YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Köpek ve Şairi

Köpek ve Şairi

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Roman

ISBN: 975-08-1146-1

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2006

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 5.41 TL   Etiket Fiyatı : 8.33 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 176
Boyut : 13.5 x 21 cm

Adi “sair” konmus bir köpek; kendine “köpek” diyen bir adam; ve “gelincik yapraginin dibindeki küçükkaranokta”da can bulmus bir peri!.. Yalnizligin adasi, adanin aski… ya da “yalnizlik adasi hayat”in yeni târifi; Dün Gördüm Gece Bir Rüya’nin kaldigi yerden. Bedirhan Toprak, ses getirecek yeni kitabiyla okurla buluşuyor…

Şairin Rüyası

Kendini sabah rüzgârının keyfine bırakmış münasebetsiz bir çimen yaprağı burnundan içeri hamle edince çıldırtan bir kaşıntıyla irkildi Şair ama doğruluşunu tamamlamasına fırsat kalmadan anladı, yeniden eski yerine, ayaklarının arasına bıraktı başını; tehlike yoktu: sadece sabah, rüzgâr ve otların, tabii ki onu hiç mi hiç umursamayan, ötekilerle el ele kendi oyunu, her zamanki. Tam da en güzel yerinde değildi rüyasının neyse ki!
Gözlerini yumdu. Kalmak istiyordu. Yorgunum işte! dedi kendine ama bu sefer de sabah serinliğiyle ürperen gövdesi çıktı yoluna: sırtından doğru bacaklarına yayılan o düşman oklar, direnmenin boşunalığını çakıp duruyordu kafasına.
İç geçirdi. Alıştırma yapıyormuşçasına sol gözünü açtı önce, burnunun ucundan başlayıp uçurumun kıyısına kadar uzayan ağır bir göz gezdirişle sabaha baktı: Otlara yağmış çiy buharlaşmamıştı daha; gecesefaları, topu topu yarım saatlerinin kalmış olduğunun bilinciyle belki, hâlâ dipdiri; uçurumun dibinden yükselecek sisten henüz eser yok. Erkendi, evet erkendi daha ve alışamıyordu, alışamamıştı hâlâ. Aklından, Yaşlandık mı ne? halinde geçen o karalar karası bulut, henüz pek genç olması yüzünden ilerki yıllarda vereceği korkunun çok daha koyusunu taşıdı içine; tatsızlaştı, kaşındı, gece ne vakit uyuduğunu çıkarmaya çalıştı.
Bulabildiği tek ölçü üst kattaki ışığın yandığı, hâlâ uyumamış olmasıydı ama bunun pek de tutunacak bir dal olmadığını bildiğinden vazgeçti hemen; geç bi saatti işte, belki her zamankinden biraz daha geç. Sağ gözünü açtı ve bakış açısına giren evle karşılaştı kaçınılmaz: Hiçbi hareket yok! Şaşırmadı. Hemen sonra, bahçeye çıkarılmış masayı gördü ve bundan, geceyi nasıl derin bi uykuda geçirmiş olduğu sonucuna vardı: Kendi uyuduktan sonra bahçeye çıkmış, fincan ve küllüğe bakılırsa hatırı sayılır bir zaman da oyalanmış ama ruhu bile duymamıştı demek. Nedenini çözemediği bir sıkıntı düğümlendi boğazına; yutkundu ve tam o ânda kapının açık durduğunu farkedip, Gene mi? dedi evden yana uzun uzun bakıp ama hemen sonra, kahvaltısının gecikmeyeceğini düşünüp hoş doygunluklara saldı gövdesini.
Kalamadı ama. Aklını bir uçtan kuşatan merak, elinde olmadan kaygılara taşıdı içini: İlk değildi, hayır... değil ama alışamamıştı bir türlü: Ne vakit açık  bırakılmış görse kapıyı ya da bir biçimde farketse gene uyumamış olduğunu, gövdesini yalayan o sinirli titreme yattığı yeri de kaplıyor, sonra da çekip alamıyordu kendini artık o pis, sinsi sıkıntıdan.
Dünü düşünmeye çalıştı ama beceremedi; o kadar uyanmamıştı daha. İki gözünü de kapadı. Uyumak niyetinde olmadığından rahatsız edici etkileri umursamayabilirdi artık; bu yüzden, uçurumun karşı tepesini de aşıp gözkapaklarından ısırmaya başlayan güneşe bile aldırmadı uzun boylu: can sıkıcıydı işte, her zamanki!
Bu defa değişikti, diyordu hemen yanıbaşına çömelmiş, ve söylediği şey çok olağanüstü, inanılmaz bir şeymiş gibi de yineleyip duruyordu ha bire; Değişik... başka, çok başka. Bambaşka! Ve öyle sanıyorum ki artık hiç değişmeyecek. Yani... yani bu geceden sonra diyorum, bu geceden sonra değişikti deme şansım olmayacak hiç. Böyle olacak hep, artık hep böyle... ve ben buna alışacağım. Anlıyorsun?

Uykusuz olduğu... uyumadığı anlaşılıyordu gözlerinden ama ne bir kızarıklık ne de şişme belirtisi vardı en ufak; hatta, gözaklarına yer etmiş o kirli sarı renk bile azıcık açılmış sanki. Üstünde, şimdiye kadar hiç görmediği, yakasız, boğazdan bele düğmeli, balon kolları manşetli, bol bi beyaz gömlek vardı; ayağında, siyah, kadife cinsi yumuşak kumaştan bi pantolon ve gene siyah, yüksekçe ökçeli, tokalı, bir tür iskarpin. Bağdaş kurmuştu başucunda ve anlatırken kulağına doğru farkında olmadığı belli bükülüşlerle eğilip doğruluyor, öylece sallantılı bir oturuşun türlü çağrışımlarına çeliyordu aklını.



Benzer Kitaplar