YKY - Yapı Kredi Yayınları
Sepet Ürün bulunmaktadır.
Aciz Çağ, Faltaşları

Aciz Çağ, Faltaşları

Yazar:

Kategori: Deneme, Edebiyat

ISBN: 975-363-815-9

YKY'de İlk Baskı Tarihi:

100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücretsiz.
%30İNDİRİM 9.07 TL   Etiket Fiyatı : 12.96 TL
TÜKENDİ

Pandemi sebebiyle siparişiniz en geç 2 iş günü içerisinde kargoya teslim edilir.

Genel BilgilerTadımlık
Sayfa Sayısı : 384
Boyut : 13.5 x 21 cm

Enis Batur, “Yazının Ucu” ve “E/Babil Yazıları”nı takip ederek yazınsal denemelerinin üçüncü cildini oluşturan bu kitabı, “zamanın dilediği gibi kullandığı, altı ay süren özel bir dönem içinde” yazmış. “Kuş Dili”nden “Pessoa’nın Sandığı”na, “Öcüyü Gören: Gauguin”den “Yemek, Sanat, Kösnü”ye, “Şiirin Susku Haddi”nden “Greenaway” ve “Lohengrin”e… “Daha az mesafeli, öznellik dozunun belirgin biçimde arttığı, kuşatıcılığın yerini kesitleyiciliğin aldığı denemeler…” Örümcek “yazı ağı”nı örmeyi sürdürüyor.

Artaud'nun Meksika'ya, Tarahumaralar'ın yanına gitme gerekçeleri yalın. Öncelikle burada sıkıştığı gerçeği unutulmamalı: Gerçeküstücü hareketten kopmuş, koparılmış; tiyatroda, sinemada, çevresinde köpüklü bir tıkanış yaşamış; Avrupa'da iklim bozuk, sertleşiyor gitgide, siyah bulutların geldiğini seziyor. Çok kişiden önce görmüş, ayrıca: "Batı rasyoneli duvara dayandı, ben büyülü esaslara dayalı başka bir uygarlık arıyorum". Doğru adrese gitmiş. Dokunulmamış, neredeyse temiz bir ilk-el dünya ile yüzleşmek yerinde karar. Zalimce gelebilir, yarı kaçıklar makro düzlemde gerçekçidirler: Savaşın yılgı verici yıllarını Artaud hastanede, Klossowski manastırında, Dali Amerika'da geçirmiştir. Kalanlara bakın bir de: Desnos, Max Jacob, Benjamin ölüp gidenlerden birkaçı. Batı ratio'sunun duvara dayanışı konusu her tür mümine çekici geliyor: Tabiî, diyorlar, "Tanrı öldü" derseniz, sonunda herşeyi öldürürsünüz - başta kendi yokoluşunuzun hazırlığıdır bu. Defterde, uzun uzadıya tartışmak istiyorum kendimle, "Tanrının Ölümü" çerçevesinde. Batı'nın duvara dayandığının kanıtları azbuz değildir şüphesiz. Pek çok kişi gibi ben de ana simge olarak Auschwitz'i seçiyorum burada: Yahudilerle, İbranilik ya da antisemitlikle hiçbir ilgisi yok bu seçimimin, ayrıca. Batı ratio'sunun en ağır, en kalıcı sonucu kapitalizm herhalde. Kendisini yıkma hizasına yaklaşan Avrupa'dan çekip giden Artaud'nun, Meksika'da değerleri hepten değişik bir yaşam anlayışıyla karşılaşmış olmasının ona yeniden bir darbe vurmadığı söylenebilir mi? Görüyorsunuz ki onlardan biri değilsiniz, artık olamazsınız. Rodez'e onu götüren hangisidir: Geçmişte zaten kırılmış olan iç camı, sinir terazisi mi; bu toplumun ancak o bölgesine ait olabileceği düşüncesi mi; gidecek başka yerinin kalmaması mı? Karmaşık, yanıtı bulunamaz sorular bunlar. Tarahumaralar'a, kavisle dönüyorum: Rue du Haut-Pavé'nin köşesindeki "Indian" dükkânına yıllardır gidiyorum, geleli beri iki kez daha gittim, daha da gideceğim ortada. Amerikalıların yokettikleri bir dünyanın kültürünü yaşatma çabaları dokunuyor bana. Öte yandan, kızılderililerin dibine darı ekenler, unutmamalı, Amerika'daki İngilizler ve Fransızlardır. Orta ve Güney Amerika'da İspanyolların yaptığından bile amansız bir "temizlik". "Toprak, su bize ait değil ki onu bizden almaya çalışıyorsunuz" cümlesini kuran zihniyetin yüksekliği ile bugünün Amerika'sını hazırlayan toplumsal felsefeyi karşıkarşıya koyunca yıkılıveriyor kum kaleleri. Dükkândaki "eşya"da da aynı yüksek estetiğin kırıntıları göze çarpıyor: İyileştirici tahta bebekler, hekim taşları, görkemli tüyler, dehşet güzellikteki müzik araçları. Bize o dünyadan kala kala bu replikaların kalmış olması tam anlamıyla vahşet...



Benzer Kitaplar