YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
İmgeleri Kim Dinler?

İmgeleri Kim Dinler?

Yazar:

Kategori: Sanat

ISBN: 975-08-0753-7

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 01.2004

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 9.72 TL   Etiket Fiyatı : 13.89 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 276
Boyut : 13.5 x 21 cm

İmgeleri Kim Dinler?, Enis Batur’un Claudel’in “Göz Dinler” sözünün öncesine yerleştirdiği bir soru cümlesi. Bir edebiyat adamının, çağının sanatçılarına, gününün ve geçmişinin yapıtlarına, konumunu terk etmeksizin yönelttiği bir bakışın ürünlerini toplayan bu kitap, 1977’de Ayna ile başlayan bir soruşturmanın yeni halkası.

Fatih Albümü Mehmed Siyah Kalem İçin Bir Cin Fısıltısı

Mehmed Siyah Kalem’den günümüze kalan ‘parça’lar, belli ki, bir vakitler, parçası oldukları ‘bütün’ün, bütünlüğün farklı, şimdilik (belki de hepten) yitirdiğimiz bir anlamsal akının, akışın, eklemlenme ya da ekleniş mantığının, kuralları elimizden sıvışan, kayan, tutmaya kalkıştığımız an uzaklaşan bir sürekliliğin, sürgitin, sıralanışın ögeleriymiş. Rulolara yapılmış, öngörülmüş (tasarlanmış), işlevsel bir yanyana getirilişe göre düzenlenmiş bu resimler, görüntüler, görüntü dörtgenleri, çağımızın çizgi-romanlarından kalıbına alışık olduğumuz bir zincir oluşturuyorlarmış. İmdi, bu anlatı özellikleri, ne Doğu’da (başta Binbir Gece Masalları’nın içiçe geçen halkalı öykülerinde olduğu gibi), ne Batı’da (ünlü Bayeux halısında, vitraylarda, Rönesans kapılarında) yadırganan özelliklerdir — dibi, kökü, kökeni belirgin bir yol yordamdır bu. Sonra, ne olmuşsa olmuş: Bir el, bir akıllı ya da bir aklıevvel öyle karar verdiği için, ruloları kesmiş yapıştırmış. Fatih Albümü, bu biçimiyle, temel bir bozuşturmanın ürünü. Ola ki, iyi niyetli bir yaklaşıma dayanıyordu o karar ve kararı izleyen uygulama: Korumakta güçlük çektikleri, kimbilir bir bölüğünü koruyamadıkları ruloları yokolmaktan kurtarmak amacıyla kesip biçtikleri, parçalara ayırdıktan sonra kurtulabilenleri, kalıcı çözüm yolu olarak bir albümün sayfalarına yapıştırmış oldukları bilmem aşırı iyi niyetli bir açıklama mıdır? Sonucu, küçük dörtgenlere ayırıp bir defterin sayfalarına yapıştıracağımız “Guernica”dan –sözgelimi– hareketle sınayabiliriz. Gelgelelim, bir kolaj ustasının, iyi-kötü benzeri bir yöntemle oluşturduğu yapıtında de-kolaj çalışması yapmakla bir tutulamaz Siyah Kalem’in ruloları üzerinde gerçekleştirilmiş işlemler. Geriye, kaybolmuş parçaları da gözönünde tutarak, bütünü zihin kutumuzda yeniden tasarlamak, düşlemek, imgelemek kalıyor. Orada, herkesin elini kolunu anlaşılan birikimi, optiği, tutsağı olduğu estetik parametreler bağlıyor. Sanat Tarihi de, Estetik de, belli bir uygarlığın ölçülerinin, bakış açısının ötesine geçmekte zorlanmıştır. Bağlamından kopmuş, kendisiyle ilgili ışık düşürücü kaynaklardan yoksun kaldığımız, öncesini sonrasını, komşularını hısımlarını kestiremediğimiz Yapıt, bizi yaralamadığı an bocalatır. Onu ölçüp biçemez, tartamaz, yerleştirebileceğimiz