YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Büyü’sün, Yaz! – Toplu Şiirler 1969-2005

Büyü’sün, Yaz! – Toplu Şiirler 1969-2005

Yazar:

Kategori: Şiir

ISBN: 978-975-08-1061-9

YKY'de İlk Baskı Tarihi: 02.2006

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%35İNDİRİM 25.28 TL   Etiket Fiyatı : 38.89 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 551
Boyut : 13.5 x 21 cm
Tekrar Baskı : 7. Baskı / 04.2018

Büyü’sün, Yaz!  Toplu Şiirler (1969-2005)

“Dile çok büyük planda hâkim olamayan, sözü yazıyı canından sızdırmamış kimseler bu alanda at oynatamaz. Hilmi Yavuz, dil beğenisi en yüksek şairlerimizden biri.”
Cemal Süreya

“Kendini yineleyen bir şair değildir Hilmi Yavuz. ‘Bedreddin’in ve ‘Doğu Şiirleri’nin Hilmi Yavuz’u, toplumsal kesitleri şiirleştirmekte eşsiz bir düzeye varmıştı.”
Doğan Hızlan

DEVRİM

bir gülün açılması devrimdir
bildiğin anladığın bir devrim
kimbilir nereye varmışlığımız
bir av sonu ağırlayan gözlerim
seni anmak öyle kolay değildir
denizler: biraz çocuk kalmışlığımız

bir gülün açılması devrimdir
bildiğin anladığın bir devrim
gecede bir bozkır kalmışlığımız
bakışları ağırlayan seslerim
sana bakmak öyle kolay değildir
simgeler: en çocuk yanlışlığımız
BEDREDDİN

mübalâğa akşam olur

güz, neftî dolaklarını kuşanır da gelir
yaprağın fetrete düştüğü zaman

sen ey yaz günlerini
top top ak çuhaya tebdil eyleyip
ve bir solgun gülümseme olarak
eğnine giyen şaman

buyur otur
şeyhim
samanyollarının ılık sedirine uzan
uzun, görklü ve sof
yüzünü bizden yana döndür
bize buğdayın ateşini
gözlerin tîmârını
ve hüznün vâridâtını anlat

elini elimize dokundurmadan

sen ki öldüğü yere
bir kök sümbül bırakır gibi
usulca sevdalar bırakan
ovaların ve kartalların musahibi

ne zaman diye sorma, ne zaman
yaprağın fetreti gülün kıyâmına
gülün kıyâmı ağacın isyânına
dönerse işte o zaman

mübalâğa akşam olur
güz, neftî dolaklarını çıkarır da gelir

elini elimize dokundurmadan
NÂZIM HİKMET

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylân
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin nâzım’ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının teleğinden ve gerek
lâcivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız
DOĞUNUN
DİYALEKTİĞİ

su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi
yaprağı akarına bırakmak

günün yaşmağını örtünür ve bir tekke nefesi
gibi usulca acılanır toprak
sesin kendini güle
ve gülün kendini sessizliğe dönüştürmesi
gibi kendi kendini yağmalayarak
odur şafağı dönüştüren ölüme

bu yağma sanki yıkık hanların
ve yazından baç alınan erguvanların
üzerinden bir dağ, örneğin nurhak
olup geçmiştir
ölüm hangi denizleri gezmiştir
bilinir ama mutlak
bir büyük hasrete kolan vurarak
çıkar kalbimin önüne

bir doğudur ki o, gülerken bile bozlak
hep susmuş, evet, ve nasıl ki sevdayı
gök ekinler gibi tırpanlayarak
yeni sevdalar üretmiş, ve susmak
yeniden gök ekinler gövertmiş
gövertecek de
gurbeti sılaya bağlayarak

su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi
yaprağı akarına bırakmak
KORUGANLAR

nerde şiirler? nerde o dili yorgun koruganlar?

ben şimdi karartılmış bir bulutun
rastgele yoldan çevirdiği bir şairim:
dilimde ay ağardı ve acılar çıktı
diye üzerimden
kimbilir nerde aranan

ben şimdi ve dâimâ kalbine
hüzünler ihbar edilen bir şairim:
söyle nerde, haydi söyle o kanayan sözlerle
sedefli güzeller?
kimbilir nerde saklanan

ben şimdi bir gülü
kendi güvenliği için
bir sevda şiirine dönüştürmeye
yargılı bir şairim, yaptığım bu işte!
soru sorma, yolları kapat ve unut
yazları ve şiirleri
kimbilir nerde yazılan
KÜLLER VE ZAMAN

Zaman, dilsiz çocuk, Zaman...
bana neler söylemek istedin?
sözcüklere yağan kar’dın
izini yitirdim bakışlarda
bir külün içinden okuyuşlarda
kar’dın, kendini küredin

Zaman, dilsiz çocuk, Zaman...
ince aşklarla yırtılan
sendin, yollarla erguvan
sunulmuş lânetli kışlardan
aldığım belirsiz dokunuşlardan
kopan tenini dinledin

Zaman, dilsiz çocuk, Zaman...
sözcüklerin ardında duran
melektin, kendini okuyan
Söz’ün geldiği durumu
yaprak ve külden olduğumu
belki onlarda söyledin

Zaman, dilsiz çocuk, Zaman...
AYNALAR VE ZAMAN

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden
geriye sadece erguvanlar kaldı

şair! bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ
ne aradık sözcüklerin kuytularında
ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde?
Zaman’ın sırı hâlâ duruyor olmalı ki üzerimizde
biz bakınca görünen aynalardı

nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrıldı sizde
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde...
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı
TEN SONNET’Sİ

ben tenime yürürüm; tenim benim gereksiz
et parçası, atılmış, duruyor bir kenarda...
âh, aşklar vardır şimdi, amaçsız ve ereksiz
birlikte dolaşırlar; yırtıcı ve hovarda...
belleğim? bir kurttur o! dâimâ ipe sapa
gelmeyen birşeyleri parçalıyor... kemirgen!
aşk uzakta uluyor, yalnızlık lapa lapa
yığılıyor kapıma... âh, kendini kürerken
kaybolan kar günleri!.. elimle yediririm
tenimi yeraltına... savaşlarda karartma
olduğunda örterler ya... ağır perdelerim
öyle kapalı işte... sımsıkı... bir kuşatma!

bir kurt nasıl kuşanırsa öyle kar günlerini;
aynalar kuşanıyor aynadaki tenini...
YOLCULUK VE GÜL

nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi
akşamın? duymak sanki bir gülün
yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru;
gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru
alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza...

bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa
yaşlı yazlarla dolu... orda, elbet o çölün
ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip
bir şeyler duyuyorum... sesler, şeyler? ölünün
son gördüğü o gülü çağrıştıran, –nedense...

ben yine bahçemleyim, bu belki kendimleyim
mi demek? yolcu ten’dir, eğer yollar bedense...
HARFLER VE KİBRİT

aşkları da yaktım, yalnızlığı da!
dumanına gel dedim, ateşine git!
sözlerin külü kaldı elimde
bir de gül, bir kibrit!

kimbilir hangisiydi yanmadı
eskidendi o süslü intiharlar
hilmi! gel akşama hüzün var!
bir de gül, bir kibrit!

durup da saysam da çoğu da bir’dir
şiirler da, da, da, şenlik ateşleridir
dizelerden yanık kokusu gelir
bir de harf, bir kibrit!



Benzer Kitaplar