YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Karanfilli Hikâye – Toplu Öyküler 1

Karanfilli Hikâye – Toplu Öyküler 1

Yazar:

Kategori: Edebiyat, Öykü

ISBN: 978-975-08-1672-7

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 09.2009

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 18.66 TL   Etiket Fiyatı : 28.70 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 608
Boyut : 13.5 x 21 cm

Tarık Dursun K. kalemiyle soluklanır, onun ucundan bakar dünyaya. Alın teriyle, aşkla coşar öyküleri. Edebiyat vadimizin köpüklü ırmağıdır, nereden bakılsa.

Edebiyatın yazılı-sözlü kaynaklarını sinemanın büyüsüyle bir potada eriten, öykünün şiirle kardeşliğini örnekleyen Tarık Dursun K.’nın toplu öykülerinin bu ilk cildinde Hasangiller (1955), Vezir Düşü (1957), Güzel Avrat Otu (1960), Sevmek Diye Bir Şey (1965), Yabanın Adamları (1966), 36 Kısım Tekmili Birden (1970), Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep (1973), Bahriyeli Çocuk (1976) bir araya geliyor

(“Niçin saklamalı: Irmak boyunca tek bir su çiçeği bile yoktu. Ama karanfillemek, güllemek; hele hele karanfillemek, yine de ırmağın elindeydi. Yapmadı bunu. Hiç yapmadı.”) Aralarında yalnızca iki limonata bardağı duruyordu. Dışa vurmuş buğusu ağır ağır eksilmiş, uçmuş gitmişti. Erkeğin elleri masanın damarlı köşeli koyu kara mermeri üzerindeydi, kalakalmıştı. Kadının gözleri yorgundu. Yeşil, o eski dipdiri, o capcanlı yeşillik yoktu içlerinde. Yerini tembel, eğri, kıyıya denizin getirip hızla savurduğu kötü yosunların rengi almıştı: (“Ne fena! Artık o yeşiller yok gözlerinde. Açılmış. Burulmuş. Kıpır kıpırdı eskiden. Şimdi sahipsiz bir sokak köpeğinin gözleri gibi. Usanç da veriyor.”) Kadın işaretparmağını kendi limonata bardağının ağzında dolaştırıyordu. Beyaz ojeli tıknaz kadın parmağı, bardağın ağzını çevrelemiyordu; başlıyor, dönüyor, yolun yarısında yine geriye dönerek başlama noktasına geliyordu. İsteksizdi, sıkıntısı giderek büyüyordu. Erkeğin hiç bakmadığını (ama hep kendisine baktığını) biliyordu. Kızgındı ya, açığa vuracak güçten yoksundu bunu.
Elini indirdi, masanın mermeri üzerine bıraktı. Hiç gürültüsüz; yumuşacık ve incitmesiz bıraktı. Bırakır bırakmaz da parmağındaki  kahverengi yanık taşlı yüzük, ağırlığını yana kaydırıp düştü; küçük bir çıt sesi geldi mermerden. Kadın, yüzüğü hiçbir şey olmamışçasına çevirdi, yine eski yerine getirdi. Elini (öbür elini) masaya bıraktı yeniden. Konuşmadan oturuyorlardı. Pastanenin havası incelmiş olarak başları üzerindeki iri kollu, masallar canavarı bir vantilatörle bir savaşa tutuşmuştu. Yukardan aşağıya ölgün dökülüyordu. Erkek içini çekti. Ansızın içi çekti; cıgara paketinden bir cıgara alıp ağzına koydu. Kadın onun aranmasına meydan vermeden kibrit kutusunu önüne sürdü. Çok yeni, üstü allı morlu resimlerle süslenmiş bir kutuydu. Erkek, paketini kadına uzattı. Kadının elleri masadan cıgara paketine doğru kalktılar. Havadaki ellerin biri cıgarayı aldı; öbürü, boşlukta asılı durdu. Erkek, önce onun cıgarasını yaktı, sonra kendisininkini. Masadan öne doğru eğilmişti; çekilmedi, hep öyle kaldı. Kadına bakıyordu: İnadına, kadının ağzına bakıyordu. (“...Kıyılarında –altdudaktan çeneye doğru, üstdudaktan burnun altına doğru– ne kadar da çok çizgi var. Ne zaman oldu bunlar? Önceden vardı da ben mi görmüyordum? Bu kadar çok çizgi! Sonra, daha da derinleşecekler. Yarılmış gibi, bıçakla oyulmuş, açılmış gibi... Dudakları açılıyorlar. Eti geren deri gevşiyor, koyveriyor kendini. Öpüldükleri zaman katıdan yumuşaklığa dönüşleri artık yok olacak. Ne zaman öpülseler, hep yumuşaktırlar. Katılıklarından ayrılmış, sıvıya varan yumuşaklıktadırlar. Artık yaşlanıyor. Bu benim doymadığım, doyarım umudunu sürdürerek öptüğüm ağız mı? Hayır, yaşlanıyor... Her kadın gibi önce yavaş yavaş, sonra insanı delirten bir hızlılıkta yaşlanıyor...”) Bakıyor mu diye gözlerini bu kez kadına doğru (kadının gözlerine doğru) kaldırdı. Bakıyordu. Acımasız, anlamsız, yavan gözlerdi.

 

(“Sevmek Diye Bir Şey” adlı öyküden)



Benzer Kitaplar