yeri, kısacası yerini bulamaz, onu toptan safdışı bırakmasak bile, kenarlara doğru iteriz. Mehmed Siyah Kalem, yarım yüzyıla yakın bir süredir, Ettinghausen ve Mazhar İpşiroğlu’nun girişimleri ile devreye girmiş, Sanat Tarihi dünyasında kısa devre yaratmış bir usta. Kuralı, geleneği, zincirin doğal bir halkasını değil ilineği, sapmayı temsil ediyor hâlâ. El yordamıyla Asya göçebeliğine, Budist ya da Animist ritüellerine, Bozkır yaşantısına, Şaman cinlerine ve ecinnilerine, İpek Yolu kervanlarının gündelik yaşantısını süsleyen gösteri sanatlarına, Japon estamplarına ve Çin-Moğol taş işçiliğinin üslûp alanına yönelebiliriz şüphesiz; Bosch’un dünyasıyla, Dürer’in tekniğiyle, dolaylı dolaysız herhangi bir bağ kurmaksızın, kıyaslamalar yapmaya da girişebiliriz: Bütün bunlar, anlama ve konumlama susuzluğumuzun olsa olsa anlaşılır çabaları sayılabilir. Sanat Tarihi, Sanat Dünyası, adını nasıl koyarsak koyalım: Tanımı gereği sınıflandırmak, yerleştirmek, yerliyerine oturtarak değerlendirmek durumunda olan bir ortam için, yerlemlerinin belirsizliği nedeniyle tekinsizleşen bir toplam Fatih Albümü. Kimdir Üstâd Siyah Kalem? Nerede nasıl yetişmiş, yaşamış, yaptıklarını tam neden yapmış, yapma gereksinmesi duymuştur? Hangi resmetme geleneğinin hangi aşamasını simgelemektedir? Bu sorular, işte, yaralamıştır: Elde avuçta, karşılıklardan çok karşılık arayışları, yanıtlardan çok yanıt taslakları vardır henüz. Leonardo da Vinci’nin at ‘alıştırma’larını gözümün önüne getiriyorum. Dürer’in fok, yengeç, gergedan üzerine yaptığı ‘deneme’leri onlara ekliyorum. Belgelerden, mektuplardan, komşulardan yoksun olsaydık iki ressamı da konumlamakta güçlük çekecektik, bunu düşünüyorum. Bosch’la ilgili pek çok belirsizlik, Jurgis Baltrusaitis’in çalışmaları sayesinde giderilmemiş midir? Çağın bağlamı enikonu netleştirilmeseydi, Bosch’u bir hüdainabit olarak görmeyecek miydik? Öte yandan, Leonardo’nun at ‘alıştırma’larıyla Ousmane Sow’un at heykelleri arasında dolaştıracak olsak, Siyah Kalem’deki modernlik boyutunun herbirimizi fazlasıyla ürperteceği de gerçek. Sahi, nereye nasıl yerleştireceğiz Siyah Kalem’i? Borges’e yaraşır biçimde, Zaman’ı hiçe saymış bir ustanın öyküsünü kurmalıyız belki de. Hem Zaman’a, hem Coğrafya’ya kafa tutmuş bir ressam, kimbilir bir ressam topluluğu. Bir ucundan ötekine, hareketsizliğin ve sessizliğin egemen olduğu minyatürün iki boyutlu dünyasının dışına taşmış bir tasarım anlayışı. Benim aklıma, Uzak Doğu’dan Uzak Batı’ya büyük ve derin bir yolculuğu tamamlamış, Kuzey’e çıkan Güney’e inen bir merdivenin basamaklarında dolaşmış, hünerini sonra rulolara düşmüş çizgidışı biri geliyor. Yüzünü, kurduğu onca yüzün arasında, ortalamasında arıyorum. Hareketsizlikten ve sessizlikten sözettim ya, Siyah Kalem’den kalan resimlerde, bir filmin provalarına ilişkin önçalışmaları okuyorum: Hareketler Kurosawa’nın atlarını, ezgi Monteverdi’nin büyülü madrigallerini, kıpırdayan dudaklardan taşan sözler Attar’ın delifişek mısralarını çağırıyor zihnimdeki perdeye.



Benzer Kitaplar