlığı ve ona özü gereği ait olan ana nitelikleri incelemek” olduğu yönündeki tanımından almaktadır. Bir şairin kurduğu şiire, bu şiirin oluşturduğu şiirler toplamına bir varlık bütünlüğü olarak bakmak ve bu varlık bütünlüğünde birlik oluşturan veya birliği sağlayan ana niteliklerin ne olduğunu irdelemek ve böylece şairin ontik problemini de belirlemek, bu yaklaşımın temel amaçlarından biridir. Bu yaklaşım tarzının temel özellikleri, “Eleştirinin Ontolojisi” adlı kitabımda ayrıntılı olarak irdeleneceği için burada ayrıntıya girmek istemiyorum. Bununla birlikte, bu yaklaşımın, bu kitapta yer alan yazılarda oluştuğunu, ortaya çıktığını, uygulandığını da belirtmeliyim. “Şairin Ontik Problemi” bölümündeki yazılar, bu yaklaşımın ve bu yaklaşıma ilişkin temel kavramların ortaya çıkması bakımından başlangıç dönemini oluştururlar.
Dolayısıyla şiire felsefeyle bakmak derken kastettim, yaygın şekilde anlaşıldığı gibi, güncel ve moda konumunda olan filozofların görüşlerinden veya çeşitli -izmlerden hareketle şiiri açıklamak, ona yorumlar getirmek değil. Her şeyden önce böyle bir bakış tarzı, irdeleme konusu edilen şiire felsefeyle bakmaktan çok, çeşitli görüşlerden, öğretilerden hareketle şiiri irdelemek demektir ve böyle bir bakışın sonucunda açıklanan şey, aslında söz konusu olan şiir değil, onunla baktığımız görüşün, öğretinin doğrulanmasıdır.

Bir şiire felsefeyle bakmak, eleştiri konusu edinilen şiirin, belli bir felsefi görüşü içerdiğini ileri sürmek de değildir. Kaldı ki, Türk şairleri, soldan sağa bütün cephelerinde felsefeden çok ideoloji ve dünya görüşüne gönül vermişlerdir. Felsefeyi değil, ideolojiyi gıda edinmişlerdir. Dolayısıyla, felsefeyle bakmak, eleştiri nesnesi edinilen şiiri o şiir yapan sınırları belirlemek demektir. Söz konusu yapıtın sınırlarına ait olanı ona vermek, ama sınırlarda mevcut olmayan fakat şu veya bu nedenle ona atfedileni, yakıştırılanı, yapıştırılanı da ondan söküp ayırmak. Bu sökme işlemi için, her yöntemin elenkhos’a ihtiyacı vardır.



Benzer Kitaplar