YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Kızıl Kraliçe – Cinsellik ve İnsan Doğasının Evrimi

Kızıl Kraliçe – Cinsellik ve İnsan Doğasının Evrimi

Yazar:

Kategori: Cogito

Çeviren:

ISBN: 978-975-08-1842-4

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 09.2010

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 20.74 TL   Etiket Fiyatı : 29.63 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 452
Boyut : 13.5 x 21 cm

Hayvanlar ve bitkiler asalakların neden olduğu enfeksiyonu savuşturmak için cinsel evrim geçirdiler. Nereden nereye geldik. Artık erkekler sarışın, genç ve ince belli kadınları tavlayıp ilişki kurmak için lüks arabalara, güce ve paraya gereksinim duyuyorlar… Cinsellik ve evrimin nasılları ve nedenleri hakkındaki bilimsel tartışmalara dair çok parlak bir çalışma.
Independent

 
Ridley antropoloji ve zoolojinin oluşturduğu arkaplanda çok zengin örneklerle Evrim Teorisi’ne ve özellikle cinsel evrime Darwin’den sonra yapılan katkıları değerlendiriyor. İnsanın cinsel davranışıyla başka türlerin davranışları arasındaki paralelliklere de vurgu yaparak kışkırtıcı olmayı başarıyor.

Cerrah bir vücudu kestiğinde neyle karşılaşacağını bilir. Örneğin, eğer hastanın midesini arıyorsa her hastada midenin farklı bir yerde olmasını beklemez. Herkesin midesi vardır, insan midelerinin tümü kabaca aynı şekle sahiptir ve vücutta aynı yerde durur. Şüphesiz farklılıklar vardır. Bazı insanların mideleri sağlıksız, bazılarınınki küçük ve bazılarınınki de bir ölçüde şekilsizdir. Fakat farklılıklar benzerliklere kıyasla çok azdır. Bir veteriner ya da bir kasap, cerraha çok daha farklı türde midelere dair eğitim verebilir: Farklı bölmelerden oluşan büyük inek mideleri, küçücük fare mideleri, bir ölçüde insan midesine benzeyen domuz mideleri. Tipik insan midesi diye bir şeyin mevcut olduğunu ve bunun insan olmayan canlıların midelerinden farklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Aynı biçimde, tipik bir insan doğasının mevcut olduğu da bu kitabın varsayımıdır. Amacı da söz konusu doğayı araştırmaktır. Tıpkı mide ameliyatı yapan cerrah gibi bir psikiyatr da, hastası koltuğa uzandığında her türden temel varsayımı yapabilir. Hastasının, aşkın, haset etmenin, güvenmenin, düşünmenin, konuşmanın, korkmanın, tebessüm etmenin, pazarlık yapmanın, imrenmenin, rüya görmenin, hatırlamanın, şarkı söylemenin, tartışmanın, yalan söylemenin anlamlarını bildiğini varsayar. Kişi yeni keşfedilmiş bir kıtadan dahi gelse, zihni ve doğasına dair her türden varsayım yine de geçerlidir. 1930’larda Yeni Gine’deki, dünyadan kopuk yaşayan hatta dış dünyanın varlığından bile habersiz kabilelerle ilk kez temas kurulduğunda, yerlilerin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, herhangi bir Batılı gibi güldükleri ve kaş çattıkları görüldü, oysa Batılılarla ortak ataları en son yüz bin yıl önce yaşamıştı. Bir babunun “gülmesi” tehdit emaresidir; bir insanın gülmesi ise keyif belirtisidir: Bu insan doğasıdır ve ezelden beri böyledir.
Bu, kültür şokunun reddi demek değildir. Koyun gözü çorbası, evet anlamında kafa sallama, batılı mahremiyeti, sünnet törenleri, yemek sonrası şekerleme, dinler, diller, bir lokantada Rus garsonlar ile Amerikalı garsonların farklı sıklıkta tebessüm etmeleri – insanoğlunun binlerce evrensel ortak noktası olduğu kadar farkı da vardır. Hatta, kültürel antropoloji denilen ve kültürel farklılıklarının araştırılmasına adanmış başlı başına bir bilim dalı mevcuttur. Fakat insan ırkının temelinde, benzerliklerden oluşan altyapı olduğunu –insan olmanın kendine mahsus ortak özellikleri olduğunu– pekâlâ varsayabiliriz.
Bu kitap söz konusu insan doğasının nitelikleri üzerine bir araştırmadır ve nasıl evrim geçirdiğimizi kavramadan insan doğasını anlamanın mümkün olmadığı kabulüne dayalıdır; insan cinselliğinin nasıl evrim geçirdiğini kavramadan da doğasının nasıl evrim geçirdiğini anlamak mümkün değildir. Zira evrimimizin asıl teması cinselliktir.

Neden cinsellik? Elbette insan doğasının, üzerinde bu kadar çok durulmuş, külfetli ve üremeye dayalı bu meşgalenin dışında da özellikleri vardır. Doğru, ama insanoğlu üremek üzere tasarlanmıştır; geriye kalan her şey amaç değil araçtır. İnsanlar varlığını sürdürme, yemek yeme, düşünme, konuşma ve benzeri eğilimleri kalıtım yoluyla edinirler. Fakat hepsinden öte, kalıtsal miraslarında üreme eğilimi vardır. Önceki nesillerde üremiş olanlar karakteristik özelliklerini yeni nesillerine aktarmışlardır; kısır olanlar ise aktarmamıştır. Dolayısıyla, bir insanın başarılı bir şekilde üreme şansını artıran herhangi bir şey geri kalan her şey pahasına bir sonraki nesle aktarılır. Nihai üreme başarısına katkıda bulunmasından ötürü, doğamızdaki her şeyin, bu şekilde itinayla “seçildiğini” kesinlikle ileri sürebiliriz.



Benzer Kitaplar