YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Duhuldeki Deney – Sinema Yazıları

Duhuldeki Deney – Sinema Yazıları

Yazar:

Kategori: Sanat

ISBN: 978-975-363-467-6

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 10.1995

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 5.41 TL   Etiket Fiyatı : 8.33 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 68
Boyut : 16.5 x 24 cm
Tekrar Baskı : 2. Baskı / 07.2014

“Bir düşe uyanıyorum ve ağırdan alıyorum şiddetimi.
Giderken öğreniyorum gidilmesi pek gereken o yeri.”

Demişti, ‘gidilmesi gereken o yere’ gitmeden önce, Mustafa Irgat. Oraya gitmeden önce, şiirlerinin yanı sıra iki dergi ve bir gazetede sinema yazıları da yazmıştı. Umut, Paris’te Son Tango, Kaçaklar, Le Samouraï gibi filmleri, Pasolini sinemasını ve çağdaş sinemanın örneklerini bir şairin kamerasıyla başka türlü okumayı deneyen, kameranın ahlak anlayışını da sorgularken sinemanın sahici niteliğine eğilen Duhuldeki Deney radikal eleştirinin örneklerini sunuyor.

Yak Yavrum Yak!..

KAÇAKLAR / THE CHASE
Yönetmen: Arthur Penn. Senaryo: Lillian Helman. Görüntü yönetmeni: Joseph Lashelle. Müzik: John Barry.
Oynayanlar: Marlon Brando, Jane Fonda, Angie Dickinson,

YAZIYA GİRİŞ: Dört sav.
1) Kaçaklar bağımsız sinemacı Arthur Penn’in Hollwood’da yaptığı ilk filmdir.
2) 1966 yılında Wyler, Stevens, Huston, Kazan, Dmytryk, Minelli, Mankiewicz, Dassin, Brooks, Nicholas Ray, Aldrich, Hawks adlı Amerikalı yönetmenler Kaçaklar kadar “ahlaklı” bir film yapamamışlardır. Bundan sonra da yapacaklarını sanmıyorum.
3) Arthur Penn, Lillian Hellman’ın artık değerini yitirmiş gibi gözüken senaryosundan, Hollywood’u aşan bir film yapmıştır.
4) Wyler’ın, Kazan’ın, Dassin’in, Zinneman’ın bazı başyapıtları olmasaydı, bu film olmazdı.
FİLME GİRİŞ: Bu filmi şöyle göstermek istiyorum.
Tanıtma yazıları: Başlangıçtaki tanıtma yazılarının amacı, eylemi (kovalama, kaçma) bir çeşit soyutlama ile vermektir. Az renkle ve foto-montaj tekniği ile Arthur Penn, seyircinin görüşünü sınırlar. Çünkü gerçekte izlenilmesi gereken, cuma gecesi başlayan hüzünlü takip değil, cumartesi sabahı başlayacak olan hüzündür. Zaten tanıtma yazılarının bir yerinde, soyutlama yerini doğaya, yani renge ve sese bırakır: Ses, görüntüye geçer.
Doğa: Bonnie ve Clyde’ın tam tersine filminde Arthur Penn, doğayı insanın üstüne kurar. Doğa, sömürücülerin pisliklerine karşı yıkılmayacak olan güzelliktir ve Bubber gibi, Anna gibi, Calder ve karısı gibi “güzel” insanlara yaraşır ancak. Penn, Bubber’ı gündoğumundan günbatımına kadar çirkin insanlardan kaçırır; koruluklardan, su birikintilerinden geçirir, yanlış yöne giden bir trene bindirir, trenin soğuk karanlığından tekrar sıcak ışığa çıkarır, hayvanlarla konuşturur, ırmaklarda yüzdürür. Sonra onu o kirli kasabada bir inanç uğruna öldürür... Yüceltir ölümünü... Dolaysız ve mantık dışı bir evren yaratır...(Bubber’ın yerdeki ölüsünü gösteren resim, filmin belki de tek bölünmeyecek görüntüsüdür.) Anna ile Jake’i ilk aşkın ahşap köşkünde Bubber’ı aratmakla onlara yepyeni bir doğayı en eski şekliyle armağan eder. Birkaç saat sonra Jake ölür, Anna ise tanıtma yazılarını bekler. Val Rodgers’in partisinden araba ile dönen Calder ve karısının önünden çıplak bir at geçirir... Şerif’in film boyunca ilk defa gülümsediğini görürüz.
Arthur Penn için insana karşı doğru olan doğaya karşı da doğrudur.
Din: filmde sofu bir kadın kişiliği vardır; oradan oraya, devinen, herkesin sağlığı için dua eden, kimsenin aldırmadığı, insanlara iyilikten çok kötülüğü dokunan bir ihtiyar. İlk bakışta göze çarpmayan bu kişiliği, Penn, Bonnie ve Clyde’da püritenliği eleştirmek için Blanche Barrow’u nasıl kullandı ise, burada da dinin sanayileşmiş Amerikan toplumundaki gereksizliğini ve tutarsızlığını anlatmak için kullanır.
Zenci: Filmin başında, kuyumcunun öldürülmesinden hemen sonra, Bubber’ın önünden külüstür bir araba ile, ihtiyar bir zenci kadını ile torunu geçerler. Penn’in istediği Bonnie ve Clyde filminin sonunda Bonnie ve Clyde’ın öldürülmesini gören iki zenci gibi, bunların da olaya karışmaması, yalnızca tanık olmalarıdır; zenciler trajik olana katlanmalıdır. Onların beyaz adamlardan öğrenecekleri hiçbir şey yoktur kötülükten başka. Bir gün Güney Amerika’yı kurtaracak olan zencilerdir. Penn, daha sonra tanıttığı iki zenci kişiliğini ayrı ayrı kutuplara oturtur. Irkçılardan kaçan Lester zavallıdır; ırkçılara sokakta kafa tutan isimsiz zenci ise kahramandır.
TRAGEDYA: Film, tanıtma yazılarından sonra, bir tragedyanın özelliklerini taşır.
Yer birimi: Texas eyaletinde bir küçük şehir: Harrison. Bir şerif ve iki yardımcısı. Kocaman bir kapitalist: Val Rodgers. Plastik beyni ile sıkılan bir burjuva kadını.
Zaman birimi: Bir cumartesi akşamı; bankanın kapanışı, Val Rodgers’in doğum günü partisine hazırlanış. Mevsim: yaz.
Olay birimi: Kalabalığın bütün dikkati bir firar olayına çevrilmiştir: İki yıla mahkûm Bubber Reeves hapishaneden kaçmıştır. Kasabaya dönecek midir? Ne zaman dönecektir? Niye dönecektir? Hepsi beklerler; karısı Anna, Anna’nın âşığı Jake Rodgers, kaçağı yakalamakla görevli şerif Calder, kendisini aldatan eski arkadaşı Edwin, annesi, babası, hepsi kişisel tedirginlikleri içinde beklerler. (Zaman geçmek bilmez.) Bu arada içkiler içilir, sıkılınır, durmadan konuşulur... zaman geçmek bilmez. Zencileri koruduğundan, Calder’a büyük bir tutku ile karşı çıkan ırkçılar beklerler.
Hepsi eylemlerini sonuna kadar sürdürmeye “gelmeme” halini kendine göre büyütmeye hazır. Tragedyanın içindeyiz.



Benzer Kitaplar